Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Demokrat Parti’nin Kuruluş Yıldönümü töreninde konuştu: 07.01.2012

  

“Biz kendimize ve herkese demokrat olmak durumundayız.”

“Bu ülkede en önde demokrasiyi biz savunuyoruz,

savunmaya da devam edeceğiz.”

“Ne Mutlu Türküm demeye devam edeceğiz”

“Sosyal demokratlar üretimden çok üleşimle meşguldür”

(DP Basın Merkezi- 7 Ocak 2011)-Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Demokrat Parti’nin Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Kimse bize, Türk olmakla övünme hakkını çok göremez.” dedi. Eski Cumhurbaşkanlarından Celal Bayar’ın 7 Ocak 1946 yılında kurduğu Demokrat Parti’nin kuruluş yıldönümü, Demokrat Parti Genel Merkezi’ndeki Turgut Özal Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle kutlandı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Turgut Özal Kültür Merkezi Sorumlusu Opera Sanatçısı Tenör Şakir İlyasoğulları piyanoda kendisine eşlik eden kızı Sıla İlyasoğulları ile birlikte Atatürk’ün sevdiği bazı şarkıları seslendirdi.

Demokrat Parti’nin kuruluş yıldönümü törenlerinin açış konuşmasını yapan Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, şunları söyledi:

“Başımı eğip saygılarımı sunuyorum”

“Bismillah diyerek bu güzel günümüzdeki konuşmama başlamak istiyorum. Demokrat Parti’nin başlangıcındaki ve gelişmesindeki görüşlerine bilgi olarak çok değerli Dülger kardeşimizin konuşmasına teşekkür ederim ve konuyu çok da akla gelmeyen bir konudan başlatmak istiyorum. Yıl 1935 tüm dünyada savaş rüzgârlarının esmeye başladığı bir dönem, ortada totaliter diktatorya baskın rejim görülüyor ve onların ortaya koydukları başarı bilhassa sanayileşmede ekonomide ortaya koydukları başarı bir çok insan zihnini o vecilere doğru çekip alıyor böyle bir dönem 1935. Bizde de böyle temayüller var yani Avrupa’daki faşizme, nazizme benzer bir rejim kurmalıyız diye düşünenler var. Tabii faşizmin, nazizmin de birbirinden farkı var. Nazizm’de ırk esası Almanların yapısından ötürü temeldir ve kutsal olan ırktır ve dolayısıyla nazizmin temelinde rasizim vardır ırkçılık yani kökten Yahudi Müslümanlığı.


Tören, Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı.

Buna mükabil faşizmde devlet kutsaldır, tek kutsaldır, devletten başka kutsal yoktur, her şey devlet içinde, devletin dışında doğru yoktur anlayışı vardır ama uygulamada baskıcı hayatın tamamını kapsayan ekonomiye, insan zihnine, eğitime hepsine tek pencereden bakan bir uygulama ve dünya görüşü vardır. Bizde de Recep Peker, gider CHP Genel Sekreteri faşizmi ve nazizmi inceler ve bize benzer bir totaliter diktatorya oluşturmak üzere bir bir proje hazırlar. Bir milli şef olacaktır en başta. Yani nasıl İtalya’da Deuche, Almanya’da Fluder var ise bizde de bir kişi olacaktır oda milli şef olacaktır.

Bu proje dönemin başbakanı İsmet Paşa’nın yazısıyla dönemin cumhurbaşkanı Atatürk’e teklif edildi. Atatürk bu teklifi sabaha kadar inceler, o gece uyumaz sabah Hasan Rıza Soyak’ı çağırır. Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarından ve der ki, “Kim bu zorbalar” anlamadım efendim, “Sen okumadın mı bana verdiğin bu projeyi belli ki, İsmet Paşa da okumadan göndermiştir. Yok yok okumamıştır” der. Hasan Rıza Soyak İsmet Paşa’nın okuduğu ve bu projeyi okuyup bilerek imzaladığı kanaatindedir.

İşte orada Atatürk’ün söylediği sözler Demokrat Parti’nin başlangıcıdır. Der ki, “Hayret-i uzma, şaşarım aklı perişanınıza” Atatürk’ün sık sık kullandığı sözlerdir bunlar hayret-i uzma büyük hayret. Şaşarım aklı perişanınıza o karışık aklınıza şaşarım. “Görüyorum ki, en yakın arkadaşlarımız bile bizi anlayamamışlar. Biz bu ülkede öyle bir demokrasi istiyoruz ki, dünyadaki gelişmeler karşısında tarafları kalmayacağını düşündüğümüz, hanedanlığa taraftar olanlar bile siyasi parti kurabilmelidirler. Hedefimiz bu, böyle bir demokrasi hedefliyoruz” diyor.

Hedef bu, şimdi Atatürk’ün bu sözleri söylemiş olmasını öğrenen birçok insan da bir “hayreti uzma” içerisine girmiş olabilir. Ama bu bir gerçektir. Toplum geliştikçe, dünyadaki demokrasi anlayışı da geliştikçe Türkiye’nin de bunun dışında kalmasının gereğidir. Atatürk bu projeyi kaldırır atar, şimdi araştırmacılar var burada, panelde de konuşacak çok değerli insanlar var. Ben onlara bir teklifte bulunuyorum o kâğıtlar mutlaka cumhurbaşkanlığı arşivindedir alıp incelemelerini tavsiye ediyorum.

Değerli dava arkadaşlarım, değerli konuklar. Her ne kadar Atatürk o kâğıtları arşive kaldırdıysa da Atatürk’ün ölümünden sonra o zihniyet ve o insanlar, o projeyi hayata geçirdiler ve gerçekten Türkiye’de bir diktatorya kuruldu. Dikkat edelim Atatürk’ün devrimlerle ilgili çıkardığı kanunlarda cezai müeyyideler yoktur. Hep inandırarak, anlatarak geçirmiştir. Ama kendisinden sonra ceza kanunlarında suçlar icat edilmiştir. Tek şef, milli şef ve her şeye hâkim bir baskı rejimi meydana gelmiştir ve Atatürk’ün o projeden sonra İsmet Paşayı daha fazla görevinde tutmama kararı aldığını ve zaman içinde uygulamaya koyduğunu söyler Hasan Rıza Soyak.

Demokrasiye inanan bir kişi başbakan olmuştur. O da Celal Bayar, bizim partimizin kurucusu ve genel başkanımız Celal Bayar’dır. Dolayısıyla biz bütün geçmişlerimizin, Partimizin büyüklerinin, yüce Atatürk’ün, Celal Bayar’ın hepsinin huzurunda, partimize hizmet etmiş olup ötelere gidenlerin manevi huzurlarında ben şu anda Demokrat Parti’nin genel başkanı olan kişi olarak başımı eğip saygılarımı sunuyorum. O büyük mücadele içerisinde yıllarını geçirip bizim aksakallımız olan büyüklerimizin huzurunda yine başımı eğip saygılarımı sunuyorum.

“Celal Bayar’ın Atatürk’ün hep övgüsüne mazhar olmuştur”

Değerli dostlarım, Demokrat Parti kurulma kararı verildiği zaman, Dülger’in de söylediği gibi demokrasiye inanan insanlar bir araya gelmiş, halka inanan insanlar bir araya gelmiş ve Demokrat Parti’yi oluşturmuşlardır. Demokrat Parti de bu ülkeye çok büyük hizmetler yapmıştır. Tabii unutmamak lazımdır, Cumhuriyetimiz kurulduğu zaman 13 milyonluk ihtiyarlardan ve kadınlardan meydana gelen bir halk, harap bir memleket uzun süren savaşlar ve ihmaller sonucunda bakımsız kalmış bir toprak parçası. Osmanlı bakmadı mı? Hayır, Osmanlı yeni vatanlara baktı, Anadolu’ya değil. Anadolu’da bir devlet kurmak zorunda olduğumuzu gören Osmanlı’nın son padişahlarından İkinci Abdülhamit’tir Anadolu’da ne varsa yapan. Cumhuriyet kurulduğu zaman böyle bir ülkeydi. 1933’e gelindiği zaman cumhuriyetin 10. yılında biz hala tarım ülkesiydik. Ama buğday ithal etmek zorunda kalan bir ülkeydi. Celal Bayar diyor ki, 1978’de çıkan kitabında..Bugün nüfusumuz 50 milyona geldiği halde dışarıya buğday satan bir ülke haline geldik. Nasıl geldik? Tabii Celal Bayar’ın Atatürk döneminde başlattığı, Atatürk’ün hep övgüsüne mazhar olmuş, biraz İsmet Paşayı kıskandırmış o doğru siyasetlerinin Demokrat Parti döneminde devam etmesi sayesinde oldu.

“Sosyal demokratlar üretimden
çok üleşimle meşguldür”

Bu ülkede tarım modernleştiyse ve bu ülke beslenmede kendi kendine yeten gıda sektöründe kendi kendine yeten ender ülkelerden biri haline getirildiyse bunu Demokrat Parti’nin doğru uygulamaları sağlamıştır. Sonra da Demokrat Parti çizgisinden gelen Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi iktidarlarında Türkiye’de sanayi devrimi gerçekleşti. Biz 1980’de 24 Ocak’ta artık dışa açık büyüme modeline geçebiliriz, dünyaya açılabiliriz noktasına gelmişse tamamı Demokrat Parti’nin ve Demokrat Parti’nin devamı olan partilerin eseridir, bu tarihi gerçektir. Böyle olması da tabiidir. Sosyal demokratlara saygı duyarız ama sosyal demokratlar üretimden çok üleşimle meşguldür. O yüzden onu da çok başaramadılar. Üretimi gerçekleştiren Demokrat Parti çizgisi olmuştur.

Burada sahnede bazı sözler görüyorsunuz. Arkadaşlar benim sözlerimden bazılarını buraya yazmak istediler.

“Milli değerlere bağlı, manevi değerlere saygılı, insani değerlere açık Demokrat Parti. Köklerimizden alacağımız güçlü ülkemizi bilgi çağına biz taşıyacağız.”

Bilgi çağı dediğimiz gerçeklik üzerinde ben uzun yıllar durmaya çalıştım. Bu arada 1990 yılında Sovyetler Birliği’ne yaptığım bir gezide, o dönemin komünist partisi birinci sekreterliğinden Sovyetler Birliği’nin başkanlığına geçmiş olan Gorbaçov ile de konuşmalarımız oldu rahmetli Özal’ın sayesinde.

O’nun en yakın adamlarından Kültür Bakanı Gubenko ile daha yakın sohbetlerimiz oldu. Gubenko’ya şöyle bir soru sordum bir sohbetimizde; dedim ki, “Bence Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesinin sebebi, artık yaşayamaz hale gelmesinin sebebi dipten gelen bir dalgadır. Siz bilgi çağı denilen o muazzam sürece uyum sağlayamadığınız için bugün kendinizi dağıtma sürecine girdiniz. Ben Gorbaçov’nu kitaplarından böyle anladım” dedim. Gubenko’nun cevabı, “Dediğiniz aynen doğrudur. Biz otomasyon çağının büyük darbeleri karşısında dönüşmek ve ancak bu yolla uyum sağlamak ihtiyacını duyduğumuz zaman yeniden kurulmak bu ülkede en iyi en önde demokrasiyi biz savunuyoruz. Savunmaya devam edeceğiz. bu ülkede en iyi en önde demokrasiyi biz savunuyoruz. Savunmaya devam edeceğiz. Perestiyoka dönemi başladı. Yarımızı dönüştürelim. Ancak, bir müddet sonra anladık ki, bu yetmiyor. Onun üzerine açılmak, yani içe açılım ve dışa açılmak kararı verdik. Glasnost bundan gelme. Ancak baktık ki, bunun temeli olmazsa sadece bunun çabaları sonuç vermez. Öyleyse demokrasya gerek dedik. Demokrasya diyorum ben buna.

“Bu ülkede en önde demokrasiyi biz savunuyoruz,
savunmaya da devam edeceğiz.”

Demokrasi, evet. Çünkü bilgi çağını yakalayan toplumlar, demokrasi ile yönetilen toplumlardır. Demokrasi olmayan bir ülkede bilim zihniyeti gelişmiyor. Siz hayata ve zihniyet dünyasına tartışılmaz kalıpları bastırdığınız zaman bilim zihniyetinin gelişmesi mümkün olmuyor. Bilim zihniyeti gelişmezse de bilim üretimi gelişmiyor. Bilim teknolojiye tutunamıyor. Siz de o zaman hep dışarının yaptıklarını almak zorunda kalıyorsunuz. Burada da geri bir sömürü mekanizması geliyor. Bilgi çağını yönetenlerin sömürgesi haline geliyorsunuz.

Namık Kemal Zeybek
Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Demokrat Parti Genel Merkezi’ndeki
Turgut Özal Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende konuştu.

Biz Demokrat Parti’yiz. Öyleyse bu ülkede en iyi en önde demokrasiyi biz savunuyoruz. Savunmaya devam edeceğiz. Bize bu yakışır. Hem kurucu Partimizin adı Demokrat Parti, hem bizim Partimizin adı Demokrat Parti. Başka türlü Türkiye’nin bilgi çağını yakalaması mümkün değil. Çok açık söylüyorum. Zihni muhtevamıza vesayetçi CHP iktidarlarının yerleştirdiği kalıpları biz de kırmak zorundayız.

 

 

Bakınız Celal Bayar, Parti’nin Tüzüğü’nü İsmet Paşa’ya verdiği zaman, İsmet Paşa üç soru soruyor.

“Siz de Terakki Perver’in din özgürlüğü ve vicdan özgürlüğü diye yazdınız mı?” Eğer yazdıysanız olmaz diyor parantez içinde.

“Hayır” diyor Celal Bayar. “Biz öyle yazmadık, biz şöyle yazdık. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğü karşıtlığı demek değildir.”

“Haa o zaman tamam. O zaman söylenecek bir şey yok. O zaman” diyor İsmet Paşa. Ardından, “Peki Köy Enstitüleri ve ilköğretim seferberliğine dokunacak mısınız?” diye soruyor. Bayar “Yok biz onlara dokunmayacağız.” Diye karşılık veriyor.

“Biz Demokratlar asla vesayet sisteminin
dayatmalarına rant olamayız.”

Yani şimdi bunun manası ne? Bunun manası şu; Demokrasiye, çok partili döneme geçiliyor ama majestelerinin muhalefet partisi zannediliyor. Yani geçmiş gibi yapılacak. Gerçekte çok partili hayata geçilmeyecek zannediliyor. Ama sonucunda ne oldu? Demokrat Parti halkın desteği ile seçmenlerin çoğunluğunun oyları ile iktidara geldi. Ama siyasi ve bürokratik CHP, hep kendisini devletin asıl sahibi ve devlet adına milletli denetlemekle, yani devletin partisi olarak, milletin desteklediği partinin icraatını denetlemekle yükümlü görevli ve yetkili sayıyor. Yaa böyleydi.

Sonunda da yeteri kadar denetlemediği zaman darbeler yaptırdılar. Yani şimdi bizim bazı arkadaşlarımız bile “efendim, Tahkikat Komisyonu yanlıştı” diyorlar.. Hayır, Tahkikat Komisyonu’nun doğru olduğu 27 Mayıs’ta ispat edilmiştir. Nedir yani? Birileri darbe yapıyor, bu görülüyor. Darbe başlamadı. Çünkü birileri darbe hazırlıyorlardı. Sonradan kendilerini sıyırmaya çalışsalar da bu işin sırrı 28 Nisan hadiselerinde CHP vardı.

Dolayısıyla biz Demokratlar asla vesayetlik sisteminin dayatmalarına rant olamayız. Ve onların zihni muhtevalarına göre de algılayamayız.

“Biz kendimize ve herkese
Demokrat olmak durumundayız.”

Dünyanın ve Türkiye’nin geldiği bu noktada biz, en ileri demokrasinin savunucusu olmak mevkiindeyiz ve olacağız. Onun için bizim bugün Demokrat Parti’nin hedefi, kendisine aldığı ilham ve güçle, dünyanın geldiği demokratik gelişmelerin en ilerisini, hatta Avrupa’da olmayan demokrasiyi dahi savunmaktır.

Neyi kastediyorum? Avrupa’da olmayan demokrasi ne demektir? Şu demektir.. Bilhassa Fransa dâhil, İsviçre ve Avrupa ülkelerinde, “Ermeni soykırımı olmamıştır” demek suç.

Ama biz asla “Ermeni soykırımı olmuştur” demeyi suç haline getirmeyi düşünmemeliyiz. Evet, onlar getirir. Ama biz demokratik zihniyetimizden fedakârlık etmemeliyiz. Onlar savunsunlar ki biz karşılarında daha güçlü bir şekilde savunalım. Böylece fikriyatımız, ufkumuz, ülkemiz gelişsin. Yeni Anayasa çalışmalarının yapıldığı bu günlerde, demokrasinin en önemli temeli olan insan hak ve özgürlükleri konusunda da biz herkesten daha ileri bir noktada olmalıyız ve öyleyiz.

Tam anlamıyla düşünce özgürlüğü. Tam anlamıyla inanç ve vicdan özgürlüğü. Hep bunu savundum.

Ama, bugün ‘tam anlamıyla düşünce ve vicdan özgürlüğünü savunmalıyız’ derken; sadece bizim ya da büyük halk çoğunluğumuzun inancını yaşama özgürlüğü değil, bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi tapınmayan başkalarının da özgürlüklerini savunmak bizim görevimizdir.

Evet o zaman samimi ve gerçekçi oluruz. Bir Bolşevik hikâyesi çok hoşuma gider:

“Bir Bolşevik, Tataristan’da, devleti kışkırtmak için bir köyde konuşma yapıyor ve diyor ki, “yoldaşlar, din afyondur. Marks öyle dedi. Yoldaşlar bu kiliseleri kapatmak lazım. Yoldaşlar bu papazları Sibirya’ya çalışma kamplarına göndermek lazım” dedikçe, Müslümanlar “bravo yoldaş bravo yoldaş” diye bağırıyorlar. Sonra adam diyor ki, “camileri de kapatmak lazım. Bu imamları da…” deyince aynı kişiler, “dur köftehor dur. Camilerimize dokunma” derler..

Yani hoş bir örnektir, bizi de anlatır. Kendi inanma özgürlüğümü savunayım ama ba��kalarına gelince mazeretler üreteyim. Böyle bir şey yok. Sen kendine demokratsın. Biz kendimize ve herkese demokrat olmak durumundayız.

“Türkiye’yi üreterek bilgi çağana sokacağız”

Bugün Demokrat Parti’nin birinci temeli budur. Bütün dünyada bilgi çağına ulaşan ve en başarılı toplumlar; ABD, İsveç, Kanada ve İskandinavya’dır.

Bütün bu ülkeler, İsveç te dâhil Japonya, kendi milli köklerinden güç alarak, milli kökleri ile barışık yaşayarak bu büyük gelişmeyi sağlayabilmişlerdir. Kendi kökleri ile savaşarak, kapışarak değil. Ben niye Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Mevlana Celadettin Rumi diyordum. Niye diyorum? Çünkü bütün köklerimiz bunlardır. Anadolu’daki muazzam Türk milliyetini dolduran temel değerler bu insanlardır. Ahmet Yesevi’den Atatürk’e. bir çizgi çizin. Üzerine tüm bilgileri koyunuz ama nerelerden kök alacağımız bellidir. Bizim partimizin dört kurucusundan birisi olan Fuat Köprülü dünyada Ahmet Yesevi konusundaki en önemli kitabı yazan kişidir.

Celal Bayar’ın, ‘Atatürk Gibi’ düşünmek adlı kitabını okuduğum zaman da bu görüşlerimin teyidini görmekten mutlu olduğumu söyleyebilirim. Atatürk’ü anlatırken diyor ki; ‘Atatürk demiştir ki, biz ve herkes gelişmek isteyen her toplum kendi halkının köklerinden gelişme heyecanını bulmalı, yakalamalı, bunları değerlendirmelidir.’

Bütün bunlardan sonra, Türkiye’yi üreterek bilgi çağana sokacak olan evet biziz. Biz Türkiye’yi tarım devrimi yaparak, tarım uygarlığına soktuk. En azından sanayi toplumlarının şekillendirdiği mekanizasyon ve modernizasyonu gerçekleştirmiş bir tarım bu ülkede varsa, bunun sahibi Demokrat Parti’dir. Sanayi adına ne varsa altında Demokrat Parti vardır.

“Alın size akıllı proje.”

24 Ocak’la birlikte bilgi çağına tüketici olarak soktuk, lazımdı. Şimdi bizim birinci hedefimiz, Türkiye’yi üreterek bilgi çağına sokmaktır diyoruz. Üreterek, üreterek, üreterek. Bu cep telefonları bu aletler bütün bunlar. Bütün bunları artık biz üretmeliyiz. Demokrat gibi düşündüğün zaman gümrük muafiyetiyle ve çeşitli yöntemlerle nasıl tarım ayağa kaldırıp, nasıl sanayiyi geliştirmeye çalıştıysak; üreterek bilgi çağına sokmak da bizim görevimizdir. Bizim görevimizdir. Evet ve proje diyorlar, alın size akıllı proje. Deli projeye lüzum yok. Akıllı proje lazım bu topluma. Yani bu akıllı bir projedir.

“Ne Mutlu Türküm demeye devam edeceğiz”

Evet değerlerim, son bir nükte söylemeliyim. Tarihimizin ve Cumhuriyetimizin ve başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cumhuriyetimizin kurucularının en büyük başarısı şudur:

Binlerce yıllık Türk tarihinin derinliklerinden akıp gelen bir kültür ve insan zenginliği, binlerce yıllık Türk tarihinin derin katmanlarından gelen maya, büyük Osmanlı coğrafyasının çözülme sırasında Balkanların soylu milletlerinden alıp geldikleri, Kırım’dan, Kafkasya’dan Şamil’in Ruhaniyetini alıp buraya getirenler, bu coğrafyanın bu insanlığın en derin uygarlıklarının yaşandığı bu coğrafya, Anadolu coğrafyasının derinliklerinden gelenler, kat kat kültür zenginliklerinden gelenler, dünyanın her yerinden gelenler, geldiler İstanbul Türkçesi’nde, buluştu.

“Bize Türk adını tarih verdi”

Bir bilinçle bir araya geldik. Tarih kökümüz, kökenimiz, ana dilimiz ne olursa olsun tarih bize Türk adını verdi. Başka insanlar, bize Türk adını verdi. Şu coğrafyada yaşayan insanlar. Türkiye Türk’ü, dünya Türk’ü konusunda ne kadar ilgili bir insan olduğumu biliyorsunuz ama bütün bunlardan sonra söylüyorum ki bu Türk Devletinin, büyük kültür zenginliği hatta gen zenginliği dünyanın hiçbir yerinde yok. Bu muazzam bir zenginliktir. Dolayısıyla kendi kudretimizi bileceğiz, adımız Türk’tür, kim ne derse desin böyle denildi. Mehmet Akif dedi ki, “Ben ki evet Arnavut’um başka bir şey diyemem işte perişan yurdum” derken birileri alıp onu söylüyor.

Hayır Mehmet Akif şunu söyledi, “Türk eriyiz silsilemiz kahraman. Müslüman'ız hakka tapan Müslüman”

Akif’in babası Arnavut olabilir, Akif Türk’tür, kimse Türklüğü onun elinden alamaz. Asla Türklüğümüzden vazgeçmeyeceğiz ve Türk olma hakkını kimseye çok görmeyeceğiz. Türk adını bize tarih verdi, insanlık verdi, yaratıcı kudret verdi. Biz bunda birleşeceğiz ama asla ırkçılık esasına göre ne düşüneceğiz, ne davranacağız, ne bir kimseyi soyun sopun Türk değil diye karalayacağız. Çünkü bu bize yakışmaz. Cumhuriyetin bu çizgisi doğru çizgidir. Bu çizgiyi mutlaka koruyacağız. Kimse de bize Türk olmakla övünme hakkını çok göremez. Ne Mutlu Türk’üm demeye devam edeceğiz. Ne Mutlu Türk’üm diyene.”

Sayfayı Paylaş: