Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Olay TV’de yayınlanan “Gündem” programında Mehmet Çatakçı’nın sorularını cevaplandırdı ( 17.01.2011 )
“Hedef tek başına iktidar”
“Demokrat Parti’de yeniden diriliş süreci başlamıştır. Uçağımız kalktı bizim. Bundan sonra artık biz, kitlelerle buluşmak üzere çok kısa bir hazırlık döneminden sonra, kitlelerle buluşmak üzere alanlara yayılacağız.”
(DP Basın Merkezi – 17 Ocak 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Olay TV’de yayınlanan “Gündem” programında Mehmet Çatakçı’nın sorularını cevaplandırdı. “Hedef tek başına iktidar” diyen Zeybek, “Demokrat Parti’de yeniden diriliş süreci başlamıştır. Uçağımız kalktı bizim. Bundan sonra artık biz, kitlelerle buluşmak üzere çok kısa bir hazırlık döneminden sonra, kitlelerle buluşmak üzere alanlara yayılacağız.”şeklinde konuştu.
Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Mehmet Çatakçı’nın sorularına şu cevapları verdi:
“Hazırlık ve fırsat, ikisi birleşti.”
MEHMET ÇATAKÇI: Namık Kemal Zeybek, Demokrat Parti’ye Genel Başkan olarak seçildi. Efendim hoş geldiniz, hayırlı, uğurlu olsun.6 adayın yaptığı seçim neticesinde Genel Başkan oldunuz. Kavgasız, gürültüsüz bir seçim oldu.Bundan sonraki süreç ne olacak, Demokrat Parti’nin yolu ne olacak?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim, Bismillah dedik başladık, bu arada ben dışarıda anlattığım bir durumu anlatmak isterim. Bizim İrfettin Bey dostumuz var. Eski Muğla milletvekilimiz ve benim dostumdur. Dün o geldi yanıma ve eşi hanımefendinin bir sözünü söyledi. Çok ilginçtir, son zamanlarda bu tarz sözleri çok duyuyorum, ‘annem bana söyledi’, ‘eşim söyledi’ diye.. Demiş ki, ‘Namık Kemal Zeybek’i desteklemezsen sana hakkımı helal etmem., ben onu dinledim, doğrusu O’dur.” İrfettin bey de, ‘zaten benim de niyetim o. Onun için gidiyorum.” Cevabını vermiş. Asıl tabii şunu söyleyeceğim, siyaseti biraz irfani hale de getirmek lazım. Dermiş ki, o hanımefendi sık sık, ‘Baht dediğiniz şey, şans dediğiniz şey, hazırlık ile fırsatların birleşimidir.’ Çok güzel ve felsefi bir söz. Yani tabii ki, bizim çok uzun yıllara dayalı bir hazırlığımız var. Yani 10 yıl kaymakamlığımız var. Sonra devletimizde müsteşar olarak hizmet yaptık. Sayın Demirel’in Başbakanlığı, Sayın rahmetli Gün Sazak’ın Bakan olduğu dönemde hizmet yaptık. 4 yıl özel sektörde koordinatör olarak çalışıp, ticari hayatı ve ekonomiyi yakından inceleme imkânım oldu.
Kültür Bakanlığım oldu, devlet bakanlığım oldu, cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığım oldu, büyükelçiliğim oldu. Yani arkamda uzun bir hazırlık dönemi var. Siyasete Adalet Partisi Gençlik Kolları’nda başladım, siyasi hayatta ve mecliste şu anda birleşen Anavatan Partisi’nden, bir dönem de Doğru Yol Partisi’nden milletvekili olarak, bakan olarak hizmet ettim. Bunun dışında da hizmetlerim var. Bir üniversite kurdum. 14 yıl bu üniversiteyi geliştirdim, büyüttüm, 30 bin öğrenci mezun ettim. Şu anda da 20 bin öğrenci orada okuyor.
Bütün bu hazırlıklardan sonra geldim. Nasıl oldu da bu insan 3 gün içinde, adı filan geçmezken, adaylar arasında yokken birdenbire Demokrat Parti gibi çok köklü teşkilatları olan, kökleri çok derinlere giden, cumhuriyetimizin derinliklerine, beynine kadar giden bir partinin genel başkanlığına nasıl gelindi? Evet, işte hazırlık ve fırsat. İkisi birleşti ve böyle bir yere geldim.
MEHMET ÇATAKÇI: Süleyman Demirel’e benzetiyorlar sizini gelişinizi. O’da üç gün önce Adalet Partisi Genel Başkanlığına aday oluyor ve genel başkan seçiliyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efsanevi, ‘Barajlar Kralı’ olmak, en genç, ‘Su İşleri Genel Müdürü’ olmak, Sayın Menderes ve Bayar’ın en sevdiği bürokrat olmak, Adalet Partisi kongresinde en çok oy alan Genel İdare Kurulu Üyesi olmak gibi bir hazırlık dönemi var. Fırsat geldi ve Cumhurbaşkanlığına kadar yolu açıldı.
MEHMET ÇATAKÇI: Bundan sonra Demokrat Parti siyasi yapısı nasıl olacak? ‘Evimiz Türkiye’ projesini Hüsamettin Cindoruk başlatmıştı, bu devam edecek mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bundan sonra olacak olan şey, Demokrat Parti’nin kök değerlerine ulaşması. Kendi tarihi kökleriyle ve kendisini destekleyenlerin, kendisine büyük imkânlar verenlerin, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı verenlerin, bu harekette, başbakanlar çıktı, cumhurbaşkanları çıktı. O veren halkın ruh kökü neyi söylüyorsa o olacak. Yani milliyetçi, muhafazakâr değerlere bağlı, maneviyata bağlı ve saygılı, milli, manevi ve insani değerlere önem veren ama insani değerlerin en önemlilerinden birisi ve belki birincisi olan demokrasiyi her anlamda benimsemiş, demokrasi konusunda sınır tanımayan, cumhuriyet değerlerinden ödün vermeden bir açılımla demokrasi ve cumhuriyeti yerle yerine oturtan bir söylem ile biz yeniden doğacağız. Bu yeniden doğmak kendi köklerimizden doğmak anlamına gelecek.
Yanlış anlamalara sebep olacak sözlerden kaçınacağız. Yani ne gibi sözlerden kaçınmaya çalışacağız? Görülmekte olan bir takım davalar var. Bu davalarda bir sayın politikacı ve şu anda Başbakan olan zat, ‘Ben bu davanın savcısıyım’ dedi. Yanlıştı, böyle şeyler söylemek suçtur. Yasalarımızda görülmekte olan davalarla ilgili görüş beyan etmenin ve mahkemeleri etkileyecek şekilde konuşmanın suç olduğu yazılı. Bir başka değerli politikacı da kalktı, ‘Ben bu davanın avukatıyım’ dedi. Halbuki, o davanın savcısı da var, avukatları da var. Onlar görevlerini yaparlar, siyasetçilerin bu işlerde araya girmemesi gerekir. Yargıya saygı göstermek lazım. Yargıyı korumamız lazım, kurumlarımızı korumamız lazım. Kurumlar içinde yanlış yapanları eleştirebiliriz ama yanlış yapanları eleştirirken kurumun saygınlığına gölge düşürecek söylemlerden ve bizim yanlış anlaşılmamıza sebep olacak bir takım sözlerden de kaçınmamız lazım. Biz bu tarz şeylerden kaçınacağız. Dolayısıyla, biz iki temel dengeyi yerli yerine oturtmak için geliyoruz. Önce muhalefette bu dengeleri yerine oturtacağız, sonra iktidara geleceğiz, sonra inşallah iktidarda yeniden o tarihi Demokrat Parti’nin hedefleri doğrultusunda yürüyeceğiz. İki denge şudur, cumhuriyet değerleri ve demokrasinin erdemleri. Asla cumhuriyet değerlerinden kimseye ödün vermeyiz ama demokraside de sınır tanımayız.
İkincisi; Demokrat Parti’nin altyapı meselelerinde hakim özelliği, tabandan kalkınmayı başlatmak olmuştur. Yani, kaynakları alt gelir gruplarına aktararak, tarıma aktararak, esnafa aktararak, tabandan bir kalkınma meydana getirerek, satın alma gücünü meydana getirmek, satın alma gücünün sebep olacağı, girişim özgürlüğünden kaynaklanan bir takım oluşumları desteklemek. Nasıl desteklemek? Kredi vermek, ucuz krediler vermek hatta bazen hibeler vermek yoluyla desteklemek ve böylece servetin yukarılara doğru yaygınlaşmasını sağlamak. Buna iktisadi demokrasi deniliyor. Ne yazık ki, bu da son zamanlarda tamamen terk edilmiş durumda.
Şu anda Türkiye korkunç bir çift bozan dönemi yaşıyor. Biz Demokrat Parti zamanlarında, Demokrat Parti dersem siz bunun içerisinde Adalet Partisi’ni, Doğru Yol Partisi’ni ve Anavatan Partisi’ni birlikte hatırlamalısınız. Biz topuna birden Demokrat Parti diyoruz, topunu temsil ediyoruz. Demokrat Parti iktidarlarında Türkiye dünyada kendi kendine yeten yani gıda ürünlerinde kendi kendine yeten ender birkaç ülkeden birisiydi.
Şu anda biz kurban kesmek için dışarıdan öküz , sığır getirmek zorunda kalan bir ülke haline geldik. Yani bu nasıl bir iştir? Bakınız dolaşıyoruz, Anadolu’da tam bir çift bozan dönemi yaşanıyor. Tarlalar terk ediliyor. Artık köylerde yaşayanlar, köyleri terk etmekle birlikte üretimi terk ediyor, şehirlere doluşan ve şehirlerin etrafında işsiz, güçsüz dolaşan insan grupları meydana getiriyor. Çok büyük bir tehlikedir bu. Demokrat Parti, tarımı destekliyor. Kim ne derse desin, birileri bize ‘desteklemeyin’ deseler de biz destekleyeceğiz. Çünkü o birileri, bize desteklemeyin diyen Avrupa ülkelerinin destekledikleri kendi tarımlarını desteklediklerini biz de biliyoruz, herkes de biliyor.
Biz, yaşamak için adeta sürünen ve sefalete mahkum edilen işsizlerin meselesini kendi ana meselemiz yapacağız. Türkiye yeniden istihdam denilen iş alanı açma konusunu birincil öncelik olarak ele alacak ve sabit gelirliye yani işçiye, memura ve onarlın emeklilerine, o emekliler baş tacımızdır, biz hepimiz emekliyiz aslında, yani bugün ya da yarın, dolayısıyla emeklilere bakmayan unutmasın ki bir gün kendisi de emekli olacak. Emeklilere insanca yaşayabilecekleri bir hayat biçimi verebilmek, budur amaç.
Türkiye, artık oy vermek için birilerinin kendisine kömür getirmesini, paketler içinde yiyecek getirmesini bekleyen insanlar ülkesi olmaktan çıkacak, çıkmalıdır. Demokrat Parti iktidarlarında yoktu böyle şeyler. Yani işsizlik giderek yaygınlaşıyor, sefalet gittikçe genişliyor. Bu, son derece tehlikelidir. Herhangi bir ülkede gelirler ve servetler arasında bu kadar uçurum olduğu zaman eğer sosyal patlama olmuyorsa o zaman bunun bir sebebi olmalı. Türkiye’de olmasının sebebi yine de bizim milli, manevi, insani değerlere, devletimize ve büyüklerimize olan saygımızdır.
“Evimiz Türkiye projesi, söz konusu değildir.”
MEHMET ÇATAKÇI: Haziran’da yapılacak 2011 seçimleri. Tabii bu kısa süre içinde siz genel başkan oldunuz. Şartlar oluştuğunda seçime doğru Demokrat Parti bir seçim ittifakına girebilir mi? Siz böyle bir şeyi kabul eder misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evimiz Türkiye projesiyle birleştirerek söyleyeyim. Bizim için şu anda Evimiz Türkiye projesi ve benzeri projeler söz konusu değildir. O, o dönemin projesiydi, saygı duyarız çünkü bunlar bizim hareketimizin fikriyatıyla ilgili, omurgasıyla ilgili değil, yöneticilerimizin taktik bir takım sunuşlarıdır. Bizde böyle bir şey olmayacak.
Bu kongreden itibaren herkes biliyor, bilenler biliyor, dostlar seviniyor, bizim inşallah düşmanımız yok ama hasımlar da telaşlanıyor ki Demokrat Parti’de yeniden diriliş süreci başlamıştır. Uçağımız kalktı bizim. Kalkış başlamıştır. Bundan sonra artık biz, kitlelerle buluşmak üzere çok kısa bir hazırlık döneminden sonra hemen kitlelerle buluşmak üzere alanlara yayılacağız.
Süre kısa olabilir ama unutmayalım ki zaman başka zaman. Olay TV var. Olay TV’nin, Olay Medya Grubu’nun değerli dostumuz, büyük devlet adamı, çok büyük şeyler yapmış ve çok büyük bir istihdam oluşmasını sağlayan binlerce kişiye iş verecek iş alanları kuran Cavit Çağlar dostumuzun hakkı olanı yeniden almış olmasında dolayı da ayrıca sevinç duyduğumu ve kendisine de can sağlığı ve başarılar dilediğimi söylemeliyim. Hak yerini bulmuştur, adalet gerçekleşmiştir. Demek istiyorum ki televizyonlarımız var, televizyonlara ulaşmak imkanlarımız var. Bizim büyük televizyonlara, Olay TV gibi Türkiye sathında yayın yapan, her kanalda var olan böylesine büyük televizyonlara ulaşma imkanımız her zaman var. Diğer imkanlar da var; televizyonlar, gazeteler, internet, internet içinde birçok imkanlar, hızlı giden arabalar, uçaklar, helikopterler falan. Bu, başka bir çağ.
MEHMET ÇATAKÇI: Kongrede önemli bir cümle sarf ettiniz; “televizyonlar bizi vermiyor diye yakınmayalım. Televizyonlarda güzel mesajlar verilmesiydi.” Onu açabilir misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Televizyon ve gazeteler haber satarlar. Onların da geçinmeleri, izlenmeyle ilgilidir. Yani siz onlara izlenebilecek bir program sunarsanız, onlara halkın izleyebileceği bir program sunarsanız, onlara eğer halkın ilginç gördüğü bir haber üretirseniz, bir fikir üretirseniz onlar niye yer vermesinler size? Yer verirler size. Hatır için de bizleri çağıranlar olur. Diyelim ki şu şu basın kuruluşları hatır için bizi çağırdılar, olabilir. Nitekim ilk kongrede bizim bütün haberlerimiz çok güzel verildi. Ben bunlar içinde hatır destekleri olduğunu biliyorum ama bu sürüp gitmez. Bir müddet sonra siz profesyonelce davranıp, tanıtım ve propaganda kurallarına uygun çalışmalar yaparsanız sizi vermeyecek hiçbir basın organı yoktur. Size karşı olanlar bile sizin haberlerinizi verirler, vermek zorunda kalırlar. Vermeyenler o zaman izlenme oranında düşüşe, reklamlarda azalışa sebep olurlar. Tabii televizyoncuyum aynı zamanda, bir mesleğim gazetecilik. Dolayısıyla bunları yaşayarak da biliyorum.
“Hedef tek başına iktidardır”
MEHMET ÇATAKÇI: Öyle gözüküyor ki siz önümüzdeki günlerde artık il il gezmeye başlayacaksınız, meydanlara çıkacaksınız. Burada halka sizden bekledikleri birkaç mesajınız nedir?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir defa biz şu partiyle, bu partiyle ittifak gibi düşünceler içinde değiliz. Biz tek başımıza iktidara geleceğiz. Hedefimiz bu. Tek başımıza iktidar yolunda yürürken, elbette ki hedefimiz bu olmakla birlikte, bu büyük amaçla, bu ideal ile var olan gerçekler arasındaki dengeyi de gözetip, en uygun anda yapılması gereken neyse onu yapacağız. Ama hedef tek başına iktidardır. Yürüyelim, gidelim, bakarız.
Ben şunu ilan ettim ve arkasındayım; biz işçiye, memura ve onların emeklilerine yüzde 50 maaşlarına zam yapmayı vaat ediyoruz.. Kimse şaşırmasın. Bizim içinde bulunduğumuz, benim de Bakan olduğum hükümet döneminde yüzde 120 zam yapıldı. 54. Hükümet Doğru Yol Partisi’nin büyük ortak olduğu dönemde, Sayın Çiller’in ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olduğu dönemde biz, işçiye, memura ve emekliye gerçek hesapla yüzde 120 zam yaptık. Bu bizim siyasetimizin geleneğiydi. Bu, Türkiye’nin çıkarına olduğu için yaptık. Kaynak nereden diye soracaklar. Kaynak var. O zaman nereden bulduysak yine buluruz.
Şu soru gelebilir; niye yüzde 120 değil de yüzde 50 diyorsun? Çünkü o zaman enflasyon vardı. Dolayısıyla enflasyonist etkiyi çıkardığınız zaman, gerçek bir hesapla söylüyorum, yüzde 50 zam vaat ediyoruz. Biz bunu yaparız. Hiç kimse merak etmesin. Türkiye’de kaynak var. Türkiye’yi bir dünya ülkesi yapmak için de her türlü kaynak var.
MEHMET ÇATAKÇI: Çok teşekkür ediyoruz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben de teşekkür ederim.