Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TRT Avaz kanalında yayınlanan “Yenigün” programına katıldı.
Zeybek: “Fransa, sanki vicdanını temizlemeye uğraşıyor”
Zeybek, Emekli bir Rus Emniyet Müdürünün kendisine anlattıklarını da canlı yayında aktardı: “Moskova’da bir cinayet işlendiği zaman, önce bunu hangi milletin işlediğine bakarız. Çünkü, her milletin cinayet işleme şekli başka olur. Ermeniler nedense, öldürmekle yetinmez, ölüyü parçalarlar. Öyle bir cinayet işlendiği zaman, bunu Ermenilerin yaptığını anlarız dedi.”
(DP Basın Merkezi – 19 Ocak 2012) Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, TRT Avaz kanalında Levent Kol ve Cahan Muradova’nın sunduğu “Yenigün” adlı programa telefonla katılarak soruları cevaplandırdı.
Zeybek, Moskova’da, Emekli bir Rus Emniyet Müdürünün kendisine, “Moskova’da bir cinayet işlendiği zaman, önce bunu hangi milletin işlediğine bakarız. Çünkü, her milletin cinayet işleme şekli başka olur. Ermeniler nedense, öldürmekle yetinmez, ölüyü parçalarlar. Öyle bir cinayet işlendiği zaman, bunu Ermenilerin yaptığını anlarız” şeklindeki sözlerini anlattı.
Cahan Muradova: Namık Kemal Zeybek Bey, programımıza hoş geldiniz. Biz değerli konuklarımız Feyzullah Bey ve Mehmet Bey’le Ermeni meselesi ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili sohbet ediyoruz. Bu konuda sizin de söylemek istedikleriniz vardır. Buyurun, söz sizde.
Namık Kemal Zeybek: Önce Ermeni meselesiyle ilgili görüşlerimi söyleyeyim. Orada değerli arkadaşlarım var. Onlar bu işleri fevkalade bilen, derinden inceleyen, ilmi açıdan inceleyen arkadaşlarımızdır. Ben yaşadığım bir şeyi anlatmak isterim.
Ben Bayburt’un Kitre Köyü’ndenim. Kitre Köyü’nden Bayburt’a gitmek için yol üzerinde bir köprü vardır. Osluk Köprüsü denir ona. Osluk Köprüsü’nden çocukluğumda her geçişimizde büyüklerimiz ellerini açar, dua ederler, Fatiha okurlardı. Biz sorduğumuz zaman da bize açıklamazlardı. Burada ‘amcalarınız var’ der, geçiştirirlerdi. Biraz daha büyüyünce gerçeği öğrendim, daha doğrusu anlattılar. Demek ki çocuk yaşta o acı olayı bize anlatmak istemediler. Gerçek şu:
Benim dedemin bir kardeşi ve bir yeğeni, 15-16 yaşında gençler Ermeni çeteleri tarafından doğranıyorlar. Ermeniler dersek, bütün Ermenileri suçlamak gibi olur. Halbuki Doğru Anadolu’da Müslüman katliamını, Müslümanların yok edilmesi suretiyle Doğru Anadolu’yu Ermenistan haline getirmek projesinde görev alanları, Ermeni çeteleri diye isimlendirmek daha doğru. Taşnak çeteleri, Hınçak çeteleri, ki biz bu çete isimlerini çocukluğumuzdan itibaren duyduk.
Onlar, iki genç doğranıyor. Yani vücutları baltalarla parçalanmış halde bulunuyor. Bir tanesinin çizme içindeki, (böyle eskiden yumuşak çizmeler vardı, diz kapaklarına kadar giyilen) bacağını köprünün altında buluyorlar. Yukarıya doğru da diğer parçalarını buluyorlar. Getirip oraya gömüyorlar. Gençlerin üzerlerinde bir çakıları bile olmadığı söylendi. Bir çakı olsaydı ne yapacaktı ki, iki tane genç çocuk, karşıda tam silahlı çeteler. Yani katliam yapmaya azmettirilmiş çeteler.
“Her milletin cinayet işleme şekli başka olur.”
Sonra Moskova’da, aralarında Emekli bir Rus Emniyet Müdürünün de bulunduğu bir grupla yediğim öğle yemeği sırasında bunu anlattım. Emekli Rus Emniyet Müdürü güldü. “Niye gülüyorsunuz?” diye sorunca, Emekli Rus Emniyet Müdürü şunları söyledi:
“Biz Moskova’da bir cinayet işlendiği zaman, önce bunu hangi millet işliyor diye bakarız. Her milletin cinayet işleme şekli başka olur. Ermeniler nedense, ölüyü öldürürler. Kültürlerinden gelen bir şey belki ama Ermeniler, öldürmekle yetinmez ölüyü parçalarlar. Öyle bir cinayet işlendiği zaman; anlarız ki bunu Ermeniler yapmıştır. Sonra soruşturmayı daraltarak gideriz. Yani her milletin de buna benzer cinayet şekilleri vardır.”
Yine büyüklerimizin anlattığına göre; Bayburt Camii’ne ‘size erzak vereceğiz” diyerek her köyden gençler, insanlar toplandı. Çünkü kıtlık yılları o yıllar. Sarıkamış Harekatı gerçekleşmiş, bir büyük facia var. Benim dedem ve köyün muhtarı, “bunda bir hile seziyorum” diyerek gençleri göndermemiş. Bizim köy kurtulmuş. Bizim köyden o katliamda ölen olmamış ama başka yakın köylerden giden insanlar camiye doldurulup yakılmışlar.
“Fransa sanki vicdanını temizlemeye uğraşıyor”
Şimdi çıplak gerçek şu; Van’da on binlerce insan, Müslüman öldürüldü. Rus ordusu Van’a geldiği zaman, ‘burada hiç mi Müslüman yok’ diye hayretler içinde kalmışlar. Fransa sanki vicdanını temizlemeye uğraşıyor, kendi suçunu bize, Türklere atmaya çalışıyor. Fransa’nın da içinde bulunduğu emperyalist devletlerin kışkırttığı, desteklediği, kandırdığı Ermeni çeteleri önce Ermeni köylerinden kendilerine teslim olmayanları öldürdüler. Terör örgütleri hep böyle yaparlar. Ermenileri teslim almak için onlar üzerinde bir terör uyguladılar. Sonra da o bölgede Müslüman katliamına başladılar. Yani bir soykırım kararı vardır, soykırım teşebbüsü olmuştur. Allah’a şükür ki bu, başarısız olmuştur.
Bütün bunların sonunda, Osmanlı Devleti’nin yaptığı bir tedbirdir. Savaş bölgesinde Rus ordularına destek veren Ermeniler, o bölgeden alınmış daha güzel, yaşamaya daha elverişli, iklimi daha düzgün olan Suriye taraflarına götürülmüşlerdir.
Bu arada Doğu Anadolu’nun bir bölümü, Müslüman halkımızın bir kısmı, Kürtçe konuşan halklarımızdır. Bilhassa onların yoğun olarak yaşadığı bölgeden geçti tehcir heyeti. O sırada Ermenilere karşı bir takım öldürme teşebbüsleri ve öldürmeler olmuştur. Jandarma korumaya çalışırken, jandarmadan da ölenler olmuştur. Yalın, çıplak tarihin gerçeği budur. Bunun dışında söylenecek her şey çarpıtmadır. Ama ne yazık ki biz, bize karşı uygulanan bu soykırım teşebbüsünü dahi dünyaya anlatamıyoruz.
Yani bakınız, bire bir ailemde yaşadığım bir olayı anlattım. Mesele bundan ibarettir diye düşünüyorum. Onun ötesinde zaten değerli dostlarım bu işi çok iyi anlattılar.
“10 Kasım’ı bir ağlama günü olmaktan çıkardım”
Atatürk konusuna gelince; ben alışılagelmiş bir şekilde 10 Kasım’larda ağlamaların kalkmasını istedim Kültür Bakanı olduğum dönemde de kaldırdım. Kaldırdım dediğim, benim teşebbüsümle kalktı. 10 Kasım’ı bir ah-vah, ağlama, ‘Atam sen kalk da ben yatam’ gibi değil, Atatürk’ü anlamak amacıyla değerlendirelim. Biz Atatürk’ü anlamalıyız. Atatürk’ü anlamak ve anlatmaya nereden başlamak gerekirse, bu işi Feyzullah Budak dostum çok iyi bir şekilde anlatır. Bilhassa bu konu üzerinde yoğunlaştığını biliyorum. Bence, kitap okuyan Atatürk’ü anlatmak lazım.
Anıtkabir Derneği’nin 24 ciltlik bir kitap yayını vardır. Şöyle ifade edeyim; bizi dinleyen herkesin vicdanına sesleniyorum; ben dahil, ben hukuk okudum ama asıl merak alanım ve okuma alanım daha çok Türkoloji denilen bilim dalıdır. İlahiyattır.. Bu dalları çok severim ve okurum. Tük Birliğini de okumaya çalışırım ama ben bugüne kadar, Türkiye Türkçesi Sözlüğü dahil olmak üzere hiçbir sözlüğü başından sonuna kadar okumuş değilim. Ama Yakut Türkçesi sözlüğünü, Karatay Türkçesi sözlüğünü, Kazak-Kırgız Türkçesi sözlüğünü, Tatar Türkçesi sözlüğünü, Türk lehçeleri sözlüğünü A’dan başlayarak Z’ye kadar okuyan, okumakla yetinmeyen, sözlerin yanına bir takım açıklamalar yapan bir Atatürk’ten bahsediyorum.
“Atatürk olsaydı,‘Türk Devletler Birliği’ çoktan kurulurdu”
Atatürk’ü böyle anlamalı diyorum. Yani 3397 kitabı okuduğunu tespit ettik, bence çok daha fazla 5 bine çıkar. Çünkü bir kısmını tespit edemedik. Mesela Sofya’da Bulgaristan kütüphanesinden alıp okuduğu kitapları bilmiyoruz, onlar tespit edilebilmiş değil. Yani binlerce kitabı ders kitabı gibi okuyan bir Atatürk. Onun için bu tarih bilgisinden, dünyayı takip için, anlamak için okuduğu kitaplardan aldığı bilgiyi, uygulamalarında değerlendirdiği için hiç hata yapmamıştır. İnsanoğlu hata yapar. Ama genel hatları itibariyle doğru kararlar vermiş ve neticeye ulaşmış bir insandı. Ne diyordu; “bahtiyarım ki başardım”. Biz de bahtiyarız ki Atatürk başardı. Bugün olsaydı, 1933’te işaret ettiği gibi ‘Türk Devletler Birliği’ çoktan kurulmuş olurdu diye düşünüyorum. Size saygılarımız sunuyorum. Teşekkür ederim. Arkadaşlarıma da başarılar dilerim. Hepinizi seviyorum. Allah milletimize yardımcı olsun, Allah milletimizi korusun.”