Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TV 8’de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında, Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırdı: ( 01.02.2011 )
“Hedefimiz tek başına iktidara gelmek”
“Bugün ortada bulunan genel başkanlar içinde başbakanlığa benden daha hazır kim var? Kim varsa buradan ilan ediyorum, gelsin, her meseleyi, mesela sayın başbakanın en iyi bildiği zannedilen dini konular da dahil olmak üzere her meseleyi, görüşmeye ve tartışmaya hazırım. Bütün liderleri, kim olursa olsun Türkiye’nin her meselesini tartışmaya davet ediyorum”
(DP Basın Merkezi- 1 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TV 8’de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında, Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırdı. “Hedefimiz tek başına iktidara gelmek ve Başbakan olmak” diyen Zeybek, “Bugün ortada bulunan genel başkanlar içinde başbakanlığa benden daha hazır kim var? Kim varsa buradan ilan ediyorum, gelsin, her meseleyi, mesela sayın başbakanın en iyi bildiği zannedilen dini konular da dahil olmak üzere her meseleyi, görüşmeye ve tartışmaya hazırım. Bütün liderleri, kim olursa olsun Türkiye’nin her meselesini tartışmaya davet ediyorum” diye konuştu.
Namık Kemal Zeybek, Erkan Tan’ın sorularına şu cevapları verdi:
“ERKAN TAN: Günaydın efendim hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Günaydın efendim.
ERKAN TAN: Hayırlı uğurlu olsun.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağolun.
ERKAN TAN: Nasıl geçti kongreniz, seçildiniz, herhalde sizinki iyi geçmiştir.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi hatırlarsanız biz adaylığımızı burada açıkladık.
ERKAN TAN: Eksik Olmayın.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Kongre’ye üç gün vardı.
ERKAN TAN: Uğur getirdik mi size?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hem uğur getirdiniz, hem uğurlar getirdiniz, hayırlar getirdiniz. İnşallah milletimiz için hayırlı olsun, Erkan bey inşallah. Milletimiz için hayırlısı ne ise o olsun.
ERKAN TAN: Ama milletin ferdi Elbistan'dan gelen diyor ki “ben memnunum kardeşim Ak Parti’den”.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yani herkes Demokrat Partili olacak değil tabi. Bazı vatandaşlarımız da AKP’ye oy verecekler, bazıları da başkalarına oy verecekler. Bu tabii bir şey. Demokrasi’nin gereği bu. Şunu söylemek istiyorum seçime üç gün kala buradan konuştuk. Allah nasip etti, gittik kongre’ye yurttaşlarımız bizi dinledi, delegelerimiz dinledi, tabi biz delegelerimize, ‘Erkan Tan’la sohbeti dinleyin’, dedik.
ERKAN TAN: Eksik olmayın.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Siyasette bunlar yapılmalı. Dinlediler ve o anda hava oluştu ve biz kongreye gittik, üç gün içinde Demokrat Parti’nin büyük çoğunlunun oylarını alarak Genel Başkan olduk. Şimdi televizyonlara çıkmaya bir sür ara verdik. Hazırlık yaptık, yeni döneme yine sizinle başlıyoruz. İnşallah bu dört ay içinde, bu başlangıç ile birlikte sizin de bulunduğunuz bu güzel program uğurlar getirecek. Bizim hedefimiz tek başına iktidara gelmek ve başbakan olmak. İddia ederek soruyorum. Bugün ortada bulunan genel başkanlar içinde başbakanlığa benden daha hazır kim var? Kim varsa buradan ilan ediyorum gelsin, sizin şu programınızda her meseleyi, mesela sayın başbakanın en iyi bildiği zannedilen dini konular da dahil olmak üzere her meseleyi, görüşmeye ve tartışmaya hazırım. İşte diyorum ki Allah biliyor Allahın verdiği nimeti ben niye kabul etmeyeceğim. Niye O’nun şükrünü ifade etmeyeyim. Bütün liderleri, kim olursa olsun Türkiye’nin her meselesini tartışmaya davet ediyorum diyorum, hem de tek başıma.
ERKAN TAN : Efendim diyor ki sayın Zeybek; dini konuları en çok bildiği zannedilen meselelerde bile..
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet, sayın başbakan, hani İmam Hatip mezunu olduğu için dini konuları bildiği zannedilir. Ama bazı ifadelerinden çok ta bilmediği anlaşılıyor. Mesela, Galatasaray için yaptırdığı stadyuma gittiğinde ıslıklanınca, şiddetle bir söz söyledi. Dedi ki “burada bir Allah kuruşu bile yoktur, hepsini ben verdim” dedi. Şimdi bir Müslüman nasıl böyle bir şey söyler.
ERKAN TAN: Müslümanlıkla ne alakası var Namık Kemal Zeybek Bey?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Demek ki bir Allah Kuruşu var, bir de Tayyip beyin kuruşları var. Yani böyle bir şey olur mu? Allah ile kuruş sözü bir araya getirilip kullanılabilir mi? İslami kültürde böyle bir söz söylemek adaba uygun mudur? bu tür ifadeler karşısında bizim klasik bir ifademiz vardır duvarlara asılıdır ‘edep yahu’ derler.
ERKAN TAN: Başbakan’a bunu mu diyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Onu söylüyorum.
ERKAN TAN: Bir Allahın kuruşu var bir Tayyip’in kuruşu var. Allah ile kuruş yan yana gelir mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Demek ki dini bilgisi konusunda bir tartışmamız lazım, Başbakan tabi..
ERKAN TAN: Ama siz muhalefete de yükleniyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Elbette.
ERKAN TAN: Hangi açıdan?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim muhalefete şu açıdan yükleniyorum, benim genel bir bakış açım var oda şu; bugün Türkiye’nin temel dengeleri bozulmuştur. Bunu söylüyorum yani, muhalefet cumhuriyete sahip çıkma adı altında, cumhuriyete sahip çıktığını iddia ederken ne yapıyor? Yapa yapa, insanlarımızın dini inançtan ötürü başlarını örtme özgürlüklerine engel olmak için ikide bir Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor, iki de bir bu konuyu gündeme getiriyor. Yani bu mudur cumhuriyete sahip çıkmak? Cumhuriyete sahip çıkmanın başka ifadeleri, başka açıklamaları yok mu? öte yandan iktidar partisi, demokrasi adı altında demokrasiyi tahrip edecek totaliter diktatörlüğe yol açan bir yola girmiştir. Bunun sonu bırakın totaliter diktatoryayı, totaliter monarşidir.
ERKAN TAN: Şimdi bunu da yeni duyuyorum efendim. Namık Kemal Zeybek diyor ki; iktidar memleketi totaliter monarşiye götürüyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Öte yandan sayın başbakan, yani iktidar, akaryakıta zam yapıyor. Akaryakıta zam yapmak ne demektir. Şoför esnafının başına bir balyoz indirmek demektir. Zaten hayatını sürdürmekte zorlanan esnaf kesimine, halk kesimine yeni bir yük yüklemek demektir. Tam bu sırada sayın başbakan gündemi örtmek için bir kelime ortaya atıyor.
ERKAN TAN: Nedir?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: “Ucube” diye bir kelime. Muhalefet takılıyor bu kelimenin peşine, yani hem parlamento içinde ki muhalefet, hem dışındaki muhalefet. Bir ucube tartışması gidiyor, akaryakıta yapılan zam örtülüp gidiyor. Yani şunu diyorum; iktidarın oluşturduğu gündemin peşine takılıp giden, ortaya ciddi bir muhalefet koyamayan, bir muhalefet ile karşı karşıyayız. Onun için karşıyım.
ERKAN TAN: Ucub demişsiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet ucub dedim. Ucub kelimesini gündeme karşı gündem oluşturmak için ortaya attım ama ucub çok önemli, ucub ne?
ERKAN TAN: Ne?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Başbakan’ı ben pazar günü dinlerken, Ankara’da bir salonda çok masraflı, çok güzel hazırlanmış bir salon, para bol anlaşılan, çok lüks salonlar hazırlanıyor. O salonda şunu söyledi “Ankara 8 yıl önce köydü” bakınız ağzından çıkan cümleler, ‘Ankara 8 yıl önce köydü’. Biz geldik şehir yaptık. Peki nasıl şehir yapmış? Örnek verdi dedi ki; Esenboğa’dan Ankara’ya gelirken bir yol vardı neydi, bakın şimdi ne oldu. Sonra Esenboğa'dan gelirken karşınızda gecekondular vardı, bakın şimdi ne oldu. Demek ki Sayın Başbakan’ın Ankara adına bildiği Esenboğa’dan, Aydınlıkevler’deki evine ve başbakanlığa gelirken ki yol. Hep örnekleri oradan veriyor. Ben de dedim ki, demek ki Atatürk, Celal Bayar, Menderes, Demirel, Özal. Hele Özal, niye hele Özal? Çünkü Özal döneminde büyük kent sistemi getirildi ve büyük kentlere çok büyük imkânlar sağlandı ve şehirlere gelişmeler sağlattı. Şimdi başbakan diyor ki; bunlar yoktu hepsini ben sağladım, hepsini ben yaptım. Hepsini ben yaptım demek ve kendisini bu kadar büyük görmek. Bir de sayın Başbakan’ın tabirlerine dikkat edin: ‘Bu da böyle biline’ diyor. Hüküm ve fetva makamı olarak, fetva veriyor. ‘buda böyle biline’, bunun adına bizim irfanı edebiyatımızda, manevi edebiyatımızda “ucub” denir. Ucub, son derece tehlikeli bir hastalıktır. İnsanın maneviyatını yakar.
ERKAN TAN: Başbakan hasta mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başbakan Ucub hastalığına yakalanmış. Evet, manevi hastalık. Nedir ucub hastalığı?
ERKAN TAN: Ama çok ağır konuşuyorsunuz. Sayın Zeybek. Yani, ‘başbakan manevi hastalığa yakalanmış’ dediniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bu manevi hastalığa bizim kitaplarımızda, tasavvufi kitaplarda, sayın başbakan’ın kütüphanesinde yoksa danışmanlarına sorabilir, sözlüklere bakabilir ve kendisine çeki düzen verebilir. Vermelidir, çünkü bir insan ucub hastalığına yakalanırsa kendisini yakar, maneviyatını yakar. Ama ülkenin başbakanı bu hastalığa yakalanırsa, bütün topluma zarar verir. Ondan sonra bu şekilde, “bu da böyle biline” der. Sonra da bir takım insanlar, ‘sen padişahsın’ der. Sonunda o insan kendisini padişah gibi hissetmeye başlar ve toplumun bütün katmanlarını bütün gruplarını, bütün haberleşme araçların,ı kitle örgütlerini, kendi vesayeti altına alıp tek adam rejimi kurar.
Maalesef Türkiye buna gidiyor. Ucub ne? Ucub, yapmadığı işleri yaptığını zannederek, kendisinde olmayan meziyetleri, kendisinde vehmederek, kendisini çok beğenmek, kibirlenmek, gurura kapılmak hastalığıdır. Bu bir manevi hastalıktır. Sayın Başbakan, bir an önce kendisini tedavi etmelidir. Ya da ettirmelidir diyorum.
ERKAN TAN: Sabah, sabah çok ağır konuştunuz efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: İyilikle konuşuyorum efendim. Ben sayın başbakan dâhil bütün insanları seviyorum. Ama bazen insanları sevmenin gereği, onlara ayna tutmaktır. Bak yüzüne ne görüyorsun demektir. Şimdi keşke sayın başbakan benim bu konuşmamı dinlemiş olsa sonra büyüklerine danışsa, maneviyat büyüklerine gitse sorsa bu ucub nedir diye? Namık Kemal Zeybek ne dedi bana? Bunun tehlikesi nedir, dese de kendisine bir çeki düzen verse, hem kendisi için iyi olur, hem de toplumumuz için iyi olur. O zaman esnafın başına bu kadar yüklenilmez. O zaman işçinin, köylünün, memurun, emeklinin üstüne bu kadar gidilmez.
ERKAN TAN: Efendim, esnaf memnun. Görmüyor musunuz? Alışveriş merkezleri yapılıyor, ülke gelişiyor. Hizmetleri görmüyor musunuz? Hiç mi bir iş yapmadı bu iktidar, Namık Kemal Zeybek Bey?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet doğru. Erken emekliye ayrılıyor esnaf. O yüzden memnun. Ama esnaf erken emekliye ayrıldığı zaman, kendisine bir aylık veren olmadığı için bu emekliliğin bir anlamı yok. Erken emeklilik derken şunu kastediyorum. Türkiye’nin her yerine bütün büyükşehirlerin ortasına, çoğu da yabancı şirketlerin olan büyük mağazalar kuruluyor ve bu büyük mağazalarda insanlar toplanıyor, esnaf ise yok oluyor. Türkiye’de esnaf yok oluyor, Türkiye’de tarım kesimi yok oluyor. Türkiye’de çift bozan yaşanıyor. Köylerde hayvanlar beslenmez oluyor ve sonunda ne oluyor biz kurban kesmek için öküz almak zorunda kalıyoruz dışarıdan. Böyle bir toplumdan kim memnun, niye memnun? Ama yurttaş, ne söylüyor yurttaş, kendi yaşadığı bölgeden örnek vermiyor, dışarıda konuştuğunuz yurttaş. Başka yerlerden örnek veriyor. Peki o başka yerlerden örneği nereden öğrenmiş? Diyor ki her şeyi televizyondan öğrendim. Her şeyi televizyondan öğrenmek eğer gerçeği bilmek bakımından yeterli olsaydı, o zaman bütün televizyon kanallarına sayın başbakan tek başına çıkardı. Bütün televizyon kanallarını bir merkeze bağlardık, her şeyi ondan öğrenirlerdi. Hayat’tan öğrenmek lazım. Yani şimdi onu dinleyen gittikçe işsizlik deryasıyla baş başa kalmış, yoksulluğun yaygınlaştığı, işsizliğin yaygınlaştığı, esnafın yok olduğu, tarım kesiminin yok olduğu, şehirlerin etrafına işsiz güçsüz insanların dolarak belalar meydana getirdikleri, şehirlerde asayişin bozulduğu bir toplum, yani varoşlar dediğimiz şehir kenarlarında ki insanlar, ikide bir şehir merkezlerine geliyor, ilk kızgınlıkta da o zavallı esnafın dükkânlarını parçalıyorlar, yağmalıyorlar. Bütün bunlar Türkiye yaşanmıyor mu? Soruyorum nerede yaşanıyor.
ERKAN TAN: Canım, eleştirmeyi bırakın da sizin kendi projelerinizden bahsedin Namık Kemal Bey. Projelerinizden bahsedin demiş bir seyircimiz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Elbette doğru söylüyor. Projelerimizden bahsedeceğiz ve bahsediyoruz. Projelerimiz şu dur. Bir. Biz Türkiye’nin dengelerini yerli yerine oturtmaya geliyoruz ve geleceğiz.
ERKAN TAN: Başka?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Türkiye’nin dengeleri derken. Cumhuriyet ve demokrasi arasındaki dengeyi yerli yerine oturtacağız. Hem cumhuriyetin bütün değerlerine bağlıyız. Hem de bunun gereği olarak en ileri demokrasi istiyoruz. Her yerde seçim istiyoruz. Diyoruz ki Diyanet İşleri Başkanı’nı dahi bir bakan değil, din adamları seçmeli. Demokrasinin gereği bu. Bunu söylüyoruz. Başka ne söylüyoruz? Elbette bunu açabiliriz ama örnekler vererek en ileri demokrasiyi istiyoruz. İkincisi, biz kalkınmayı yeniden tabandan başlatacağız. Temel projemiz budur. Yani kaynakları, ülkenin kaynaklarını, alt gelir gruplarını desteklemeye yönlendireceğiz. Bunu söyledim, yine söylüyorum. Memurlarına, işçilerine ve emeklilerine yüzde elli zam yapacağımızı söyledik. Bu bir hesaba dayalıdır. “Nereden kaynak bulacaksınız?” diye sorarsanız, 54. Hükümet döneminde yüzde 120 zam yaptık biz. Kaynak var ama o kaynakları kime vereceğine karar vermek hükümetlerin işi. Yani yukarılara toplayıp, yukarılara yönlendirip aşağılardan boşaltmak mı doğrudur? Yoksa kaynakları alt gelir gruplarına işçiye, memura, esnafa, köylüye vermek mi?
ERKAN TAN: Yani 54.Hükümet zamanında verdik diyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Verdik, yüzde yüz yirmi.
ERKAN TAN: Kaynak var. Bunlar niye vermiyor canım o zaman?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunlar kötü adam oldukları için değil. Biz de iyi adam olduğumuz için değil. Asıl işte anlaşılması gereken temel nokta bu. Herkes iyi adam olabilir. Yani o ayrı bir şey.
ERKAN TAN: Evet.
N.KEMAL ZEYBEK: Ama iyi politika vardır, kötü politika vardır. Bu hükümetin uygulamak zorunda kaldığı siyaset, global kapitalizmin yeni liberal siyasetidir. Bunu uygulamak zorunda kaldılar.
ERKAN TAN: Bunu millete söylüyorum diyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet. Bu siyasette işsizlikten bahsetmek yasaktır. Bu siyasette yoksulluktan bahsetmek yasaktır. Çevreden hiç söz edilmez. Bunlar gözetilmez. Sadece, ülkenin bütün kazanımlarını yabancılara satmak. Çünkü o yabancılar bu siyaseti dayatırlar. Satmak, peşkeş çekmek. Onlardan alınan gelirlerle ve alınan kredilerle ülkeyi borç batağına sürükleyip üretimi ortadan kaldırmak ve böylece tam anlamıyla dışa bağımlı bir ekonomik siyaset uygulamak vardır.
ERKAN TAN: Vardır. Peki.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunu yapmaya mecburlar. Onun için yapıyorlar. Yoksa kendileri de istemezdi bunu yapmayı. Ama siyasetleri bu ve bu siyaset yanlış. Bakınız bu siyaset yanlış. Ben şunu söylemiyorum. Başbakan kötü adam demiyorum. Niye kötü adam olsun? Ya da başbakanın partisi kötü adamlardan olu��uyor demiyorum. Hepsi iyi ama siyasetleri kötü. Bu siyasetleri, halkı ezmeye dayalı bir siyaset.
ERKAN TAN: Yani başbakan ve adamları iyi ama siyasetleri kötü.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Siyaset kötü. Bu siyasetten vazgeçilmeli ve yeniden Türkiye’nin kaynakları, Türkiye’ye yönlendirilmelidir.
ERKAN TAN: Erkan bey, ben Osmaniye’den Hasan Taşlık. Siz bizi kahir mi görüyorsunuz? Yakışıyor mu size? Allah başbakanımızı başımızdan eksik etmesin. Hepsi kıskanıyorlar. Namık Kemal iktidara gelebilirse, geldiğinde siz başbakanımızın yaptığını yapın da görelim. Ucub hastası sakın siz olmayasınız? Bunu oku da seni göreyim Erkan bey. Başbakan’a manevi hastalığa yakalandı dediniz. Seyircimiz de kızmış. Asıl Namık Kemal bey ucub hastası olmasın kusura bakma demiş.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu kızmaları seviyorum da.
ERKAN TAN: Öyle mi, niye?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çünkü bu kızan arkadaşımız, hiç şüpheniz olmasın etkilendiğini gösteriyor. Bu arkadaşımız ve bunun gibi arkadaşlarımız etkilendiler. Etkilendiler, kızgınlığa kapıldılar ama bugün kızgınlık olacak. Yarın düşünecekler. Öbür gün ise Demokrat Partili olacaklar.
ERKAN TAN: Kıskanıyor musunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çünkü söylediklerim doğru. Efendim neden kıskanayım sayın başbakanı? Sayın başbakan benimle hangi konuda yarışacak ki ben onu kıskanayım. Ben bunu söyledim yine söylüyorum. Sayın vatandaşımız, bir bana baksın birde başbakana baksın. Benim geçmişime baksın, bir ona baksın. On yıl kaymakamlık var benim geçmişimde. Halk ile yoğrularak yetiştim ben.
ERKAN TAN: Başka?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Dertlere derman bulmakla kendi kendimi yetiştirdim. Mesleğim beni yetiştirdi. Otuz üç yaşımda ben Türkiye’nin en geç ve en başarılı müsteşarıyım. Bakanlıklar yaptım, milletvekillikleri yaptım. Türk dünyasında otuz bin öğrenci yetiştirdim. Bir üniversite kurdum. On dört yıl yönettim. Büyükelçilik yaptım ve bütün bunlardan sonra diyorum ki ben başbakanlık yapmaya hazırım. Sayın başbakanın ben neyini kıskanayım? Benden daha iyi hatip mi? Benden daha iyi katip mi? Benden daha iyi eserleri mi var? Yani neyini kıskanacağım sayın başbakanın?
ERKAN TAN: Efendim, siz de Hüsamettin Cindoruk gibi Ergenekoncuların yanında duracak mısınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim ben bu konuda görüşümü söyledim. Görülmekte olan davalarla ilgili olarak mahkemeleri ve hakimleri etkileyecek şekilde görüş beyan etmek suçtur. Dolayısıyla bir siyasetçi, ‘ben bu davanın savcısıyım’ derse suç işlemiştir. ‘Avukatıyım’ derse suç işlemiştir. Ben ne avukatıyım, ne de savcısıyım. Yargıçlar var Türkiye’de. Türkiye’deki yargıçlar kararlarını verirler. Bizim işimiz o değil, bizim işimiz halkın avukatı olmak. Bizim işimiz sefalete ve işsizliğe mahkum edilen mankurt ekonomisiyle, bakınız mankurt ekonomisi, bu da yeni bir tabir.
ERKAN TAN: Mankurt ekonomisi dediniz evet?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Mankurt ekonomisiyle ezilen ve kişilikleri yok edilmeye çalışılan yurttaşlarımızın sesi olmak.
ERKAN TAN: İktidar mı? İktidar mı mankurt ekonomisi uyguluyor?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet.
ERKAN TAN: Bir cümleyle ne demek?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir cümleyle şu demek. Mankurt tarihteki bir uygulamadır. Eskiden savaşlarda düşman esirleri işkenceyle güneşe, aç susuz bırakılır. Aç ve susuz bırakan kişi, onun sersemlediği bir anda ona bir bardak su verir, bir avuç yemek verir ve o kendisine o suyu ve ekmeği verene minnet duyduğu için, bu zulmü yapanın ona o olduğunu unutup, Oy’unu ona verir.
ERKAN TAN: Peki iktidar mı yapıyor bunu? Yani iktidar milleti aç bırakıyor, susuz bırakıyor sonra yardım verip ben yaptım diyerek oy mu alıyor?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: İşsizliğin müsebbibi iktidar. Yoksulluğun müsebbibi iktidar.
ERKAN TAN: Sabah sabah korku filmi gibisiniz Namık Kemal Zeybek bey. Bunlar doğruysa bu millet yüzde elli oy nasıl veriyor efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim bu millet yüzde 50 oy filan vermeyecek. AKP, ‘köksüz dam otu’dur. Köksüz dam otunun ne olduğunu en iyi köylerde yaşayanlar anlar ve bilirler.Yani eskiden çatılar yoktu. Damların üzerinde topraklar olurdu. Sağdan soldan gelen tohumlar oralarda otlar meydana getirirdi. Kökleri olmadığı içinde bir mevsimlikti o otlar. Bir mevsim sonra yok olur giderlerdi. Dolayısıyla AKP’de kökü olmayan bu millette hayat damarları olmayan bir geçici partidir. Görevlendirilmiştir. Görevini yapmıştır. Görevi bitmiştir. Son günlüğüdür bu seçim. Daha sonra AKP diye bir şey olmayacak. Sayın Başbakan ne diyor? İki partili diyor değil mi?
ERKAN TAN: Evet.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu iki partiden birisi mutlaka Demokrat Parti olacak çünkü bu memleketin omurgası Demokrat Parti’dir.
ERKAN TAN: Efendim, asıl görevli sizsiniz dememişler de daha önce diyenleri okudum ben. Diyorlar diyemiyorum. Asıl görevli sizsiniz. Aydın Doğan bir CEO’sunu CHP İl Başkanı yaptı, bacanağını da Demokrat Parti’nin başına getirdi diyorlar dı. Daha dememişler de.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Aydın Doğan beyin bu kadar gücü varsa AKP’nin başına getirsin bir başka bacanağını da o zaman başına bu vergi terörü gelmeseydi. Şimdi bakınız efendim. Allah’a şükürler olsun. Ben kendimi biliyorum. Beni bilen de biliyor. Ben kimsenin tayiniyle, ne içeriden her hangi bir kişinin, ne Türkiye sınırları içinden her hangi bir kişinin, ne de Atlantiğin ötelerinden her hangi bir devletin, ya da bir kişinin tayin ettiği bir genel başkan değilim. Kimseye minnet borcum yok. Kimseye verecek hesabım yok. Ama sadece beni seçen teşkilatıma ve beni başbakan yapacak halkıma karşı minnet duyacağım, borçlu olacağım, onlar için doğru olan neyse onu yapacağım.
ERKAN TAN: Canım Aydın Doğan’ın bacanağısınız ama yani. Orası doğru.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet o da benim bacanağım. Yani orası doğru tabi.
ERKAN TAN: Peki devam ediyoruz. Efendim yaptıklarınıza teşekkürler ama Türkiye’nin başbakanına ucub kelimesini yakıştırabildiniz mi yani? Niye böyle ağır konuşuyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim ucub hiç de ağır bir söz değildir. Ucub kelimesinin manevi anlamda ne anlama geldiğini bilen bilir. Ucub bir haldir, ki tam başbakanın halini ifade eder. Kendini aşırı beğenmek halidir. Biz de manevi meselelerle biraz meşgulüz. Biraz da maneviyat doktorluğumuz var. Teşhisimizi yaptık. Aslında razı olsa tedavisini de yapardık.
ERKAN TAN: Kendini Padişah gören, üç dönemden fazla milletvekili olmayı reddediyor ama ne haber? Demiş bir seyircimiz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Kim reddediyor? Tabi çok ilginçtir o partiyi yeni kurdukları zaman öyleydi, onu değiştirdiler.
ERKAN TAN: Değiştirmediler efendim. Duruyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Durmuyor, değiştirdiler. Üç dönemden fazla olunabiliyor.
ERKAN TAN: Emin misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Genel Başkanlık konusunda dönem sınırlaması vardı onu kaldırdılar, milletvekiline gelince; tabi değerli başbakanımız kendisini artık milletvekili değil hatta Cumhurbaşkanlığını da az buluyor. Hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı olacak şekilde Türkiye’de başkanlık sistemi istiyor.
ERKAN TAN: Ayıp mı yani? Rahmetli Özal da istiyordu. Günah mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır günah da değil, yanlış sadece.
ERKAN TAN: Yanlış, peki efendim. Sivil dikta olur mu? Kendileri beni suçlarken mantık hatası yapıyorlar de diyor. Yanlış mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Başbakan’ın çok kabiliyetli, doğrusu dilinin de çok çalık, çalık derler bizde. Yani oynak, kıvrak olduğunu biliyoruz. Ama sayın Başbakanın bilgisi ve kültürü ne yazık ki çok zayıf. Hele bu meselelerde danışmanları hazırlamamışsa öyle sözler söylüyor ki, bilenlerin bu sözler karşısında dehşete kapılmaması mümkün değil. Mesela, diyor ki, sivil ve diktatör kelimeleri bir araya gelmez. Sayın başbakan galiba Hitler’i ve Mussolini’yi asker zannediyor. Halbuki onların giydiği üniforma, parti üniformasıydı. Onlar subay değildi, asker değildi. Onlar sivildi ve onlar hem Hitler hem Mussolini hatta Stalin de yakın tarihin gördüğü en zalim, totaliter diktatörler, seçimle iktidara gelmişlerdi. Hitler seçimle geldi. Mussolini seçimle geldi. Partileri vardı ama geldikten sonra öyle bir sistem kurdular ki, bir müddet sonra onların bu geliş sürecinde onlara yardım edenler, ‘yandım Allah’ dediler. Biz nasıl bir hata yaptık ta bu insanın önünü açtık dediler. Geldikten sonra ekonomiyi denetim altına aldılar. Haberleşme araçlarını, basın yayını denetim altına aldılar.
ERKAN TAN: Peki ama demiş ki bir seyirci bunca tecrübesine rağmen bu şekilde konuşmak sayın Namık Kemal Zeybek’e yakışmıyor. Türk halkının yüzde ellisi satılmış ve aptal mı yahu. Ayıp demiş.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır efendim, hemen düzeltelim öyle bir yanlış ifade hiç kullanmadım ben. Türk halkının da yüzde ellisi satılmış ve aptal değil. Hiçbir siyasetçimizde satılmış ve aptal değil. Hiç kimseye biz satılmış aptal demedik.
ERKAN TAN: Onlar iyi insanlar.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: İyi insanlardır. Niye aptal olsunlar. Çok yeteneklidir dedim. Bilgisi zayıf dedim sadece. Okuması lazım yani bilgi zayıflığı okumayla giderilebilir ama bu saatten sonra okumaya vakti olabilir mi sayın başbakanın onu da bilemiyorum. Yani bakınız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk, 3997 kitabı, ders kitabı gibi okumuştu. Ben haftada iki kitap okumazsam kendimi aç hissediyorum. Ben yalnızca siyasetlerinin yanlış olduğunu söylüyorum. Siyasetleri halkı ezerek yukarılarda sermayenin toplanmasına dayalı bir siyaset. Bu siyaset yeni liberalizm denilen siyaset aslında vahşi liberalizmdir. İnsanlık bir sosyal liberalizm dönemi geçirdi. Şimdi o terk ediliyor, onun yerine vahşi kapitalizm getiriliyor. Mademki yukarılarda bir şişme meydana geliyor, o şişmeyi biz büyüme gibi satalım. Büyüme göbekten olur, o büyüme başkadır. Bu büyümeye benzer bir büyümeyi Yunanistan yaşadı. Borç batağına batmış Yunanistan sonunda geçici bir refah dönemi yaşadı ve iflas dönemine girdi şu anda. Adalarını satarak borçlarını kapatmaya çalışıyor. Biz de bir ara güneydeki topraklarımızı İsrail’e uzun vadeli kiralama adı altında satma teşebbüsünde bulundu bu hükümet. Sonunda mahkeme kararıyla iptal oldu.
ERKAN TAN: En fazla yüzde 1 oy alacaksınız orada öyle konuşuyorsunuz Sayın Namık Kemal Zeybek demiş bir arkadaşımız.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: O arkadaşımız kahin miymiş? Bizim ne kadar oy alacağımızı Allah biliyor. Biz şu anda böyle bir haddini aşmazlık yapamayız. Biz, Demokrat Parti’nin 1950’de aldığı oylara talibiz, Biz Menderes’in oylarına talibiz, Mederes’e verilen desteğe talibiz, Menderes için yapılan dualara talibiz.
ERKAN TAN: CHP’liler Menderes’e de sivil diktatör diyorlardı, faşist dikta diyorlardı siz de aynısını söylüyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: CHP’liler böyle bir şey söyleyemezler, hadleri olmaz. Böyle bir şey söylerlerse bütün tarihlerini silmeleri gerekir. Çünkü CHP 1938’den sonra Atatürk’ün partisi olmaktan çıkmış, Recep Peker’in milli şefçi, faşist ve nazist karması siyasetini Türkiye’ye uygulamak üzere oraya çıkmış bir partidir. 1946’da faşizmin ve nazizmin yenilmesinden ötürü demokrasiye geçilir gibi yapılmıştır ama öyle bir demokrasi ki, Recep Peker kafası hala devam ettiği için etrafına duvarlar örülmüş bir demokrasi. Yani şu tarafa gidemezsin, bu tarafa gidemezsin, başörtü örtemezsin, şunu yapamazsın demokrasisi. CHP’nin bürokratik kadrolarının, bürokrasi içindeki uzantılarının demokrasimizin gelişmesi önündeki en büyük engel olduğunu da herhalde benden daha açık ifade eden kimse olmadı. Dolayısıyla böyle bir şey doğru değil.
ERKAN TAN: Efendim çok teşekkür ederiz. Çok az zaman kaldı ittifak düşünüyor musunuz, tek başınıza mı seçimlere gireceksiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim, biz hedefi tek başımıza ve iktidara gelmek üzere koyuyoruz. Biz şunu da biliyoruz, ben siyaset dersleri de verdim, sendika liderlerine ve siyasi liderlere. Siyaset dediğimiz kavram, ideallerle gerçekler arasındaki en akılcı yolu bulma sanatıdır. Şu 4 ayın her ayında durum muhakemesi yapacağız. Gerekiyorsa ittifak da yaparız DP çatısı altında Bizimle birlikte seçime girmek isteyen partiler olduğunu biliyoruz yaparız. Gerekiyorsa AKP’yi yanımıza alırız, gerekirse CHP’yi yanımıza alırız. AKP’yi yanımıza alırsak Türkiye’yi kurtarırız, AKP’nin yanlışlarından Türkiye’yi kurtarırız. Cumhuriyet değerlerine ve gerçek demokrasiye doğru çekeriz. CHP’yi alırsak muhalefeti maneviyata ve demokrasiye doğru çekeriz. Merkezde Türkiye’yi yerli yerine oturtacak bir yönetimi gerçekleştiririz. Gayret bizden başarı Allah’tan.”