Namık Kemal Zeybek, Flash TV’de yayınlanan “Gerçek Gündem” Programında Yılmaz Tunca’nın sorularını cevaplandırdı ( 10.02.2011 )
“Kemal bey, CHP’de fazla kalamaz.”
“Demokrat Parti hareketini, herhangi bir cemaatin, herhangi bir patronun, herhangi bir kişinin, herhangi bir askeri, yada sivil liderin hareketi gibi göstermeye çalışmak külliyen yanlıştır.”
(DP Basın Merkezi – 10 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Flash TV’de yayınlanan “Gerçek Gündem” Programında Yılmaz Tunca’nın sorularını cevaplandırdı. Zeybek, bir soru üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin başında fazla kalamayacağını söyledi.
Namık Kemal Zeybek, Yılmaz Tunca’nın sorularına şu karşılıkları verdi:
YILMAZ TUNCA: Konuğumuz Namık Kemal Zeybek, hoş geldiniz. Genel Başkanlık için, ‘son üç günde genel başkan oldu’ lafları var. Sayın Cindoruk’un da bu konuda eleştirisi var, ufoyla mı geldi nasıl oldu anlamadık, hangi gezegenden geldi. Sizin kimliğinize geçmiş siyasi yaşamınıza baktığımızda doğrusunu söylemek gerekirse Demokrat Parti’nin geleneksel çizgisi ve imajıyla birebir örtüştüğünüzü söylemek sanki kolay mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Baktığınız yere göre değişir. Nereden baktığınıza bağlıdır. Şöyle ifade edeyim; üç günde geldiğim doğrudur ama bu üç güne bir de 50 yıl eklemeniz gerekir. 50 yıl, artı üç gündür bu. Ne demek 50 yıl? Ben Adalet Partisi kurulduğu zaman daha genç bir üniversite öğrencisiydim ve Adalet Partisi Gençlik Kollarında Barlas Küntay ile birlikte, rahmetli sonra onun oğlu ile dost olduk, dostluğumuz devam ediyor. Barlas Küntay ile birlikte gençlik kollarında siyaset yapmaya başladım.
Şimdi, buradan başlatalım, Adalet Partisi Gençlik Kolları. Celal Bayar’ın tahliye edildiği zaman büyük hadiseler olmuştu, bilmem siz hatırlar mısınız, yer yerinden oynadı niye tahliye ediliyor diye. Bugün orduya bir şeyler söyleyen o damar, o zaman da ‘bu adam niye tahliye ediliyor’? Bu adam dedikleri, Türkiye’de 10 yıl cumhurbaşkanlığı yapmış, Atatürk’ün başbakanlığını yapmış, Milli Mücadelenin Mücahit Galip Hoca’sı.. Ondan bahsediliyor ve niye tahliye ediliyor diye gençler sokağa döküldü. Biz de onlara karşı Adalet Partisi Gençlik Kolları olarak, Nurettin arkadaşımız vardı onun arkasına düştük, biz de onlara karşı yürüdük ama biz azdık. Karşı taraf çoktu, teşkilatlıydı, beş bin kişiydiler bizi dağıttılar. Biz hüzünler içerisinde, o gün Adalet Partisi binasının tahrip edildiğini, levhasının düşürüldüğünü, içerideki eşyaların dışarıya atıldığını ve içerideki müstahdemlerin dövüldüğünü gördük. Ne yazık ki, güvenlik birimleri de buna engel olmadılar. Yani demek ki, biraz eskiden başlıyor, üç gün filan değil meselemiz.
Ben daha sonra bir dönem, CKMP Gençlik Kolları Başkanı oldum. Sonra benim siyasi hayatta görülmem, yani kitlelerin beni tanıması ne zaman oldu? Anavatan Partisi milletvekili ve Kültür Bakanı olarak ortaya çıktım. Anavatan Partisi’nde genel başkanlığa adı geçenlerden üç kişiden birisiydim. Hatta başlangıçta iki kişiden birisiydim. Adnan Kahveci’nin getirdiği teklifi de söyledim. ‘Ben patronla konuştum. Kendisinden sonra ikili bir sistem kuracağız. Siz Genel Başkan olacaksınız, Yıldırım Bey başbakan olacak’ dedi. Dedim ki, ‘Burada bir terslik var. Ben devlet adamıyım, hayatım devlet adamlığıyla geçmiş, ben Başbakan olayım, Yıldırım Bey siyaset yapan bir insan o genel başkan olsun’. “Hayır öyle değil, parti biraz daha aşağı düşüyor, siz hitabetinizle, fikriyatınızla partiyi yukarıya kaldırırsınız ama Başbakanlığı patron yapacak” dedi. Patron dediği, rahmetli Özal’dı, nitekim öyle oldu. Böyle bir şeyi benim kabul etmem mümkün değildi, o dönemin şartlarında.
İkinci dönemde ise Özal doğrudan doğruya bana, “Siz aday olun, biz sizi destekleyeceğiz” dedi. Şimdi benim kamuoyunda tutunmam, tanınmam Anavatan Partisi milletvekili, Anavatan Partisi Kültür Bakanı, Anavatan Partisi Başbakan adayı, Genel Başkan adayı geçiyor, benim bu dönemim yok sayılıyor. Şimdi yeni Demokrat Parti dediniz ben dinledim sizi.
YILMAZ TUNCA: Her şey yeni çünkü. Sayın Kılıçdaroğlu da yeni CHP diyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz de diyoruz, yeniden Demokrat Parti diyoruz. Sonra, Doğru Yol Partisi’nde Devlet Bakanı, Milletvekili olarak görev yaptım. Dönemin genel başkanı Tansu Çiller Hanımefendi’nin daveti ile, Anavatan Partisi’ne davetle gittim ben. Kiminle davet etti, Hasan Celal Güzel dostum beni aradı, “Başbakan sizi milletvekili olarak görmek istiyor, kısa zamanda zaten siz bakan olursunuz” dedi. Düşündüm öyle gittim. Buraya da yine Sayın Celal Adan’ın aracılığı ile Hanımefendi, Ankara Milletvekili olmamı istedi ama İstanbul oldu ve geldim. 54. Hükümette de bakanlık yaptım.
Şunu söylemeye çalışıyorum, büyük devlet adamı, kendisine hürmet ettiğim ve siyasette muallimim olarak gördüğüm Demirel’in yanında 4 yıl doğrudan, etkili ve etkin başdanışman olarak çalışma şerefine ve bahtına eriştim. Niye bunu söylüyorum? Çünkü onun yanında bir çok şey öğrendim ben. Siyasetin bilmediğim bir çok yanını da öğrendim, bir staj gibi oldu benim için. Şimdi bu 50 yıllık bir hayat. Üç gün önce ortaya çıkınca karşımda kim vardı? Karşımda Demokrat Parti’nin derinliklerinden gelen teşkilat ve delege dokusu vardı. Ben 7 yerde kaymakamlık yaptım, tanıyanlar vardı, onlar birden beni hatırladılar. Kaymakamlık yaptığım yerlerle ilgili bir araştırma yapılırsa nasıl izler bıraktığım görülür.
YILMAZ TUNCA: Sayın Cindoruk bu konuda sizden ziyade delegasyonu suçluyor. Delegelerin tutumunu eleştiriyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Eleştirebilir, demokrasiye inanıyoruz, herkes tutumunu sergileyebilir. Serbesttir, kim ne söylüyorsa, söylesin ama demokrasiye inanmak demek, halkın iradesine, seçmenin iradesine, teşkilatın iradesine inanmak demektir. Biz delegelerin toptan yanlış yaptığını düşünüyorsak, o zaman halkın da yanlış yaptığını düşünürüz. Demokrasinin imanı diye bir şey vardır. Yani, nasıl dinlerde iman varsa, biz, La İlahe İllallah Muhammeden Resul Allah diyoruz ve iman başlıyor. Onun tartışması olmaz, inanıyorsanız ona Müslüman olursunuz, onu tartışmaya başlarsanız. O zaman siz Müslümanlığın dışına çıkarsınız. Demokrasilerin de, fiziğin bile imanı vardır. İki nokta arasından geçen en kısa yol bir doğrudur dediğiniz zaman bu geometrinin, enerjinin saklı prensibi fiziğin postilatıdır. İmandır bu. Dolayısıyla demokrasinin temel imanı şudur; Bu birinci maddeye demokratik amentünün birinci maddesine inanmıyorsanız, o zaman demokrasiye inanmıyorsunuz demektir. Nedir o? Halk doğrusunu yapar, hoşumuza gitse de gitmese de. Biz eğer onu değiştirmek istiyorsak halkı inandıracağız, delegeyi inandıracağız ve öyle geleceğiz. Biz delegemize inanmıyoruz dersek, hele kendi dönemimizde oluşmuş teşkilatlar ve delegelere inanmıyoruz dersek, o zaman demokrasiye inanmıyoruz demektir. Bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır.
Demokrat Partinin temel anlayışına uygun olmayan yönetimler geldiği zaman sıkıntı başlar, teşkilatta gerginlik başlar, problem başlar ama sonunda o halk iradesi, o halk temsilcileri, o damarın temsilcileri ayağa kalkarlar ve kendilerine uygun bir başkan bulurlar.
YILMAZ TUNCA: Kongre sonrasına baktığımızda Sayın Cindoruk, devir teslim için gelmedi, bunu kasti olarak yaptığı anlaşılıyor, bir anlamda sizi protesto etmiş oluyor. Hüsamettin Bey’in bu tavrı ile birlikte Demokrat Parti’de Süleyman Bey’in etki ve ağırlığının artık bittiğini söylememiz mümkün mü?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim şimdi şöyle, şu anda Sayın 9. Cumhurbaşkanımızın bu konudaki açıklamalarına bir bakalım, bir de ilgili, adı geçen kişilerin açıklamalarına bakalım. Büyük farkı göreceğiz. Yani, değerli 9. Cumhurbaşkanımız benim için diyor ki, ‘Adalet Partisi Gençlik Kollarında siyasete başlamıştır. Sonra CKMP’ye gitmiştir, sonra yine gövdeye dönmüştür, bu damara dönmüştür ve benim yanımda 4 yıl başdanışman ve büyükelçi olarak görev yapmıştır, bunu ben yaptım. Ben ondan çok yararlandım” diyor ve başarı dileklerini söylüyor. Şimdi sayın Demirel’in şu kongrede hiçbir vesayeti olmadığını ben birebir biliyorum. Bakınız olduğu gibi gerçeği konuşalım.
YILMAZ TUNCA: Siz zaten aday olduğunuzda Süleyman Bey’den öncelikle bir ruhsat talebinde bulunmadığınızı sadece nezaketen gidip aday olduğunuzu ona söylediğinizi söylediniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Aynen böyledir. Karışmadı ve karışmaması doğruydu. Şunu söyledi ve doğrudur, Demokrat Parti gibi bir partinin başına bir kişinin, o kişi ne kadar değerli olursa olsun ya da birkaç kişinin tayini ile gelinmez, gelinirse bünye onu kabul etmez. Yani esas olan, o damarın, o delege dokusunun, o teşkilat ruhunun kabul etmesidir. O coşkuyla kabul etme çok önemlidir. Yani teşkilat dokumuz, delegelerimiz beni seçtikten sonra, onlar benim hayatımı bilmiyorlar mıydı? Onların içinde Anavatan Partisi’nde, Doğru Yol Partisi’nde birlikte olduğumuz hatta gençlik kollarında birlikte olduğumuz arkadaşlar vardı onlar geldiler bana ağlayarak sarıldılar. Heyecanla, birisi titriyordu heyecandan.
Dolayısıyla, Demokrat Parti genel başkanını bulmuştur ve işin ilginç yanı, kaderin güzel bir tayinidir ve ufoyla mı geldi, hangi gezegenden geldi diyenlere şunu söylüyorum, ben gezegenlerden de öteden geldim. Levh-i Mahfuz’dan geldim. Levh-i Mahvuz kelimesini bilmeyenler sözlüğe baksınlar.
YILMAZ TUNCA: Kongre sonrasına baktığımızda Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin Demokrat Parti çatısı altında birleşmesinde etkin olan iki genel başkan Sayın Cindoruk ve Sayın Mesut Yılmaz hemen sizin genel başkanlığınız sonrasında istifa ettiler. Neden? En azından devir teslim törenlerine gelmeyerek protesto etmişti. Sayın Cindoruk’un bir sözünü de unutmamak lazım, CHP’ye oy verdim demiştim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Cindoruk CHP’ye de oy verebilir. Bizim 28 Şubat sürecinde, darbecilere karşı bire bir savaştığımız bir dönemde, Şemsiye Partisi’ni kurup arkadan dolaşıp, bizim iktidarımızı düşürme gibi bir siyasi karar içerisinde de olabilir. Ne diyebiliriz, kendisinin demokratik hakkıdır. Ya da Demokrat Parti’yi zayıflatmak için Hürriyet Partisi’de olabilir ya da Adalet Partisi’nin mücadele ettiği günlerde Demokratik Parti sürecinde de olabilir ben asla bunları eleştirmem. O kendi takdiridir.
Şunu söylerim, şu son dönemde, şu ara dönemde, bizim karmaşa dönemimizde yani, kolay değildir insanlar teyze kızıyla evleniyor yine de problem çıkıyor. Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin birleştiği dönemde hem Cindoruk’un hem de Sayın Yılmaz’ın hizmet ettiklerini de kabul edelim. Onlar da hizmetlerine böylece bir taç koydular.
YILMAZ TUNCA: Sayın bakanım Sayın Cindoruk ve sizin kongre konuşmanızda geçmiş döneme ve kendilerine teşekkür edilmediğinden söz ediyor. Tabi ben konuşmayı çok iyi hatırlayamadığım için ona bir şey diyemeyeceğim ama Sayın Cindoruk takip etmiştir tahmin ediyorum ama isim olarak bir vefasızlık suçlaması var diye tahmin ediyorum size karşı.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben onu o anda, o kongrede ben yazılı bir metin falan okumuyorum biliyorsunuz. Yani yazılı metine ve cama bakarak konuşarak liderlik yapmayı da doğrusu çok anlamlı bulmuyorum. Bir liderin kendi içinden doğup gelen ve kendi birikiminden oluşan fikriyatı yoksa yani başkalarının takma akıllarıyla, takma yazılarıyla cama yazılanlarla yapılan siyasi konuşmaları da çok yakışıklı bulmuyorum. Benim tarzıma da aykırı buluyorum. Dolayısı ile ana başlıklar belirliydi. Ben Sayın Cindoruk’u karşımda görebilseydim, elbette ki ona teşekkür ederdim, etmez olur muyum? ondan önce ettim, sizin programınızda da ettim, şimdi de ediyorum. Ama orada karşımda yoktu. Dolayısı ile karşımda olan insanlarla bire bir aldık verdik, ben konuşurken sadece kendi birikimimle konuşmam. O bir metafizik meseledir, başka bir haldir, hitabet dediğiniz şey bir başka şeydir. Siz konuşursunuz ama karşınızdaki topluluk da sizi konuşturur. Şimdi siz beni konuşturuyorsunuz, ben sizin gözlerinizden alıyorum, yüzünüzden alıyorum, size veriyorum. Bunu bilmek lazım, anlamak lazım Sayın eski genel başkanımız karşımda olsaydı, elbette ki ona da gerekli şekilde teşekkürü ihmal etmezdim. Ama yoktu o kongrede. Dolayısı ile orada teşekkür etmemiş olabilirim. Eksiklikse, şimdi ediyorum. Aracılığınızla ediyorum. Teşekkür ederiz. O dönemde gerçekten güzel bir hizmet yapmışlardır. O hizmeti herkes takdir ediyor ben de ediyorum ama yeni bir dönemdir artık bu yeniden Demokrat Partidir.
YILMAZ TUNCA: O zaman yeni döneme gelelim. 15 Ocak tarihiydi değil mi kongre tarihi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet 15 Ocak. 14 Ocak benim doğum günümdü ama 15 Ocaktı kongremiz.
YILMAZ TUNCA: O zaman iki doğum günü birden kutlamış oldunuz. Peş peşe 14 ve 15 Ocak. Peki, o günden bugüne Demokrat Partide bir aktivite bir canlılık ve üstelik artık 6 ay diyemeyeceğiz. 4 aylık bir zaman var. Bu zaman çok kısa bir zaman Demokrat Partinin iddiasını sormak lazım bu arada şunu da sormak istiyorum izninizle, sizin kimliğiniz komu oyundaki imajınız dolayısı ile AKP’nin Sayın Başbakanın Milliyetçi Hareket Partisini barajın altında bırakmayı hedeflediği varsayımından yola çıkarak sizin buna katkı sağlayacağınız iddiası var. Yani Milliyetçi Hareket Partisi tabanına sempatik gelen ve o geçmişten gelmeniz dolayısı ile MHP’den de oy alabileceğiniz ve dolayısı ile o oylar ile barajı aşamayacağınız ama MHP’yi barajın altına sürükleyebileceğiniz böyle bir görev doğrultusunda da iktidar partisi tarafından desteklendiğiniz iddiası var. Bu yaygın bir biçimde söylendiği için soruyorum.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başka bir, yaygın biçimde de söylenti var. Onu bana bazı gazeteciler gelip sordular. ‘MHP barajın altında kaldığı için, siz Demokrat Parti’ye gelmişsiniz, böylece onun eksiğini tamamlayıp birlikle bir ittifak yapıp, onun barajı aşmasını sağlayacakmışsınız’ diyenler oldu. Şuradan geliyor buraya, buradan geliyor şuraya, diyenler oldu. Bütün bu iddiaları bir araya getirdiğiniz zaman, bu iddialar birbirlerini yok eder. Demokrat Parti bu. Yani bu Celal Bayar’ın Partisi, bu Adnan Menderes’in Partisi. Bizim gelip saplandığımız temel nokta Adnan menderes, Celal Bayar, Atatürk zihniyeti diyoruz. Ama Demokrat Parti bu. Türkiye’de tek başına iktidara gelmiş, tek başına çok büyük işler yapmış, çağ atlatmak diyorlar, çağı birkaç defa atlatmış bir parti. Yani burada Demokrat Parti var, Adalet Partisi var, Anavatan Partisi var, Doğru Yol Partisi var. Bütün bunların birleşimi, şimdi yeniden Demokrat Parti diye diriliyor. Yeniden değişim dememiz, bundan yeni değil ama yeniden değişimiz bundan. Şimdi böyle bir hareketi ve 50 yıl siyasette en büyük partilerde adı genel başkanlığa geçmiş bir kişiyi getirip de böyle küçük hesapların içine sokmak ancak dar kafaların yapabileceği bir şeydir. Küçük kafalar, kafalarını biraz açsınlar, biraz Namık Kemal Zeybek’in ve Demokrat Parti’nin tarihine ve söylemine dikkat etsinler. Ben MHP’nin bütün oylarını alsam bile ne olacak? Bakınız, ben iddialı bir şekilde ortaya çıkıyorum ve ben başbakan olmak istiyorum. Neden? Çünkü şu anda ortada olan başbakan adayları içinde bu işi en iyi yapacak olan benim, en doğru çizgi benim, çizgim en doğru parti Demokrat Parti. Ben böyle bir iddia ile ortaya çıkmışken, biri şuradan oy alacak, bunu kapatacak, bunu örtecek falan diye bakmak, ancak dar pencereden bakmaktan başka, at gözlüğüyle bakmaktan başka bir anlam taşımaz. Yani insanlar, şöyle baktıkları zaman 180 derece, hiç olmazsa arkalarını göremeselerdi, görebilmelidirler, öyle bakmak lazım, bunların asla bir anlamı yok.
YILMAZ TUNCA: Tansu hanımı sorsam. Tansu Çiller hanımefendi bu süreçte sizin aracılığınızla Demokrat Partiyi kontrol etti ve bir Vadede elinin altında tutmaya çalışıştı iddiası da var hoş sız Tansu hanıma kapıyı acık bıraktınız da. Acık bıraktınız derken genel başkanlığı koltuğu anlamında soyluyorum.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Genel Başkanlık koltuğu anlamında hiçbir şey söylemedim. Herkese açıktır, hiç kimseye açık değildir. Şu manada söylüyorum. Ben Genel Başkanım, bu işi en iyi ben yaparım, bu konuda iddia sahibiyim Yani şunu ısrarla söylüyorum, hatırlatmak için söylüyorum, biraz da kendime şaşıyorum. Bu konuşmaları yapıp,eve gittiğim zaman nasıl kendi kendimi övdüm falan diyorum. Ama siyasette bu gerekiyor ve ben Namık Kemal Zeybek olarak mütevazı olmak zorundayım. Mevlana Kültür ve Sanat Vakfı’nda 25 Ocak’ta bir sohbet yaptım. Sohbetin konusu, ‘Hoca Ahmet Yesevi ve Mevlana’da Allah ve aşk kavramıydı’. Hiç siyasete girmedim, hatta zihni muhtevamda bile siyaset yoktu. Ayrılırken bana bir Mevlevi sikkesi verdiler. Üzerinde, ‘hiç’ yazıyor, eski yazıyla. Tam zamanında verdiniz, götüreceğim odama koyacağım. Gelene gidene gösteriyorum, bakınız diyorum sonunda olacağımız ‘hiç’.
Hani adam Kaymakam’mış, böbürlenirmiş..Bir vatandaş, şuna bir ders vereyim demiş. Sen nesin, demiş. Adam, ‘Kaymakam’ diye cevap vermiş. Sonra ne olacaksın? Vali.. Sonra? Bakan.. Sonra Başbakan, sonra olursam Cumhurbaşkanı. Sonra demiş, kaymakam bey düşünmüş biraz. Sonra ne olacağım ‘hiç’ demiş. Evladım demiş ben zaten’ hiç’im, senden daha üstteyim. Dolayısı ile insan olarak alçak gönüllü olmak zorundayız ve borcundayız. Ancak hele böyle bir siyasi hareketin başına geldiğiniz andan itibaren, evinizdeki kimliğinizle kamuoyundaki kimliğiniz, değişik olmak zorundadır. Dolayısı ile benim hayatımda bir kaymakamlık var ve birçok iş yapmışım. Belirli bir yere kadar gelmişim. Yani ben kendimi hazır görüyorum. Bakanlıklar, Başkanlıklar, Başdanışmanlıklar, 14 yıl kurduğum ve yönettiğim 30 bin öğrencim var Türk dünyasında şu anda. Benim mezun ettiğim Türkiye Türkçesini az yada çok bilen öğrenciler, bütün Türk dünyasında var. Yani balkanlardan, orta doğudan, Asya’nın uzaklarına kadar her yerde, beni başkan bilen 30 bin öğrenci. Böyle bir üniversite yönetmişim. Yahu bütün bunlardan sonra diyorum ki, yani bu başbakanlığı benden daha iyi kim yapacak peki ama geçmişimde yaptın da ne oldu? Geçmişim de yaptığımda ne olduğunu müsteşarlık dönemimi incelesinler merak edenler yâda bakanlık yaptığım dönemi, mesela Kültür Bakanı olduğum dönemi bir incelesinler yani bunun yanında asıl bizim partimizi geçmişinde yaptıkları da gelecekte yapacaklarımızın güvencesi tam ben şunu söylüyorum emanetçi falan değilim hayatımda olmadım ama Genel Başkan adaylığı partimizin bütün üyelerine açıktır ve şimdi yanımda 22 yaşında Galip Çetin var. Genel başkan Yardımcısı. Dedesi bizim Uşak Milletvekilimizdi, kendisi de genel başkan yardımcımız. Ben onu, geleceğin başbakanı olarak ilan ediyorum. Diyeceksiniz ki 22 yaş. Nasıl olsa bir 20 sene sonra falan, onun için böyle yapıyorsun. Elbette tabi ondan bunu söylüyorum.
YILMAZ TUNCA: Tabi bütün bunların hayata geçmesi tahakkuk edebilmesinin bir şartı var. O’da 12 Haziran da yapılacağını düşündüğümüz seçimler ve sandıklar. O sandıktan nasıl çıkacaksınız şimdi siyaset demek seçim demek para demek, para her şey demek değil ama parasızda hiçbir şey olmadığı gerçek değil mi altını çizmek lazım ve tabi kadro demek ekip demek teşkilat demek bütün bunları bu 4 ay içerisinde …… (26:34) edip sandıktan çıkmayı nasıl başaracaksınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim sizin sorularınızda çok güzel madde başlıkları var. Ben hemen oradan başlayayım. Siyaset kadro demektir. Bizde kadro var, şahane bir teşkilatımız var. İstanbul’dan gelirken Sakarya il başkanımızın bir kahvesini içmek istedim. Tabi bizim Anadolu geleneğinde kahve içmeye geliyorum yada bir kahve iç denildiği zaman onun manası yemektir, yani bu kahve dediğiniz nesne yemekten sonra içilir. Hemen orada göl kenarında bir sofra düzenlendi ve biz 4-5 kişiyken yağmur gibi bizim teşkilatlar yağmaya başladı oraya ve teşkilatlarla bir sohbet geliştirdim. Şunu gördüm ki biz sadece Sakarya teşkilatımızın kadrolarıyla Türkiye’yi yönetebiliriz. Bunu samimiyetle söylüyorum il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız ve kadromuz. Yani burada yetişmiş bir kadro, ayrıca şu anda dışarda gibi görünen çok değerli büyüklerimiz dostlarımız var. Onlar bizimle birlikte. Ayrıca Sayın Cindoruk’un düzenlediği yemekte eski Bakanlar eski Milletvekilleri vardı masamda. Daha aday falan değildim. Masamda Ankara il başkanımız ve ilçe başkanlarımız vardı. Şöyle bir salona baktım ve dedim ki, ‘ben şuradan 4 tane Bakanlar kurulu çıkartırım’. Yani çok güçlü bir teşkilatımız var ve kadrolarımız var. Ama zamanımız yok, zaman az, fikriyatımız var, hizmetimiz var.
Ben memura, emekliye, işçiye yüzde 50 zam yapacağım dediğim zaman şu soru soruluyor. Haklı olarak nereden bulacaksın kaynağı dediler. Ben diyorum ki 54. hükümette nereden bulduysam, oradan bulacağım dedim. Şu soru soruluyor. Ben esnafa Kobilere yardım edeceğim, sanayi e destek vereceğim dediğim zaman, kaynağı nereden bulacaksın diyorlar. Ben diyorum ki adalet partisi dönemlerinde, Doğru Yol partisi dönemlerinde anavatan partisi dönemlerinde demokrat parti dönemlerinde kaynak kullanımı destekleme fonu ile biz dirilttik sanayiyi bugün eğer güney sahillerimizde bir milyonu bulan yatağı bulan tatil köyleri varsa onların ortaya çıkmasını sağlayan o 35 bin yataklı büyük Antalya projesidir. İki tane tatil köyü vardı orda, orada kaynak kullanımını destekleme fonunda %20 hibe verdi devlet kalan yarısını yine ucuz krediyle destekledi Türkiye de sanayi yit oluşturan sanayiyi destekleyen sanayiyi destekleme fonu demokrat parti damarında verildi yani kaynak varda bu kaynağı nereye harcayacaksın sorunu var yani asla eleştirmek içim söylemiyorum sayın başbakan 600milyon siz onu yan hizmetlerle 1milyar yuvarlak hesap yapın. 1 milyar TL İstanbul’da bir stadyuma verdi. Gitti ıslıklandı ve şimdi vermeyeceğim falan demeye başladı bende diyorum ki ben işçiye vereceğim onun 50 katıdır yani sözünü ettiğim miktar. Elli milyar verdiğiniz zaman hesap ettik bunu biliyoruz yani. Esnafa vereceğimi daha söylemiyorum. Bunu biz verdik. Bunu biz yaptık. Yine yaparız. Böyle bir geçmişten geliyoruz. Bu bizim büyük bir imkanımız. Yani şunu söylemiyorum. Biz yeni kurulduk bir parti vereceğiz. Hayır. Verdik Hani güzel bir söz var ya "yaptıklarımız yapacaklarımızın güvencesidir". Aynen de böyledir. Ortaya çıkacağız. Büyük hedefler koyuyoruz. Siyasetin bir tanımı da şudur.
YILMAZ TUNCA: Şunu yaparız da kesiyorum ama kendinize ilişkinde bir hedef koymayı düşünüyor musunuz?Bağlayıcı anlamda soruyorum. Yani Oniki hazirandaki seçimlere ilişkin bir başarı çıtası koyup bunun tahakkuk etmemesi halinde bir siyasi bedel ödemek gibi bir düşünceniz var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tansu hanımın yaşı benden gençtir. Ama benim Başbakanımdı. Bir şeyler öğrendik. Ben çok kitap okuyorum. Bir aydır pek okuyamıyorum ama haftada iki kitap okumazsam kendimi eksik hissediyorum. Çünkü modelim Atatürk'tür bu konuda. Üç bin dokuzyüz doksan yedi kitabı, ders kitabı gibi okuyan bir lider. Kitap okuyorum. Evet ama aynı zamanda da öğreniyorum. Bir staj gibi yani. Tansu hanımdan öğrendiğimiz, onun çok tekrarladığı bir cümleyi söylemek isterim. Ya başaracağız ya başaracağız. Başaramazsak diye bir şey yok. Biz başaracağız. Biz başarmak için bütün imkanlara sahibiz ve başaracağız ama siyaset idealler, hedefler, ülküler ile gerçeklerin bağdaştırma sanatıdır. Yani ideal koyacaksınız, en ileri idealleri koyacaksınız ama gerçekleri de okuyacaksınız. Onun arasındaki en ideal yeri bulacaksınız, siyaset budur. O akılcı yere bakacağız. Yani şunu söylüyorum. Açık seçik ne? Efendim ittifak yapar mısınız? Yapacağız demiyorum ama yapmayacağız da demiyorum. Gerekirse yaparız elbette. Seçimden sonra koalisyon yapacak mısınız? Tek başımıza iktidara geleceğiz diyoruz. Eğer gerekiyorsa yapacağız. Niye yapmayalım? ama başka bir şey söylüyorum. Merkez burasıdır. Yani bizim seçimden sonra milletvekili sayımız ne olursa olsun hükümeti biz kuracağız.
YILMAZ TUNCA: Bir ittifak düşünceniz olabilir. Peki bu Demokrat Parti çatısı altında olmalı gibi bir şartınız var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet şart. Ondan vazgeçemeyiz. Onu söylüyorum sadece ittifak değil, hükümet te öyle. Şunu kastediyorum. Eğer ittifak yapacaksak, bunun Demokrat Parti çatısından başka bir yerde olması söz konusu olmamalıdır, olamaz.
Koalisyon hükümeti kurmamız gerekecekse, sayımız ne olursa olsun mutlaka kendi doğrularımıza çekeceğiz. Yani iktidarı, Cumhuriyet değerlerine ve gerçek demokrasiye çekeceğiz. İktidarın kendini kapıp gittiği o Monarşik Totalizm'den alıkoyacağız. Geri çekeceğiz. Çok tehlikeli bir gidiş var. Yani iktidarın başkanlık sistemiyle valilerin halk tarafından seçilmesi de Amerikan modeli Türkiye'yi böler. Bu çok tehlikeli bir süreçtir. Bunu iyi incelesinler. Onları Cumhuriyet değerlerine çekeceğiz. Muhalefette yaparsak, muhalefeti de orduya şöyle böyle diyen zihniyetten kurtarıp, kağıttan kaplan vesaire diyen zihniyetten kurtarıp yani ordu anti demokratik işler yapmıyor diye orduya kağıttan kaplan demek nasıl bir zihniyettir? Evet o zihniyeti de ortaya çekeceğiz. Zihniyet ve fikriyat olarak doğrusu Demokrat Parti’dir. Yani kiminle yaparsak yapalım buraya çekeceğiz. Yani bizim çizgimizde bir hükümet olacak. Doğrusu bu.
YILMAZ TUNCA: Şimdi öyle anlaşılıyor ki bu seçimlerde başkanlık sistemi çok fazla konuşulmasa bile Başbakan konuşulmasını istiyor bunun konuşurken de işte Amerikan modeli valilerin seçimle geldiği iki partili ve iki meclisli bir parlamentodan söz edileceği anlaşılıyor ama ondan daha önemlisi bir anayasa tartışması da yapılacak büyük bir ihtimalle bu seçimler de. Ergun Özbidun zannediyorsam bir ay önce gibi bir açıklaması vardı. Madem ki bir yeni anayasa yapacak yeni dönem meclisi o zaman siyasi partiler anayasa tekliflerini de seçim öncesi gündeme taşısınlar diyordu. Mantıklı bir öneri gibi gözüküyor. Sizsin bu açıdan bir çalışmanız olacak mı yoksa var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Var. Biz şu anda bunu hazırlamaya çalışıyoruz. Yeni anayasa ayrıntılardan arındırılmış, ilkeler ortaya koyan ve toplum üzerinde baskıcı bir anlayış ortaya koymayan bir anayasa. Yani unutmayalım ki bu anayasadaki hükümlere dayanarak mevcut iktidar partisi laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı diye cezalandırıldı. Ben de Demokrat Partili olmama rağmen bu kararı yanlış bulduğumu söyledim. Neden? Çünkü iktidar partisini eleştirebileceğiniz çok yön var. Ben şiddetle ve bazen de hiddetle eleştiriyorum. Diyorum ki sakın yapmayın bunu. Ne yapıyorsunuz diyorum. Vazgeçin bundan diyorum. Diyorum ama laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı diye bakılmasına sebep olan ne yapmışlar bunlar? Yani şeriat devleti filan diyorlar. Şeriat devleti gelirse, arkadaşlarımızın çoğunun kolu kesilir yani. Şeriat devleti kolay bir şey değildir. Yani öyle şeriat devletini filan düşündüğünü ne zannediyorum ne de düşünüyorum. Dolayısıyla olabildiğince demokratik bir anayasa.
YILMAZ TUNCA: Yeni CHP için ne diyorsunuz peki?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yeni CHP için şunu söylüyorum. Kemal bey iyi bir şeyler yapıyor. Sevdiğim bir insandır. Severim kendisini ama o CHP'deki zihniyetin, mesela kendisini son zamanlarda ortaya koyan zihniyetin, bir toplantıda biz bunu ordu zannediyormuşuz, kağıttan kaplanmış. Bu söz söylenebilir. Ne zaman? Ordumuz eğer görevini yaparken, yani vatanımıza karşı savunma görevlerini yaparken, yapamamışsa. O zaman kağıttan kaplan derseniz o tartışılabilir ama ordumuzun anti demokratik bir takım yollara demokrasi karşıtı bir takım yollara gitmediğinden ötürü kağıttan kaplan derseniz, o bir zihniyeti ifade eder. İşte bürokratik CHP arayışıdır o. Dolayısıyla bürokratik CHP ile klasik CHP anlayışının yeni CHP'yi fazla yaşatacağını düşünmüyorum. Yani Kemal bey fazla kalamaz orada.
YILMAZ TUNCA: Süheyl Batum alternatif olabilirmi Kemal beye?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Süheyl Batum alternatif olursa. İşte o klasik, bürokratik ve anti demokratik zihniyetten kendisini hiç kurtaramamış olur.
YILMAZ TUNCA: MHP İçin ne dersiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: MHP için başarılar dilerim.
YILMAZ TUNCA: Ama sonuçta siyasi rakibiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başarılar dilerim.
YILMAZ TUNCA: Peki baraj için ne öngörüyorsunuz? Yani MHP için bir baraj tehlikesi var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bilemiyorum. Kamuoyu yoklamaları ortaya koyuyor. Onu ben bilemiyorum.
YILMAZ TUNCA: Var mı yok mu kesin bir şey söylemiyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır bilemiyorum, bilmiyorum yani.
YILMAZ TUNCA: Peki bir Genel İdare Kurulu toplantısında bizim öncelikli hedefimiz, rakibimiz, hasmımız, çok emin değilim CHP ve MHP'dir dediğiniz söyleniyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır asla böyle bir şey demedim ve böyle bir şey demem ben yani. Bizim rakibimiz bütün partilerdir.
YILMAZ TUNCA: Peki bu arada Türkiye'de çok konuşulan ve tartışılan bir cemaat meselesi var. Güleni kast ediyorum. Hoca efendiye ilişkin görüşlerinizi paylaşır mısınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim şimdi bakınız. Muhterem hoca efendi, büyük hizmetler yapan bir insan. Bin tane lise ve kültür merkezi kurmuş. Dünyanın her yerinde bayrağımızı dalgalandırıyor. İstiklal Marşımızı öğretiyor ve Türkçemizi yaygınlaştırıyor. Türkiye içinde de yine çok faydalı eğitim kurumları meydana getiriyor ve ne yazık ki 28 Şubat’ın belasından, fırtınalarından, kasırgalarından ötürü, zulmünden ötürü Türkiye dışına çıkmak zorunda kalmış bir insan. Yani 28 Şubat’ın o belalı günleri, o kötü günleri, o Kuran-ı Kerim'i düşman gören günleri. Bakın birşey söyledim. 28 Şubat’ta hedef sadece 54. hükümet yani biz değiliz, Kuran-ı Kerim'dir. Evet böyle bir dönem yaşadık. Nereden çıkarıyorsun? Refah Partisi’ni kapatma davası iddianamesine ve esas hakkındaki mütealasına bakarsanız, doğrudan Kuran'ın hedef alındığını ve sanık sandalyesine oturtulduğunu göreceksiniz. Böyle bir bela günleridir, o günler. O günlerin fırtınalarından savrulmuş ve bugün yurtdışında yaşamanın acıları içerisinde olan ve sağlığı da çok da iyi olmayan bir insan. Yani hizmet eden bir insan ama bu sözlerimle ona duyduğum takdir hislerim, onunla her konuda da aynı düşünüyoruz demek değildir. Farklı düşündüğümüz noktalar da vardır. Olmuştur. Zaman zaman da o noktaları gündeme getirmişimdir. Bu işlerin doğrusu budur diye, bu da benim hakkımdır. Kendisine saygı duyuyorum. Türkiye devletinin, Türkiye'yi yönetenlerin onu desteklemesi gerektiğine inanıyorum ama bizim hareketimizi yani Demokrat Parti hareketini her hangi bir cemaatin, her hangi bir patronun, her hangi bir kişinin, her hangi bir askeri yada sivil liderin hareketi gibi göstermeye çalışmak külliyen yanlıştır. Demokrat Parti öyle bir partidir ki, geçmişiyle birlikte, partiler başlangıcından yok oluşuna doğru akan bir gerçekliktir.
YILMAZ TUNCA: Hangi noktasında durduğunuzu düşünüyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz bugün yeniden Demokrat Parti noktasındayız. Yeniden Demokrat Parti. Yeniden Menderes'in ruhu. Menderes’in ruhu içimizde diriliyor. Menderes’in sevgisininin ölmediğine inanıyoruz. Şehittir bu insan. Unutulmamalıdır. Yani hareketlerin şehitleri vardır, Türkiye'de de Demokrasinin üç şehidi vardır. Bunlardan birisi Menderes, birisi Polatkan, birisi Zorlu'dur. Şimdi Demokat Parti evet islami cemaatlerden de destek almıştır. Mesela Bediüzzaman Said Nursi, çok açık bir şekilde yazılarında Demokrat Partiyi desteklemiştir. Kendisi için şeytanın ve şerrinden Allah'a sığınırım derken ama kendisi içindir o söz. Siyasete girmemiştir, Demokrat Partiyi desteklemiştir. Yani yazıları vardır filan. Diğer islami cemaatler de desteklemiştir. Demokrat Parti'yi destekleyen o islami cemaatlerden biri olan Aleviler de desteklemiştir. Elbette bir de Demokrat Partiyi hiç dinle alakası olmayan ama demokrasiye inanan insanlar da desteklemiştir. Demokrat Parti bizim öz problemlerimizi çözecek, bize iş bulacak, işsizlikten kurtaracak, sefaletten kurtaracak. Bize destek verecek diyen ve verdiğini gören köylüler, memurlar, işçiler, esnaf ve sanayici de destek verecek.
YILMAZ TUNCA: Süremiz bitti. Arkadaşlar da işaret etti ama şunu da sorayım. Demokrat Parti Anadolu kitlesine dayanan ama zaman içerisinde kentleşmenin, büyük şehre olan göçün ortaya çıkardığı o sosyolojik tabana yani büyük kentlere hitap edemeyen bir eksikliği vardı Doğru Yol partisi çizgisinin. Seksen sonrasında, doksan üçte ki o veya doksan bir seçimlerinde ki o sıçrama hariç. Sonrasında da zaten trend hep aşağıya doğru gitti. Büyük kentlere, büyük kentlerdeki o seçmen yığınlarına ulaşabilmeyi başaracak mısınız?Efendim mesela İstanbul'da hep başarısız oldu.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet, İstanbul'da hep başarılıydık, hep Demokrat Parti'ye verirlerdi ama son yıllarda söylediğiniz böyle bir gerçeklik var. Bunlar oldu ama biz yeniden Demokrat Parti derken, yeni bir Demokrat Parti demiyoruz. Yeni Demokrat Parti değiliz. Yeniden Demokrat Partiyiz. Bunun manası şu, köklerimizden güç alarak çağı yakalayacak ve çağında ilerisinde söylemler geliştirecek. Hatta bazı söylemlerimiz bugünkü nesiller tarafından yeteri kadar anlaşılmayacak ama mesela Galip Çetin gibi yirmi iki yaşında ki kardeşimiz tarafından bayrak gibi göndere çekilecek sözler olacak. Nedir bunlar? Zaman yeni bir zaman. Mesela Türk Dünyası diye bir kavram ortaya çıkmış. Allah bize yedi tane Cumhuriyet bağışlamış. Eğer Namık Kemal Zeybek, Türkiye'de Başbakanlık yapsaydı iki yıl içinde Türkiye çevresinde Türk Dünyası oluşurdu ve yine oluşacak. Mesela bunun dışında nedir bugün bizi anlamayacaklar? Biz Devlete çağdaş yönetim tekniklerine uygun yeni bir sıçrayış ve modernleşme getireceğiz. Ben bunu Özal döneminde yapmaya çalıştım. Özal döneminden sonra kesintiye uğradı. Mesela ergonomi diye bir kavram var. Bizim bürokratik dokumuzun bundan haberi yok. İş basitleştirme, geliştirme teknikleri var. Organizasyon method var. Yani modern yönetim teknikleri dediğimiz teknikler var. Biz bunları getireceğiz ama bunlar bizim daha çok bu işleri anlayabilecek olanlara ve yaptığımız zaman bunun semeresini yemişini yiyecek olan kitlelere sonradan açıklayabileceğimiz gerçekler. Yani biz sadece çağdaş gelişmenin değil çağında ilerisindeyiz.