Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu Toplantısının açılışında bir konuşma yaptı: ( 10.02.2011 )
“Ordu bizimdir ve ordu bize lazımdır.”
“Biz ordumuzun manevi varlığına ve ordumuzun görevlerini yaparken, görev dışına çıkmadığı durumlardaki haline, bütün milli kurumlarımıza olduğu gibi saygıyla yaklaşırız ve onları severiz. Ancak biz, milletin kendisine verdiği silahları ve milletin kendisine emanet ettiği insanları, milletin temsilcilerine karşı yönelten insanları, ne sözle, ne fiille, desteklemeyiz ve onaylayamayız.”
(DP Basın Merkezi – 10 Şubat 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Ordu bizimdir ve ordu bize lazımdır.” diye konuştu. Zeybek, konuşmasında, “Biz ordumuzun manevi varlığına ve ordumuzun görevlerini yaparken, görev dışına çıkmadığı durumlardaki haline, bütün milli kurumlarımıza olduğu gibi saygıyla yaklaşırız ve onları severiz. Ancak biz, milletin kendisine verdiği silahları ve milletin kendisine emanet ettiği insanları, milletin temsilcilerine karşı yönelten insanları, ne sözle, ne fiille, desteklemeyiz ve onaylayamayız.” dedi.
Genel Başkan Zeybek, konuşmasında şunları söyledi:
“Yeniden Demokrat Parti”
“Bismillah diyerek başlayalım. Bismillah, her hayrın başı, bizim laikliğimize hiçbir zarar vermez. Bizim laikliğimizden kimse kuşku duymaz, Elhamdülillah Müslümanız. Müslüman olmasa da Bismillah ile başlamak, bütün dinlerde reddedilmeyecek bir gerçektir. Bismillah ile başlayalım ki, işimiz hayırlı olsun diyelim.
Bu sabah televizyonda bir konuşmamız oldu, arkadaşlarımız dinlemişlerdir. Bunlar devam edecek, her gün bir iki televizyon konuşması yapacağız. Burada bizim sıkıntımız yok, vakit bulduğumuz zaman çıkıyoruz. Dün de iki yerde konuşma yaptık, yarın da yaparız, diğer gün de var. Bundan sonra her gün inşallah televizyonların konuğuyuz. Ancak tabii televizyonlarda şöyle bir konu var. Eskiden Türkiye’nin mutlu günlerinde bir tek televizyon vardı. Bir konuşma yaptığımız zaman bütün Türkiye dinlerdi. Şimdi çok televizyon var. Dolayısıyla onun da yolunu bulacağız. Televizyona çıktığımız zaman, şu anda 20 bin kişiye mesaj ile bildiriyoruz. Onu hemen, en yakın zamanda başlayıp 20 bin kişi yerine 20 milyon kişiye, televizyona çıkacağımızı haber verecek şekilde bir teknik geliştirdik. Ne demek 20 milyon kişiye? Gazetelere, ‘bugün, şu saatte, şurada Demokrat Parti Genel Başkanı konuşma yapacak’ diye bildireceğiz. Hesabımız 20 bin kişiye ulaşacak, onu yapmaya başlayacağız. İnşallah sesimizi daha yüksek yerlere duyuracağız.
Bize bugün, ‘yeni demokrat parti mi diyorsunuz?’ diye sordular. Hayır, biz böyle bir şey söylemeyiz ve söylemedik. Böyle bir söz yakıştırılırsa onu da kabul etmeyiz. Biz, ‘Yeniden Demokrat Parti’ diyoruz. Yeni Demokrat Parti başka bir kavram. Sanki eski Demokrat Parti yok, yeni bir Demokrat Parti var. Buna hayır diyoruz. Yeniden Demokrat Parti diyoruz. Yeniden Demokrat Parti derken de, Demokrat Parti’nin sonraki adları değişmiş olsa da tamamını biz benimsiyoruz. Yani hepsi bizim, Adalet Partisi de bizim, Doğru Yol Partisi de bizim, Anavatan Partisi de bizim, sonraki Doğru Yol Partisi de bizim, 54. Hükümet de bizim, sonradan kurulan Demokrat Parti de bizim. Biz bütün bunların bütünüyüz. Bir siyasi hareket, kurulduğu günden başlayarak, geleceğe doğru akıp giden, geçmişi ve geleceğe yansımış şekli ile bir bütünlüktür. Biz o Demokrat Parti’yiz. Ey devletimiz, ey halkımız biz sizin bildiğiniz Demokrat Parti’yiz. Yaşı üçüncü yaş sınırına gelmiş olanlar; sizin yaşadığınız Demokrat Parti’yiz. İkinci yaş sınırında yaşayanlar; biz sizin bildiğiniz Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi’yiz. Gençler, biz sizin dedelerinizin, Menderes’in ve Bayar’ın Demokrat Partisi’yiz. Bizim içimizde hem Dede Galip Çetin var, hem onun torunu olan torun Galip Çetin var. Biz böyleyiz ve biz bütün bu mevcudumuzla, bütün bu birikimimizle, geçmiş icraatımızla, alnımızı gere gere, halkımızın karşısına çıkıyoruz ve diyoruz ki, ‘evet, biz sizin bildiğiniz o Demokrat Partiyiz ve yeniden geliyoruz’. Dolayısıyla kimse bize yeni Demokrat Parti demesin, biz bildiğiniz Demokrat Parti’yiz ve biz Menderes’in Demokrat Partisi’yiz, biz Atatürk’ün Demokrat Partisi’yiz, Bayar’ın Demokrat Partisi’yiz, Demirel’in Demokrat Partisi’yiz, Özal’ın Demokrat Partisiyiz ve iftihar ediyoruz. Cumhuriyetimizin değerlerine ve yönelişlerine uygun bir şekilde, Türkiye’de ilk hanım başbakanı çıkarmış olan Demokrat Partisiyiz. Dolayısıyla Çiller’in Demokrat Partisi’yiz. Biz bunlarla iftihar ediyoruz, bunları benimsiyoruz, bununla övünüyoruz ve kendimizi böyle ifade ediyoruz.
“Biz Demokratız”
Bizim fikriyatımız yeni bir fikriyat değil, başlangıçtan beri ortaya konulan temel fikriyattır. Bir tek kelime ile söylemek gerekirse biz demokratız. Demokrat olmanın içinde milli değerlere bağlı olmak tabii olarak vardır. Manevi değerlere saygılı olmak tabii olarak vardır. İnsani değerlere yönelmek de demokrat olmanın bir gereğidir. Zaten demokrat olmak da insani değerlerin birincisidir. Neden birincisidir? Bir halk, eğer kendi kendisini yönetmiyorsa, orada insani değerlerin gelişmesi de zordur. İnsani değerlerin bilincini, insanların kendi kendilerini yönetmesi ve özgürlüklerin olduğu bir ortamda yaşaması ve halkın her an yönetime katkıda bulunması demektir. İnsani değerlerin başında da bu gelir. Dolayısıyla biz bunları savunuyoruz. Fikriyatımızda hiçbir şekilde bir sapma yok. Tam tersine, tam merkezdeyiz. Yani, biz Menderes ne dediyse onu diyoruz, ne yaptıysa onu yapıyoruz ve onu yapacağız. Bizim yolumuz bu. Ne eksenimizde bir sapma vardır, ne düşünce sistemimizde ne de kadrolarımızda, devam edip gideceğiz, kim ne derse desin. Herkesin istediğini söylemek de hakkıdır. Bizim hoşumuza gitmeyen sözler söyledi diye kimseye karşı bir kırgınlığımız da söz konusu olamaz. Yüreğimiz geniş, Çünkü biz Demokrat Partiyiz ve Demokrat Partiliyiz.
“Bizim teşkilatımız güçlüdür”
Ben, Demokrat Parti’nin tarihinin derinliklerinden gelen teşkilat dokusunun ne kadar güçlü olduğunu biliyorum. Şimdi yakından tanıdıkça, derinden tanıdıkça, bildiğimden de daha güçlü olduğunu görüyorum. İktidarlar yaşamış bir partidir. Bizim teşkilatımızın partisi ve partimizin teşkilatı. Bir örnek verdim bugün sabah, o örneği şöyle anlayalım; ‘Gül Bahçemi Gör de Baharımı Anla. Gülümü Gör de Gül Bahçemi Anla’, diyerek bir örnek verdim. Nedir örnek, İstanbul’dan gelirken Sakarya’da bir kahve içelim dedim, kahve içelim demek tabii ne manaya gelir, onu hepimiz biliriz. Kahve, yemeğin üzerine içilir. Yemeği yolda yemektense Sakarya’da yemek daha iyiydi, orada yemeği yedik, kahvemizi de içtik, çayımızı da içtik.
Orada arkadaşlarımız koptu geldi. Arkadaşlarımız konuştu, biz konuştuk ve ben şunu ifade ettim. Kadrolarınız var mı? Diyorlar. Dedim ki, “Ben o masada bulunanlardan, Türkiye’yi bugünkü hükümetten daha iyi yönetecek bir Bakanlar Kurulu’nu çıkarabilirim. Asla mübalaa değil. Uzun yıllardan beri siyasetin ya içinde, ya da yakın gözlemcisi olarak yakınında bulunan bir insan olarak söylüyorum. Bu örneği de örnek olsun diye söylüyorum, bizim teşkilatımız güçlü, Allah’a şükür onda bir sıkıntımız yok.
Şimdi partimiz, halkımızın hafızalarında yer alan, fikriyatımız tam halkımızın istediği ve hareketimizin yönü inşallah dosdoğru yönde giden bir hareket. O yüzden, yeniden Demokrat Parti diyoruz ve yeniden Demokrat Parti derken de gerçeği ifade etmiş oluyoruz. Biz demokratlıktan asla sapmayız. Demokrat olmanın erdemlerine aykırı, demokrat olmanın gereğine zıt düşen herhangi bir şey yapmayı da kimse bizden beklemesin. Adımız Demokrat Parti. O kelimenin kapsamı dışında düşünemeyiz. Türkiye’nin çıkış yolu demokrasidir, kimse aklına başka bir şeyler getirmesin. Demokrasi dışı her akım, her düşünce ve her ifade, bizim şiddetle reddedeceğimiz durumlardır. Asla böyle bir şeyi benimsemeyiz ve içimize sindiremeyiz. Nerede demokrasiye karşıt sözler, düşünceler olursa biz buna karşı görüşlerimizi ifade ederiz. Bu ifadeyi yaparken de, kimseye hakaret etmeyiz.
“Batum’un sözlerini kabul edemeyiz.”
Söz gelimi bir siyasi partimizin önce Genel Sekreteri, sonra Genel Başkan Yardımcısı yapılan bir değerli profesör, çok iyi bir Anayasa Profesörü olabilir. Her tarafından Anayasa akabilir, olabilir, çok da iyi bilebilir. Ama hangi anayasa sorusunu akla getirebilecek şekilde kalkıp, bir toplantıda, hem de televizyonların çektiği bir toplantıda, ordumuzu hedef alarak, ordumuzun antidemokratik temayüllere kapılmamasını gündeme getirerek, ‘Biz bu orduyu bir şey zannediyorduk meğerse kağıttan kaplanmış” derse, biz bu sözleri asla kabul edemeyiz. Biz bu sözleri reddederiz. Ama aynı zamanda deriz ki, bu bir zihniyettir, o insana fazla yüklenmeyin, yazıktır. Ne yapsın o bir zihniyetin ifadesi, bu zihniyeti ortaya koyuyor. O belki safiyane bir şekilde, siyasete yeni girmişliğin verdiği hava içerisinde, çevresinde konuşulanları dışarıya yansıtmanın yanlış olduğunu düşünmeden bunu söylemiş olabilir ama asıl önemli olan o zihniyettir.
Halkın seçtiği insanları, halkın sevgililerini, halkın oylarıyla gelen insanları reddetmek. Demokrasi denilen şeyin de bir imanı vardır. Nasıl dinlerde bir iman varsa, nasıl bilimlerde temel inanç varsa, demokrasinin de bir temel inancı vardır, ona inanmak gerekir, ona inanmadan olmaz bu iş. Nedir o? Kelime-i şahadet getirmeden Müslüman olunmaz, o tartışılmaz, onu söyleyen Müslüman olur. İki nokta arasından geçen en kısa yolun, bir doğru ya da bir eğri olduğunu kabul etmeden, siz geometri bilimini inşa edemezsiniz. Lavoçevski “Kainatta, doğrular yoktur, eğriler vardır. Doğru zannettiğiniz, doğruya en yakın eğridir” demiştir. Bunun üzerine Lavoçevski geometrisi kurulmuştur.
Müspet bilimlerde bile iman var. Demokrasi gibi bir kavram, eğer imanından yoksunsa, temeli yok demektir. Nedir bu iman? Halkın doğruları seçeceğine inanmak. Halk doğruları seçer diye bunu içinize sindiremiyorsanız, o zaman siz demokrasiye inanmıyorsunuz demektir. Bu hem ülke çapında böyledir hem de siyasi partiler çapında böyledir. Yani, bugün Demokrat Parti’nin ortaklaşa iradesi, kurultay delegeleri Demokrat Parti’nin ortak ruhunun ifadeleridir. Onlar Genel Başkan olarak beni seçmişse, bugün, ‘aman ne güzel, aferin’ der, yarın da başka bir karar verirse, ‘hayır yanlış yaptılar’ dersem, ben demokrasiye inanmıyorum demektir.
“Biz demokrasiye inanıyoruz”
Bunu içimize sindirmemiz lazım, berrak düşünmemiz lazım. Her şey berrak bir şekilde billurlaşmış şekilde ortaya koymamız lazım. Biz halkımıza inanıyoruz, eğer halkımız bizi yeteri kadar değerlendirmemişse dönüp kendimize sormalıyız. Acaba biz ne yaptık, yeteri kadar kendimizi ortaya koyamadık mı demeliyiz. Halkı suçlamamalıyız, delegeyi suçlamamalıyız, kurultayı suçlamamalıyız. Bunlar doğru şeyler değildir. Biz halkımıza inanıyoruz, demokrasiye inanıyoruz, milletimizin ortaklaşa ruhuna, o irfanına inanıyoruz, buna inanmazsak demokrasiye inanmıyoruz demektir, yolumuz bu.
“Başbakan’ın, sözlerini onaylamıyoruz.”
Sayın Başbakan’ın kalkıp o arkadaş için kullandığı sözleri de onaylamıyoruz. ‘Senin her tarafından anayasa aksa ne olur’ demiş. Nasıl bir söz bu? Bu insan anayasa profesörü. Biz insanların görüşlerini reddederiz ama kişiliklerini korumalıyız. İnsanları sevmeliyiz, birbirimizi sevmeliyiz. Birbirimizin yanlışlarını söylemeliyiz, kişiliklerini değil. Böyle ortada karşılıklı hakaretlere, aşağılamaya, karalamaya dayanan bir siyaset düzeyi. Bu iyi bir düzey değil. Biz Türkiye’nin bu bozulan dengelerini de yerli yerine oturtacağız ve düzeyli bir siyaset içinde olacağız.
Genel hatlarıyla Türkiye’nin bozulan dengelerini yerli yerine oturtmak derken, kastettiğim kavramları tekrar tekrar söylemeliyim. Şimdi çok kısa söyleyeceğim, Türkiye’nin cumhuriyet değerleri ile demokratik değerlere bağlı olma dengesi bozulmuştur. Bunu çok anlattık. Biz bunu yeniden yerine oturtacak partiyiz, ben değil biz. Yani Demokrat Parti. Biz, tabandan kalkınma ile dışa açılma arasında, araya üretimi koyarak, terazinin arasındaki parça gibi üretimi koyarak, dışa açılmayı gerçekleştirecek olan o dengeyi kuracak olan partiyiz.
Biz, milli bağımsızlıktan vazgeçmeden dünya ile bütünleşmeyi sağlayacak partiyiz. Biz bunları geçmişimizde yaptık. Dolayısıyla, ‘biz yapacağız’ dediğimiz zaman, bize ‘nasıl yapacaksınız, nasıl kaynak bulacaksınız’ diyenlere, çok basit bir cevabımız var. Geçmişimizde nasıl yaptıysak, yine öyle yapacağız. Biz kaynak bulduk, tarımı destekledik. Türkiye dünyada kendi kendisine yeten ender ülkelerden birisi oldu. Biz esnafa ucuz krediler verdik, esnafımızı diri tuttuk, esnafımız içinden tüccarların, iş adamlarının, sanayicilerin ortaya çıkmasını sağladık. Biz sanayiye destek verdik. Ne desteği verdiniz? Kaynak kullanımını destekleme fonundan hibeler verdik. Bugün bir milyon yatağımız var diye övünüyoruz Antalya’da. Şimdi sadece Antalya’da bir milyon yatağımız var. Nasıl oldu bu böyle? Kaynak kullanımını destekleme fonu nereden geldi? Demek ki, kaynak vardı ki verdik. Tercih meselesi bu.
Sanayi destekleme fonundan, yıllarca sanayiye destekler sağladık. Başka ne yaptık, sabit kurlu destek kredileri verdik. Yani, dövizi sabit tuttuk, sanayiyi destekledik. Kötü mü ettik? Hayır, iyi ettik. Biz onları yapmasaydık Türkiye nasıl bu boya gelecekti, Türkiye’nin bu boyutlara gelmesini sağlayan Demokrat Parti’nin adı ne olursa olsun, adı zaman zaman değişse bile Demokrat Parti iktidarlarında oldu. Biz, bunları yeniden yaparız.
Biz, dünya dengeleri izin verdi, Kıbrıs’ı yüzde 50 oranında Türkiye’ye almıştık, onlar asıldı, şehit edildi. Fatin Rüştü Zorlu Dışişleri Bakanı, Menderes Başbakan, Celal Bayar Cumhurbaşkanı iken Türkiye, adı sanı duyulmayan, kimsenin bilmediği, orada bir hakkımız mı varmış- diye düşünebileceğimiz, Kıbrıs’ta eş cumhurbaşkanlığını aldık. Bu müthiş bir başarıdır, bugün orada varsak bu sayede varız.
“Başbakan eşbaşkan değil, peşbaşkandır”
Bizim sayın başbakanımız da tabii eşbaşkan. O da Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanıyım diyordu. Son zamanlarda sanki pek fazla söylemiyor. Ben de o zamandan beri diyorum, sen eşbaşkan değilsin, sen peşbaşkansın. Peş başkan ne demek? Peşinden giden demek. Hatta, yaptığın işlere bakarsak, peşkeş çeken başkansın. Bir de Peşse Başkansın diye bir söz var onu bilmeyenler sözlüklere baksınlar.
Şöyle söylenilir, böyle söylenilir. Benim için sözü geçen olmak iyidir. Hiç birşey söylememek kötü değildir, ama nereden geldi filan diyenlere, ben bu hareketin ruh kökünden geldim diyebilirim. AP Gençlik Kolları’ndan başlayarak, Anavatan Partisi’nde başbakan adayı düzeyine gelerek, Sayın Demirel’in rahle-i tedrisinden geçerek geldim, ruh kökünden geldim. Metafizik olarak hangi gezegenden geldiğimi merak edenlere de ilan ettim, Levh-i Mahfuz’dan geldim. Bir de galiba Bezm-i Ezel’den geldim, hepiniz gibi.”
Namık Kemal Zeybek, gazetecilerin sorularını da şöyle cevaplandırdı:
Ordu bizimdir ve ordu bize lazımdır
Soru: Süheyl Batum ile ilgili açıklamalarda bulundunuz. Bugünlerde Ak Parti’nin geçmişte ordu ile ilgili söylediği çok ağır sözler var. Bunları değerlendirir misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz ordumuzun manevi varlığına ve ordumuzun görevlerini yaparken, görev dışına çıkmadığı durumlardaki haline, elbette ki bütün milli kurumlarımıza olduğu gibi saygıyla yaklaşırız ve onları severiz.
Ancak, biz milletin kendisine verdiği silahları ve milletin kendisine emanet ettiği insanları, milletin temsilcilerine karşı yönelten insanları, ne sözle, ne fiille desteklemeyiz ve onaylayamayız.
Ordumuz içerisinden çıkan, kurdukları cuntalarla ordumuzun iradesini ele geçirerek, milletimize karşı yöneltenleri ya da yöneltmeye teşebbüs edenleri ne onaylarız, ne savunuruz. Bizatihi ordumuza yöneltilecek her türlü saldırının karşısına da biz savunucu olarak çıkarız ve ordumuzu savunuruz.
Ordu bizimdir ve ordu bize lazımdır. Bu söz çok söyleniyor ve doğrudur. Bu coğrafyada güçlü bir ordu olmadan tutunmamız mümkün değildir. Ama biz aynı zamanda ordumuzun tedarik sistemini, edinim sistemini, yüzde yüz milli yapmayı da hedefleyen, bir yeniden Demokrat Parti olarak, herhalde ordumuza yapabileceğimiz en büyük iyiliğin de bu olacağının bilinci içerisindeyiz.
Bu bizim ordumuza yapacağımız, son derece değerli bir katkı olacaktır. Hem de, milletimizin ordusuna ayırdığı fonlarla başka ülkelerin ekonomilerini değil, kendi ekonomimizi besleme kararını vereceğiz ve biz bu kararı verdik. Nasıl verdik? Ben bu sözleri kurultayda açıkladım, kurultay benim bu sözlerimi alkışladı. Yarın inşallah kuracağımız Bakanlar Kurulu’nda da ilk gündeme getireceğimiz konulardan birisi, savunma sanayimizin yüzde yüz yerli olmasına yönelik hedefimiz ve uygulamamız olacaktır. Teşekkür ederim.