Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Başbakan ile Ana Muhalefet Partisi Lideri arasındaki tartışmayı değerlendirdi: ( 05.03.2011 )
“Sığ ve yapay bir tartışma”
Zeybek, "Kişiliklerle ilgili bu tür söylemleri yanlış buluyoruz. Söyleyecek sözü olmayanların seçtiği bir durum olarak görüyoruz. Bu şekilde derinliksiz, fikriyattan yoksun, proje ve çözüm üretmeyen sığ, yapay bir tartışma ortamında siyaset yapmayı doğru bulmuyoruz" dedi
(DP Basın Merkezi–23 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Başbakan Erdoğan ile Ana Muhalefet Partisi Lideri Kılıçdaroğlu arasında yaşanan diyalogu “sığ ve yapay bir tartışma’’ olarak yorumladı.
Zeybek, Ülke TV’den Mehmet Kıvanç’ın sorularına şu cevapları verdi:
MEHMET KIVANÇ: Bugün Demokrat Parti’nin sayın genel başkanı var, Namık Kemal Zeybek hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoş bulduk sağ olun.
MEHMET KIVANÇ: Demokrat Parti’nin Genel Başkanı oldunuz, kurultayda seçildiniz, seçim atmosferine girildi. Çok hızlı bir gelişme aslında sizin için ve parti için. Bir toparlanma, teşkilatlanma ve konuya hazırlanma açısından.. Demokrat Parti nerede? Ve sizin konumunuz bu seçimde nerede olacak?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim önce genel bakış açımızı ifade bakımından, büyük şair Arif Nihat Asya’nın, biz O’nu Bayrak şiiri ile tanıyoruz. Çok sevdiğim dizelerinden bir örnek vermek istiyorum
“ Hain demedim kimseye, zalim demedim
Vurdun bana ey el bu ne halin demedim
İnsanlık için dua dua, yalvardım bedduaya amin demedim”
Yani biz şimdi siyasette bu anlayışı yerleştirmek istiyoruz. Siyasette bizim düşmanlarımız yok. Gerek iktidardaki parti, gerek muhalefetteki partiler içinde kimseyi düşman ilan etmiyoruz. Biz kimseye hain demiyoruz, zalim demiyoruz, kimseye kötü demiyoruz. Sadece diyoruz ki; siz iyi insanlarsanız ama siyasetiniz kötü. İnsanların kişiliklerini korumak, insanların kişiliklerine zarar vermemek önemli bir şey. Kişiliklerini aşarak, icraatlarına ve fikriyatlarına karşı itirazlarımız kendi görüşlerimizi ve çözümlerimizi ortaya koymak. Siyasete böyle bir üslup getirmek istiyoruz. Biraz önce seyrettik yani birisi At’tan düşüyor, yani başbakan attan düşüyor, günlerce At’tan düştüğü konuşuluyor, düşebilir.
Getirmişler bir tane At. Belli ki hayatında At’a binmemiş, nasıl binileceğini bilmiyor. At da huysuz çıkmış, kaldırmış atmış. Ne olmuş yani? Ya da Sayın Kılıçdaroğlu yanlış yöne yönelmiş, ters giden merdivenlere çıkmış, falan.
Ya da Sayın Kılıçdaroğlu’nun, “Recep bey, Recep bey” diye isimden, söylem çıkarması falan nedir bu? Yani Recep Tayyip Erdoğan, onu kim koyduysa anası, babası, dedesi kim koyduysa adını Recep Tayyip koymuş soyadı da Erdoğan imiş. Adından soyadından kişilik hakları ve kişilikleriyle ilgili bu tür söylemleri biz yanlış buluyoruz. Bunu sanki bir gündem oluşturarak, söyleyecek sözü olmayanların seçtiği bir durum olarak görüyoruz. Siyasetimizi bu şekilde derinliksiz, fikriyattan yoksun proje ve çözüm üretmeyen bir tartışma ortamında sığ, yapay bir tartışma ortamında yürütmeyi doğru bulmuyoruz. Biz siyasete, fikriyat ile projelerle ve çözümlerle geldik. Nerden geldik? Geldiğimiz bir yer var. Ne o gezegenden, ne de bu gezegenden UFO ile gelmedik elhamdülillah. Bir şey söyledik biz Levh-i Mahfuz’dan geldik. Levh-i Mahfuz’u anlayamayanlar, bu farsça konuşuyor demişler, hayır bu Arapça bir söz. Yani kaderin yazıldığı yer. Dolayısı ile oradan geldik.
“Menderes haksız yere asıldı”
Biz Menderes’in ruhundan geldik. Menderes’in asıldığı dönem, yine bir şiirle rahatlatmak istiyorum. Yani Menderes haksız yere asıldı, idam edildi çok hizmetler yapmış bir insandı. Milletin sevgilisiydi maneviyatı olan insandı. Yani Menderes’in hayatının bir bölümü Eyüp Sultan hazretleri ile Mevlana arasında geçerdi. Millet ile ruh kökü planında buluşmuş bir insandır Menderes. Ve zalimler Menderes’i astılar. O dönem karanlık bir dönem yaşandı. Biz o zaman Demokrat Partiliydik ama küçüktük, küçük olduğumuz için bize düşük demezlerdi de kuyruk derlerdi. Devirdikleri insanlara hem düşük diyorlardı hem de düşürdük diyorlardı. Bize de kuyruk diyorlardı o zaman bir şairimiz, tam sorunuza geldim. Necip fazıl Kısakürek bir şiir yazdı ama o hayrandı Menderese uzun uzun onu överdi, ondan bahsederdi onu korumaya çalışırdı. Şimdi Menderes’in adını anmak suçtu, sembolik olarak şöyle yazdı; “ Zeybeğimi birkaç kızan vurdular, Çukurda üstüne taş doldurdular, Bir de ya kalkarsa diye kurdular, Zeybeğim zeybeğim ne oldu sana Allah diyerek şöyle bir doğrulsana.” Şiir bu. Şimdi ben bu şiiri çok sevdim, ezberledim öteden beri okurum ve bugünlerde de dilime çok takılıyor. Menderes zeybek’ti soyadı Menderes’ti. Ben Bayburtluyum ama soyadım Zeybek. Allah diye doğruldu Zeybek, Bismillah dedik başladık. Kim ne derse desin Bismillah dedik ki işimiz hayırlı olsun, bismillah dedik ki yaptığımız iş hayırlı olsun, Bismillah dedik ki sözümüze riya bulaşmasın sözümüz ihlaslı olsu, içtenlikli olsun ki yürekten yüreğe sözümüz akıp gitsin. Sözümüz e sözümüz Menderesin sözü, Demirel’in hizmeti ve ANAP’ın meydana getirdiği büyük açılım ve sürüp giden bu çizgi biz bunu savunacağız, fikriyatımızı savunacağız.
MEHMET KIVANÇ: Şunu soracağım size o zaman sizin şu anda ki duruşunuz ile eski Demokrat Parti’nin, yani eski derken sizden önce ki dönemin politikası çünkü ikisi arasında çok fark var. Reform paketlerine karşı çıkıldı, Ak Parti’nin söylemleri veya bu yargının totaliter sizin deyiminizle totaliter rejime giden. Aslında daha öncesine karşı çıkan bazı yaptırımlar veya girişimlere destek verilmedi. Şimdi ki durumunuz, konumunuz geçmiş dönemden farklı.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Farklıyız tabi ama bizim farkımız; Demokrat Parti denildiğinde biz artık şu anda çok rahatız neden rahatız? Demokrat Parti denildiğinde o büyük efsanevi, Türkiye’ye Demokrasiyi getiren ülkenin her tarafını hizmetlerle donatan, Türkiye’nin dağına, taşına, suyuna, ekmeğine mührüne vuran Menderes Demokrat Parti’si 10 yıl, sonra Süleyman Demirel Adalet Parti Demokrat Parti’si ve sonra Doğru Yol Parti’si Demokrat Parti’si ve Anavatan Parti’si Demokrat Partisi Özal. Özal dediğimiz muhterem, rahmetli Cumhurbaşkanımız ve 9uncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in yanında yetişen onun küçük kardeşi ve onun 24 Ocak kararlarıyla ekonomimizi dünyaya açtığı dönemde onun müsteşarı hem DPT müsteşarı hem Başbakanlık müsteşarı hem siyasi müsteşar, hem ekonomik müsteşar. O kadar yakınlar yani. Birlikte başladılar. Onu Özal devam ettirdi, çok da güzel şeyler yaptı. Şimdi biz dönüp bakıyor. Bütün bu geçmişimizi hatırlıyoruz ve şunu söylüyoruz; Geçmişte yaptık. Şimdi de gelecekte yaparız. Geçmişte yaptıklarınızı, aynı mı yapacaksınız? Hayır. Geçmişte yaptıklarımız gibi ama bugünün, çağın ihtiyaçlarına uygun bir ruhla ve anlayışla icraat yapmaya geliyoruz. Biz iktidara onun için geliyoruz. Onun için geleceğiz. Yakın geçmişten farklıyız. Evet.
MEHMET KIVANÇ: O zaman seçime tek başınıza mı geleceksiniz?Yani tek başınıza gelmeyi mi düşünüyorsunuz bu seçim döneminde?Yoksa ben hemen oradan anektod olarak aktarayım. Bazı siyasi partilerle görüşmelerin olduğu haberleri, iddiaları var. İşte Saadet Partisiyle, Türkiye Partisiyle sayın Abdüllatif Şener'in Genel Başkan olduğu. İttifak arayışınız var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim şöyle. Bizim yok. Onların var.
MEHMET KIVANÇ: Peki siz sıcak mısınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Niye soğuk olalım? Biz tek başımıza iktidara gelmek istiyoruz ama şöyle ifade edeyim. Bizim hedefimiz şu: Bizim, fikriyatımız doğru, programlarımız var, Türkiye'yi şaşırtacak icraatlarımız olacak, projelerimiz var. Evet, ama bu projelerimiz bizim gökten inen, oradan buradan gelen projeler değil. Bizlerin aklına gelip de, ha bunu da yapalım dediğimiz projeler değil. Bizim zaten geçmişte yapa geldiklerimiz projeler. Biz bu seçimde, 12 Haziran’da yapılacak seçimde, elbette ki tek başımıza iktidara gelmek için uğraşacağız. Biz tek başımıza iktidara gelebiliriz ve gelmeliyiz. Çünkü bizim, tek başımıza iktidara geleceğimiz zaman yapacaklarımız hazır. Yani fikirlerimiz ve projelerimiz hazır, kadrolarımız hazır. Yani ben bugünkü il başkanlarımızdan birkaç tane Bakanlar Kurulu çıkarırım. Bugünkü GİK'imizden bir Bakanlar Kurulu kurarım ve Türkiye'yi gayet güzel yönetirim. Buna hazırız. Benim Türkiye'yi Başbakan olarak gayet güzel yöneteceğimi de, benim geçmişimi bilenler, geçmişimde yaptıklarımı, başarılarımı bilenler bilirler. Onu ispat etmeye bile lüzum yok. Gençler de bir zahmet babalarına soru versinler diyeceğim ama ona hakkım yok. Bizim anlatmamız lazım gençlere. Şimdi hedef bu. Ama biz aynı zamanda da şunu biliyoruz. Siyaset dediğiniz uğraşı alanı, ortaya koyduğunuz hedeflerle gerçekler arasındaki en akılcı yeri bulma sanatıdır. Tabi yani hedef bu. Keşke zaman olsa da ben kendimi, partimi ve kadrolarımı anlatsam.Ama zaman az, 4 ay. Dolayısıyla 4 ay olunca bize bir takım teklifler oluyor. Söylediğiniz partilerden de var. Biz arkadaşlarımıza söylüyoruz. Görüşmeler yapıyorlar ama bütün bunlarda bizim asla vazgeçemeyeceğimiz bir temel şartımız var ve hatta onu şart olarak söylemek bile lüzumsuz. Aksi düşünülemez. Elbette ki büyük Demokrat Partiyi temsil eden ve yeniden Demokrat Parti çatısı altında bu iş yapılmalı.
MEHMET KIVANÇ: Bugünlerde zaten yeniden Demokrat Parti kelimesi, sizin bu seçim çalışmanız içerisinde, yolunuz üzerinden şöyle bir şey daha da var iddia olarak. Bu seçimlerin Ak Parti, CHP ve Demokrat Parti arasında geçeceğini söylemişsiniz. Söylediniz yani. Belki tam olarak öyle değil.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Öyle demedim. Öyle anladılar. Öyle demedim, öyle diyemem o kiyanet olur.
MEHMET KIVANÇ: Yani özellikle herkes buradan şunu söyledi. MHP'yi dışarıda niye tutuyor?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır öyle bir şey demedim.
MEHMET KIVANÇ: MHP'yi mi bölmeye çalışıyorsunuz diye bir iddia vardı mesela.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bütün partileri bölmeye çalışıyoruz ama asıl tabii bizim hedefimiz AKP'nin oylarını almak. Çünkü bizim oylarımız orada. Yani AKP'nin oyları nereden? Anavatan Partisinin oylarını çekin. Geriye alın. Özal'ın aldığı oyları çekin, geriye alın. Efendim DYP'nin oylarının bir kısmını çekin, geriye alın. AKP'de ne kalır. AKP kalır sadece.
MEHMET KIVANÇ: Ama böyle geri gidersek eski Demokrat Parti'nin oylarını da geriye alın, ne kalır gibi bir şey olur. Yani Anavatan Partisi dediniz, seçimlerde kaçtı ki en son?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Anavatan Partisi yüzde kırk filan almıştı, biz de.
MEHMET KIVANÇ:
Hayır yani ben 2001 seçimlerinde filan diyorum yani.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: O tabi ayrı.. Ben Özal'ın oyları filan dediniz bana.
MEHMET KIVANÇ:
Eskiden giderseniz Ak Parti, Demokrat Partinin tabanına hitap ediyor ve oy verdiklerine göre de Demokrat Partiyi en iyi temsil ettiklerini iddia ediyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Etmiyor. Çünkü insanlar rahatsız. Mecburiyetten, seçenek yok diye veriyorlar. Biz onları geri istiyoruz. Söylediğim şu. Sorunuzun cevabı. Yani biz, MHP'nin oylarını bölmek falan. MHP'nin oylarını bölsek ne olur? MHP, şu anda barajın altında mı, üstünde mi diye tartışılıyor. Ben onlara başarılar diliyorum. MHP ile ilgili dikkat edin, hiçbir olumlu yada olumsuz söz söylemiyorum. Sorulduğu zaman başarılar diliyorum. O kadar. Ama bizim MHP'nin oylarının tamamını alsak ne olacak? Yani bizi iktidara getirir mi o oylar? getirmiyor. Dolayısıyla böyle bir konuşlanmamız, böyle bir hedefimiz ve böyle bir stratejimiz ve buna uygun taktiklerimiz yok.
Biz oylarımızı o büyük Demokrat Parti'nin yani Menderesin başka yerlere giden oylarını istiyoruz. Oylar bizim. Onları geri istiyoruz. Geçici olarak oraya buraya gitmiş olabilirler. Ama bugün biz iki ana damar halinde aktık, hem Anavatan Partisi hem Doğru Yol Partisi. Niye böyle oldu? Yani bir defa şunu gençlerimiz bilmiyor. Hatırlasınlar, yani bilsinler. Bilenler de hatırlasınlar. Demokrat Parti oyları bir yere gitmedi. Demokrat Parti kapatıldı, eşkıya, bazı çeteler geldi, ordumuz içinde kendilerine bir baskı mekanizması oluşturdular. 27 Mayıs 1960'da milletin kendilerine verdiği silahları, milletin kendine verdiği gençleri, askerlerimizi millete karşı kullandılar. Millete karşı kullandılar ve darbe yaptılar. Darbe sonucunda 7500 subayı da tasfiye ettiler. Yani bir bürokratik sol kadro. O dönemin solu tabi. Geldi ve darbe yaptı, Demokrat Parti'yi kapattı. Onun için Demokrat Parti'den sonra, Demokrat Parti seçmeni, nereye gideceğim diye önce bir yalpaladı. 3’e bölündü. Bir kısmı Adalet Partisine, bir kısmı Yeni Türkiye Partisine, bir kısmı da CKMP'ye gitti o zaman. Sonra toparlandı 1965'te hepsi Adalet Partisine geri geldi. Böylece ikinci bir Demokrat Parti başladı.
Sonra Adalet Partisi kapatıldı. Kapatıldı bir yere gitmedi. Parti kapatıldı. Adalet Partisi kapatılınca bu sefer, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi diye ikiye ayrıldı. Sonra 28 Şubatta yine bir darbe yedi. Doğru Yol Partisi’nin de içinde olduğu 54. Hükümet.
“Cumhuriyetimizi seviyoruz.”
Yani böyle darbelerle yani milletin verdiği oyu, milletin verdiği yetkiyi bir takım güçler darbeler yaparak hep milletin ve milletin partisinin Demokrat Parti’nin elinden aldılar. Şimdi bu işler geçti, yeniden Demokrat Parti. Biz ortaya çıkıyoruz ve tam Demokrat Partiyi temsil ediyoruz. Milletin milli değerlerine, manevi değerlerine ve insani değerlere bağlı Demokrat Partiyiz. Biz Cumhuriyete inanıyoruz. Cumhuriyetimizi seviyoruz. Cumhuriyetimizin değerini biliyoruz. Kazanımlarının idrakindeyiz. Cumhuriyetimizin manevi ve maddi kazanımlarına bağlıyız, onları korumak istiyoruz. Ama aynı zaman da biliyoruz ki Cumhuriyet dediğiniz rejim, sistem eğer içine Demokrasi denilen ruhu koymazsanız sadece bir kabuktan ibaret kalır. Cumhuriyeti dirilten ve ruh kazandıran Demokrasidir. Biz bunu savunuyoruz, olabildiğine ve alabildiğine demokrasi savunuyoruz. Başka bir şey, biz iktisadi demokrasi. Yeni bir kavram belki yeni duyuyorsunuz. Var ama tanımını yapıyoruz. İktisadi Demokrasiyi savunuyoruz. Yani biz bütün geçmişimizde olduğu gibi iktidara geldiğimiz zaman da kalkınmayı, milletin kaynaklarını faiz gelirlerine değil. Milletin kaynaklarını yeniden tabandan kalkınmayı sağlayacak şekilde alt gelir gruplarına vereceğiz. Onun için ilan ediyorum, diyorum ki; işçiye, köylüye ve emekliye yüzde elli zam yapacağım ben. Niye yapıyorsun? İyi adam olduğum için değil. Tayyip bey niye yapmıyor? Kötü adam olduğu için değil. Onun siyaseti yeni liberalizm. Bizim siyasetimiz de tabandan kalkınma.
“Popülizm neden kötü?”
MEHMET KIVANÇ: Sayın Genel Başkanım, o zaman burada bir noktayı koyalım. Hatta virgül atalım bir reklam arası verelim. Reklamlardan sonra bu yüzde elliyi yine konuşacağız.
MEHMET KIVANÇ:Tekrar birlikteyiz Sayın Namık Kemal Zeybek ile Demokrat Parti Genel Başkanı en son %50 vereceğiz bölümünde kalmıştık. Biraz popülist bir yaklaşım olmadı mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Popülizm neden kötü?
MEHMET KIVANÇ:Bunun kaynağı nerede? Yani para veriyorsunuz da toplam ne kadar?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Toplam 50 milyar TL. Öyle büyük bir para değil. Esası şudur: biz iyiyiz, iyi adamlarız, cömert adamlarız, cebimizde çok para var, kasalarımız da dolu, partinin alttaki bütün depoları para ile dolu, biz bunları alacağız ve bunları işçiye, memura, emekliye, esnafa, köylüye, sanayiciye dağıtacağız demiyorum. Bu çok önemli. Bunu iyi anlamak lazım. Ben şunu demiyorum; bugün Türkiye’yi yöneten kadro Sayın Tayip Erdoğan ve kadrosu, esasında Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor da Türkiye’yi o ayrı bir iş. Ama o kötü adam olduğu için değil, öyle bir şey demiyoruz, onun siyaseti yeni liberalizm, o yeni liberalizm denilen bu siyaseti uygulamak borcunda, zorunda. Özelleştirin her şeyi, kim olura olsun satın, dünya global bir dünya. Kim gelirse, ister Rebeka gelsin, ister ivan gelsin. Kim gelirse gelsin satın, yeni liberalizmin dayatmasıdır bu.
“Başbakan, eş değil, peş başkan..”
MEHMET KIVANÇ: Peki, cevap ne?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Alabildiğine özelleştirme bir. İkincisi yoksulluktan sefaletten çevreden bahsetmek yanlış. Eş başkan olunca bunu yapmak zorunda. Yani eş başkanlığın yada peş başkanlığın, eş başkan yan yana giden demek, peş başkan peşinden giderse peş arka demektir biliyorsunuz.. Arkadan giden başkan olunca bunu yapmak zorunda, yapsın bu bir siyaset. Bizim ki öyle değil. Nereden kaynak diyorsunuz değil mi? Biz 54üncü hükümet döneminde memura işçiye ve emekliye %120 gerçek planda zam yaptık. Nerden bulduk dersiniz o kaynağı
MEHMET KIVANÇ:Havuz sistemi.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet. Demek ki var kaynak. Elbette var bu kaynak. Milli kaynaklar var ama milli kaynağı nereye harcayacağın belli.
“Başbakan niye ıslıklandı?”
MEHMET KIVANÇ: Bu havuz sistemi sayın Erbakan’ın bir projesi değil mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır Erbakan değil. Erbakan’a saygı duyuyorum, Allah can sağlığı versin ama o işi bize getiren teklif eden, o işin fikir babası Profesör Osman Altuğ idi . Doçent idi o zaman. Osman Altuğ’un o projesini biz çabucak anladık. İki Başbakan vardı, yani masada iki Başbakan oturuyordu. Bir tarafta Erbakan, bir tarafta Çiller. Sırayla Başbakanlık yapacaklardı, o zaman eş başbakandı. Saadet Partisi, Refah Partisi o övünürse de haklıdır, ben övünürsem de haklıyım. Övünmek önemli değil ama yapılabiliyor demek ki. Peki, ben size bir şey sorayım? siz bunları hatırlamazsınız, çünkü yaşınız müsait değil. Bu ülkede bugün eğer sanayi varsa, bu ülkede turizm denilen bir iş varsa, bu ülkede 65 bin yataktan, milyon diye tabir edilen turistik yatağa çıktıysa, bunlar geçmişteki bizim iktidarımızda, devletin imkânlarından sanayicilere verilen kaynak kullanımını destekleme fonundan verilen %15 %20 hibeler, yani siz 100 TL’lik yatırım yapıyorsunuz bunun 15- 20 TL’si hibe olarak verildi. Bunun yanında yatırımlara destekleme fonundan para verildi. Kime? Yatırımcıya. Bunun yanında sabit kurlu, döviz kredileri verildi. Bunlar nereden verildi? bunlar milli kaynak ile verildi? kötü mü oldu? Hayır, iyi oldu. 10 yıllık muhafiyetler verildi. Bu sayede Türkiye’de sanayi endüstrisi gelişti ve günü geldi 24 Ocak 1980’de, artık biz dışa açılabilecek kadar rekabete dayanıklı bir sanayiye sahibiz diye Demirel ve Özal karar verdiler. Dışa açıldık, demek ki kaynak var. Kaynak nereden? Yani senin verdiğin yerden. Mesela şimdi Sayın Başbakan, ben çok fazla bu konuya girmek istemiyorum ama söyleyeyim. Sayın Başbakan 600 milyon vererek bir stadyum yaptı. Nerden verdi? Milletin parasından verdi tabi. Bütçeden verecek tabi, kaynağı nereden buldu? Kaynak var demek ki.. 600 milyon vererek İstanbul da dünyanın en mükemmel stadyumunu yaptı, bir şey demiyorum. Tamam, yapar sonra karşılığında da oraya gitti ve orda ıslıklandı, on binlerce insan onu ıslıkladı. Niye ıslıkladı? o ayrı bir iş. İşsiz kalan insan, kepenk kapatan esnaf orada onu görünce ıslıkladı. Alkışlayan da olabilir. O, 600 milyon vererek devletin kaynaklarından ıslıklandı. Ben o kaynakları toplayıp millete vereceğim ve dua alacağım.
MEHMET KIVANÇ: O zaman iyi temennilerinizle de programı kapatalım. Son noktayı da koydunuz.