Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TGRT Haber’de “Akşama Doğru” programında soruları cevaplandırdı: ( 03.02.2011 )
“Ostim’deki patlamada, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, diliyoruz.
“Kızılay’da polisle çatışan işçilerimize sabırlar diliyoruz ve işçilerimizin sesine hükümetimizin kulak vermesini diliyoruz. Bütün bunlardan sonra diyorum ki, biz bu olaylardan da gereken dersi çıkarmalıyız”
(DP Basın Merkezi – 3 Şubat 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TGRT Haber’de “Akşama Doğru” programında soruları cevaplandırdı. Ostim’deki patlamada, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyen Zeybek, “Kızılay’da polisle çatışan işçilerimize sabırlar diliyoruz ve işçilerimizin sesine hükümetimizin kulak vermesini diliyoruz.” diye konuştu.
Namık Kemal Zeybek, soruları şöyle cevaplandırdı:
GÜLDEN KALECİK: Konuğumuz Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek. Efendim hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoş bulduk.
GÜLDEN KALECİK: Son olarak Mısır’da Mübarek’i koltuğundan indirmeye çalışan bir mücadele var. Nasıl değerlendiriyorsunuz o bölgede yaşanan gelişmeleri?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim bizim buradan çıkarmamız gereken dersler var ama o dersleri çıkarmadan önce tabii ki, orada Müslüman kardeşlerimiz yaşıyor, insan kardeşlerimiz yaşıyor. Büyük Osmanlı coğrafyasında asırlardır birlikte yaşadığımız vatandaşlarımız yaşıyor. Onlar bizim vatandaşlarımızdı. Onların, bizim vatandaşlarımız olmasından bu yana çok zaman geçmedi. Yani aklıma hemen şu anda geldi, Namık Kemal’in şiiri. Ne diyordu vatan şairi;
“Git vatan Kâbe’de siyaha bürün.
Bir kolun Ravza-i Nebi’ye uzat.
Birini Kerbela’da Meşhed’e at.
Kâinatta bu ihtişamınla görün.”
Yani vatandı oralar bizim için. Yine kardeşlerimizin yaşadığı yerler olmak itibarı ile vatandır oralar. Şimdi orada yaşayan kardeşlerimizin şu anda içine düştükleri sıkıntı, bize azap veriyor, muzdarip oluyoruz, acı duyuyoruz. Biran önce onların bu sıkıntılı dönemlerinin geçmesini ve istikrarlı bir yapıya kavuşmalarını diliyoruz.
“Hükümet, işçilerin sesine kulak ver.”
Ostim’de meydana gelen kazada, canlarını kaybeden arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyoruz. Şu anda Kızılay’da polisle çatışan işçilerimize sabırlar diliyoruz ve işçilerimizin sesine hükümetimizin kulak vermesini diliyoruz. Bütün bunlardan sonra diyorum ki, biz bu olaylardan da gereken dersi çıkarmalıyız. Hani bir söz vardır bir musibet, bin nasihatten evladır. Nedir nasihat? Olayların meydana getirdiği nasihat var burada. Akıllı adam kendi tecrübelerinden yararlanan adamdır. Akılsız adam ise kendi tecrübelerinden yararlanamayan adamdır. Çok akıllı adam, çok akıllı yönetim, çok akıllı yöneticiler başkalarının tecrübelerinden de yararlanabilen insanlardır.
Şimdi Mısır’da ne olup bitiyor, Mısır’da olan işin temelinde ne var onu görmek lazım. Günlük olaylar, neler oluyor, çatışmalar ne onu zaten siz gösteriyorsunuz. O konuda da bir takım insanların bilgilerine başvuruyorsunuz ama bütün bunlar neden oluyor. Bütün bunların sebebinin o ülkelerde yeteri ölçüde halkın iradesine, halkın inançlarına, halkın temayüllerine ve halkın çıkarlarına halkın günlük ihtiyaçlarına değer veren yönetimler olmamasından ileri geldiğini de bilmek durumundayız. Şunu bilmeliyiz ki, ülkeler için en doğru şey demokrasidir, ülkeler demokrasi ile yönetilmelidir. Ülkeleri yönetenleri gerçekten halk seçmelidir. Ülke insanının ortalama milli, manevi değerlerine ve insanlığın ortaklaşa ürettiği değerlere saygılı yönetimler ortaya çıkmalıdır. Yani ülkeler demokrat olmalıdırlar, demokrasiyle yönetilmelidirler.
İnsan hak ve özgürlükleri, yani inanç özgürlüğü, insanların inançlarını, inandıkları gibi yaşamalarını sağlayacak bir toplum düzeni, düşünce özgürlüğü, insanların düşündüklerini serbestçe söyleyebilecekleri bir ortam. Yani ülkelerinin gelişmesi için de, huzurun gelmesi için de ve ülkelerinde fikri gelişmenin olması için de mutlaka olması gereken bir takım temel şartlar. Bunlar oluşmalıdır, bunların oluşmadığı ülkelerde halkın çıkarlarına aykırı, saraylarda oturan, sırça köşklerde oturan ya da kendilerini her şeyi bilen ve bütün dünyayı yönetebilecek insanlar olarak görebilen insanların meydana getirdiği yönetimler, halka ne yazık ki, acı veriyorlar ızdırap veriyorlar. Bu acılar ve ızdıraplar eyleme dönüşüyor ve istenmeyen şeyler ortaya çıkabiliyor. Ben bu dersi çıkarıyorum izninizle.
GÜLDEN KALECİK: Biraz daha özele inecek olursak halkın tepkilerini dile getirmesi anlamında görüyoruz tüm bu protesto gösterilerini yıllardır belki bir birikimdi patladı. Mübarek cephesinden değerlendirecek olursak bazı açıklamalar var ama kolay kolay bırakacak mı koltuğunu, bırakmazsa önümüzdeki süreçte neler yaşanacak ve diğer bölgelere atlayacak mı? Örneğin Türkî Cumhuriyetleri de ilgilendiren bir durum olabilir mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Mısır’da neler olup biteceğini zaman gösterecek, ben asla kehanette bulunmak istemem. Esas itibarı ile bugün olan biten işlerin halka ızdırap verdiğini söylemeliyim. Fakat inşallah, sonucunda ne olursa olsun bütün bunların Mısır’da da diğer mağrip ülkelerinde de hayırlara vesile olmasını umuyorum, diliyorum.
Dünyanın herhangi bir yerinde olan olayların, o ülkedeki şartları yaşayan başka toplumlarda da ortaya çıkmasını beklemek elbette ki, doğru bir görüştür ve bizim hayat tecrübemizin ve yakın tarihte, insanlığın yakın tarihinde yaşanagelen olayların ortaya koyduğu bir gerçekliktir. Her şey olabilir ama şunu söyleyeyim bunların olabilirliğini tartışmak elbette ki, bir sohbet olarak doğrudur ama ben en çok şunu söylüyorum. Söz gelimi Türk Cumhuriyetlerinden bahsediyoruz. Onlardan birisinde, Kırgızistan’da buna benzer olaylar iki defa oldu. İki seferde de yönetimler değişti ama gelen yönetimle halka gerçek anlamıyla demokrat bir yönetim sunamazlarsa, halkın dertlerini çözmeyi birinci mesele olarak ele almazlarsa, geniş halk yığınlarının işsizliğine, yoksuzluğuna ve çektikleri bir takım maddi ve manevi sıkıntılara çözüm getirmeyi birinci hedef olarak almazlarsa bu tür olayları beklemek kaçınılmazdır.
Mesela şu soruyu sormuyorsunuz, iyi de ediyorsunuz ama bu soruyu hayat soracak bize. Bugün mesela Kızılay’da olan olaylar ve benzeri olaylar. Meclis’e getirilen bir kanun tasarısı, torba yasa denilen yasa; bu yasanın hazırlanması sırasında bütün dünyada zaten varolan, olması gereken çağdaş demokrasilerin en ileri safhası olan katılımcı demokrasinin gereği yapılabilmiş olsaydı, bugün Kızılay’da meydana gelen polis ve işçi çatışması olmazdı. Bu küçük bir kıvılcımdır. Dileriz ki, başka sıkıntılara yol açmasın. Asla böyle şeyleri istemeyiz, ne gönlümüzden isteriz, ne tavsiye ederiz, ne de insanlara yasalara aykırı iş yapmalarına salık veririz. Biz bunu yapmayız, biz yasalara saygılıyız. Yasa hâkimiyetinin de çok önemli olduğuna inanırız ama demokrasi diyorsak bunun şartları var. Katılımcı demokrasi diyorsak bunun şartları var. Yani söz gelimi bu yasayı hazırlayanlar, şu anda bu yasayı Meclis’e getiren hükümetimiz katılımcı demokrasinin gereği olarak, taraflarla istişare ederek, istişare sünnettir diyoruz doğru, bazen farzdır, istişare ederek bu yasayı getirmiş olsalardı, Türk-İş ile konuşsalardı, ilgili sendikalarla konuşsalardı, ortak bir mutabakatla bunu getirmiş olsalardı herhalde bu sıkıntılar olmazdı.
Bakınız demokrasinin bir tanımı da yasaların, halkın ortaklaşa vicdanına en uygun geldiği şekilde hazırlandığı bir toplumdur demokrasi. Bir takım bürokratların ya da bir takım siyasetçilerin oturup masa başında mali hesaplarla, ekonomik dengeleri, sosyal dengeleri yok sayarak tamamen mali yaklaşımla düzenledikleri bir takım yasaların meydana getirdiği sıkıntılar oluyor. Bu olaylar durup dururken çıkmıyor. Bizim, şu anda Türkiye’de yaşıyoruz ve şu çok değerli televizyonumuz Türkiye’de seyrediliyor, tabii dışarıda da seyrediliyor ama dışarıda ya Türkiye yurttaşları, ya da Türkiye Türkçesini öğrenmiş çok az insan tarafından izleniyor. Asıl bizi şu anda Türkiye izliyor. Dolayısıyla biz bütün bu olaylardan, bu musibetten, bu örnek olaydan şu dersi çıkarmalıyız. Türkiye’de acaba böyle şeyler olur mu? Türkiye’de böyle şeyler olursa bunun önlemi nedir? Hangi yanlışlar yapılıyorsa dünyada böyle şeyler oluyor. Meseleye bu açıdan bakmalıyız diye düşünüyorum. Her yerde olabilir ama umalım ki hiçbir yerde olmasın, devleti yönetenler, yönlendirenler, yasa hazırlayanlar, icra makamında olanlar ve herkes aklını başına alsın, vicdanını da işin içine katsın, eylemlerini ve icraatlarını buna göre yapsın, diyorum.
GÜLDEN KALECİK: Sayın Zeybek çok teşekkür ediyoruz değerlendirmeleriniz için, kolaylıklar diliyoruz, sağolun.