Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu Toplantısında konuştu: ( 11.04.2011 )

“Bu seçim, sıradan bir seçim değildir.”

“Ne yazık ki, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden sorumlu olan iktidar, yine ifade ediyorum ki; bilmeden, ne yaptığının farkında olmadan, Türkiye’yi bir bölünme sürecine doğru sürüklüyor. Adım, adım alıştıra, alıştıra yapıyor. Başbakan Milli bünyemizi bölüyor, insanlarımızı etnik kökenimize göre sıralıyor ve ortak kimliğimiz olan Türk kimliğini bir etnik kimlik haline dönüştürmeye çalışıyor.”

(DP Basın Merkezi – 10 Nisan 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Bu seçim, sıradan bir seçim değildir.” diyerek uyardı. Zeybek, “Ne yazık ki, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden sorumlu olan iktidar, yine ifade ediyorum ki; bilmeden, ne yaptığının farkında olmadan, Türkiye’yi bir bölünme sürecine doğru sürüklüyor. Adım, adım alıştıra, alıştıra yapıyor. Başbakan Milli bünyemizi bölüyor, insanlarımızı etnik kökenimize göre sıralıyor ve ortak kimliğimiz olan Türk kimliğini bir etnik kimlik haline dönüştürmeye çalışıyor.”diye konuştu.

Namık Kemal Zeybek, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

Resimler


Zeybek, GİK toplantısının açılışındaki konuşmasında hükümeti eleştirdi

“Bismillah diyerek Genel İdare Kurul’umuzun bu toplantısını açıyorum. Değerli arkadaşlar, bu toplantımızın kendisine has sebeplerden ötürü ayrı bir önemi vardır. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu defalarca ifade ediyoruz.

Bu seçim sıradan bir seçim değildir. Ne yazık ki, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden sorumlu olan iktidar, yine ifade ediyorum ki; bilmeden, ne yaptığının farkında olmadan, Türkiye’yi bir bölünme sürecine doğru sürüklüyor. Adım, adım alıştıra, alıştıra Türkiye üzerinde oynanan bir oyunun son perdesi Recep Tayyip Erdoğan tarafından bilinçsizce son perde haline getirilmekte ve Türkiye acı olaylarla karşı karşıya kalma sürecine sokulmaktadır.

“İnsanların uyanmasını istiyorum.”

Ne yazık ki, yaptıklarını anlayacak kadar bilgi sahibi değildirler. Bunu da tabii karşılamak lazım, başkalarının yazdığı yazıları camdan okuyarak, nutuklar söyleyen bir Başbakan’ın, başkalarının yazdığı oyunların oyuncusu olması gayet tabiidir. Neden bunu söylüyorum? Çünkü kendi konuşmalarını bile kendi birikiminden ortaya koyamayan bir insan, başkaları tarafından kurulan tezgâhlara kolayca düşebilir.

İnsanların uyanmasını istiyorum, kendi partisi içinden çıkmış Cumhurbaşkanı dahi O’nun projesine karşı çıkıyor. Kendi partisinden birçok milletvekilinin de rahatsız olduğunu biliyorum. Artık bir Anonim Şirket haline gelen bu AKP’den bilinçli insanlar tasfiye edilecek ve yerlerine olan bitenden habersiz ya da olana bitene aldırmayan insanlar getirilecek.

Başbakan Milli bünyemizi bölüyor, insanlarımızı etnik kökenimize göre sıralıyor ve ortak kimliğimiz olan Türk kimliğini bir etnik kimlik haline dönüştürmeye çalışıyor. Bir taraftan Amerikanvari başkanlık sistemi diyerek ve sonunda da ağzından baklayı çıkarıp valileri halk seçecek diyerek Türkiye’yi fiili bir federasyon haline getirerek bölünme sürecinin ilk adımlarını atıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın önü kesilmeli ve kendisi de kendisinden kurtarılmalıdır. Çünkü bu gidiş Kaddafi olma gidişidir, bu gidiş Mübarek olma gidişidir ve bu gidişin takipçilerinin başlarına geldiği bellidir. Ben bu seçimi çok önemli görüyorum. Israrlarımız sonucunda ortaya bir takım çözüm projeleri atıyoruz.

Ülkemizin en köklü partisi olan Demokrat Parti, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin birleşmesi sonucu ortaya çıkmış olan yeniden Demokrat Parti gerçekte Türkiye’nin en büyük partisidir. Dolayısıyla o oy pusulasındaki yerimiz bir numara olmalıydı diye düşünüyoruz. O bir numaraya gelen gidecek ve Demokrat Parti iktidara gelecek.

Demokrat Partimiz köklü bir partidir ancak başına bir takım haller gelmiştir, onu daha önce söyledim ve sonuç itibarı ile Demokrat Parti bir sıkıntıya düşmüştür. Demokrat Parti’nin Genel Başkanı ile teşkilatı, kadroları ve taraftarları arasında bir doku uyuşmazlığı ortaya çıkınca çözümü teşkilat bulmuş, il başkanlarımız bir araya gelerek büyük kongrede problemi çözmüşlerdir. Problem çözüldükten sonra görülmüştür ki, bu parti güçlü partidir ve hızlı bir şekilde yükselişe geçmiştir. Ancak, netice almak için zaman çok kısa olduğundan biz memleketimizin içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtarılması için, ittifak tekliflerine olumlu baktık ve ortaya bir ittifak teklifi attık. Yine il başkanlarımızın ve teşkilatımızın ve GİK üyelerimizin ortaya koydukları görüşler doğrultusunda Meclis’te grubu bulunan bir partiyle yapacağımız ittifakta sadece onun Meclis’te bulunmasından gelen durum dolayısıyla başka hiçbir sebepten değil, onun çatısı altında ittifak yapabiliriz dedik, elimizi uzattık, bu projeden bir başbakan çıkabilir dedik, ben aday olmam dedim dolayısıyla çıkabilecek başbakanların da önünü açtık. Bu fedakarlığı yaptık. Biz vatan için yaptık, biz dediklerimize inanıyoruz, biz inançlı insanlarız ne söylüyorsak ona inanıyoruz. İnandıklarımızı da halktan oy almak için değil, gerçekten inandığımız için söylüyoruz. Ancak hala cevap alamadık.

İkinci bir proje olarak Meclis’te grubu bulunmayan siyasi partilerle yapılacak bir ittifakta ancak DP çatısı altında olduğu takdirde sonuç alınacağını bildiğimizden ve arkadaşlarımız da bunu bölgelerinde yaptıkları araştırmalarla, tespitlerle berrak bir şekilde ortaya koydukları için sonuç almak için dedik ki, DP bayrağı altında seçime girelim, zaten çoğunuz DP çatısından ayrılmış hareketlersiniz ve gelin bu çatı altında bu işi çözelim dedik ve hala demeye devam ediyoruz.

Değerli basın yayın mensuplarımız sizin aracılığınızla bir kere daha milli duruş sahibi partileri, gerçekten vatanın bölünmezliğine, halkın çıkarlarına, yok edilen orta sınıfın haklarının savunmacılığına ve milli birlik ve bütünlüğe, manevi ve insani değerlere bağlı bütün siyasi partilerimizi, SP’yi de, Türkiye Partisi’ni de, Bağımsız Türkiye Partisi’ni de, Genç Partiyi de yani görüşleri birbirine yakın olan bütün bu partileri bir milli mutabakat, milli direniş hareketi başlatmak üzere DP bayrağı altına çağırıyorum. Henüz her şey bitmiş değildir. Bu Ülkeyi bölünmekten kuracak bir hareket olacaktır. BU çağrıma vatansever kardeşlerimin karşılık vereceğini umuyorum. DP olarak bunu bekliyoruz ve hepinize saygılar sunuyorum, hayırlar diliyorum.

Soru: Sayın Kamalak da yaptığı açıklamada bugün bekliyoruz çağrısında bulundu. Çok az bir zaman kaldı iki tarafta bekliyor ne olacak?

Namık Kemal Zeybek: İki taraf değil, bir çok siyasi partimiz var, biz hepsine çağrıda bulunuyoruz. Biz çatı taassufu içinde olmadığımızı bir başka ittifak çağrımızda ortaya koyduk. Biz sonuç alacak ittifak istiyoruz. Sonuç alacak ittifak da görülüyor DP çatısı altındadır. Dolayısıyla ben çağrımı tekrar ediyorum. SP’ye de, Türkiye Partisi’ne de, Bağımsız Türkiye Partisi’ne de Yurt Partisi’ne de, Genç Parti’ye de yani temel görüşlerde anlaşabileceğimiz bütün partilere çağrımı tekrarlıyorum ve umutla da bekliyorum. Sayın 9. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi bu işlerde 24 saat bile çok uzun zamandır. Her şeyin çözüleceğini umuyoruz ve bekliyoruz.

Soru: Merkez sağ uzun bir süredir seçimlere çok az bir zaman kala bir şekilde dağınıklık yaşıyor. Merkez sağa Demokrat Parti’nin misyonuna karşı bir operasyon mu var? Çünkü, 2002, 2007 ve 2011 çok birbirine benzer süreçler yaşıyorsunuz. PKK’yı bitirmiş DYP’ye bir operasyon mu yapıldı? 13 milyon seçmen artışını nasıl buluyorsunuz, seçimler şaibeli olabilir mi?

Namık Kemal Zeybek: Siyasette her şey olabilir, bir takım merkezler oyunlar da oynayabilir. Bu oyunlar olmuş olabilir ama olmamış demekte diyemeyiz. Geldiğimiz bu noktada içinde bulunduğumuz durum, geçmişte yaşadıklarımızla çok yakın ilişkili değil. O dönemler farklı dönemlerdi, farklı zamanlardı, farklı hadiselerdi. Dolayısıyla şimdi başka bir zamandayız.Bu başka zaman Demokrat Partinin kendi köklerinden yeniden dirilmeye başladığı bir zamandır. Önümüzde zaman kısa. Yani zaman dediğimiz önümüzde iki aylık bir dönem kaldı.

Zaman kısa yoksa Demokrat Parti bu yeni tanzimiyle yeniden Demokrat Parti olarak yeni kadrolarla ama kökleri bu hareketin temelinden gelen yeni kadrolarla. Anavatan Partisinden gelen çok değerli kadrolar. Doğru Yol Partisinden gelen çok değerli kadrolarla birlikte şuan da biz Türkiye'nin en büyük kadrosuyuz. Şüphesiz. Bizden daha güçlü, bizden daha yetişmiş Türkiye'de başka hiç bir kadro yok. Bu kadronun yeniden kitlelerle buluşması için elbetteki bir zamana ihtiyaç var. Merkez sağ biziz. Merkez sağ birleşmiştir. Merkez sağ ikiye ayrılmıştı, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi olarak şimdi birleşti. Bizim çağrıda bulunduğumuz arkadaşlar ise yine söylüyorum. Milli, manevi, insani değerlere bağlı olduğunu düşündüğümüz, bildiğimiz ve milletin bütünlüğünden yana olan siyasi partilerdir. Dolayısıyla bu gayet tabii bir şeydir.

Demokrat Parti, iki partinin birleşmesinden meydana gelmiş Demokrat Parti ve hızla yükselmiş olan ve hızla yükselmekte olan kendisini geçmişteki tabanıyla yeniden bütünleştirmekte olan ve ayrıca da yeni gençlik üzerinde çok ciddi etkiler meydana getirmeye başlamış olan Demokrat Parti dimdik ayakta ve seçime girecektir. Seçimde de iyi sonuç alacağımıza inanıyorum. Kim ne operasyon yaparsa yapsın. Hiç bir operasyon bizi yolumuzdan alı koyamaz. Biz yolumuzda devam edeceğiz ve başarılı olacağız inşallah. Diğer sorunuza da gelince o son derece önemli, son derece ince bir sorudur.

Bana bu üniversite sınavları süresinde yapılan yada yapıldığı iddia edilen oyunlarla ilgili yada iddialarla ilgili soru sorulduğu zaman şunu söyledim. Dedim ki deveye sormuşlar boynun neden eğri, eve demiş ki nerem doğru ki. Yani bu dönemde artık kuşku duyulmayan hiç bir şey yok. İhaleler yapılıyor kuşkulu. Ayrıca ihale kanununda kuşkulu bir şekilde on üç defa değiştirme yapılıyor. Son derece kuşkulu. Dolayısıyla halkımızda yaygın bir kanaat olarak ben buna benzer oyunların seçimler de de oynana bileceği endişesinin var olduğunu biliyorum ve görüyorum.

Yani öyle bir dönemki insanlar artık neye inanacaklarını bilmiyorlar. Yani inanacakları bir şey kalmamış. Şunu söyleyeyim. Kimse zannetmesin ki Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren yurttaşlarımızın tamamı bu partinin dürüst bir yolda olduğuna inanıyorlar. Hayır sadece bir çok insanla doğrudan yaptıkları görüşmeler de şöyle bir kanaat ortaya koyduklarına ben bizzat şahit oldum. Sizde olmuşsunuzdur. Tamam dediklerin doğru ama ne yapalım ki? Kime verelim ki? Neden? Çünkü muhalefet yok bu ülkede. Bu ülkede muhalefet yok. Çok açık söylüyorum. Bizim söylediklerimizi, bizim söylediğimiz berraklıkla, kararlılıkla ortaya koyan kim var? Muhalefette yok. Dolayısıyla güven veren, inandıran, proje ortaya koyan, çözüm getiren bir muhalefette olmadığı şimdi o kim var? O kim? Demokrat Partidir. Yurttaşlarımızı, Demokrat Partiye oy vermeye çağırıyorum. İnşallah çözüm budur. Başka da çözüm yoktur. Tek çözümde budur. Teşekkür ederim. Başka soru var mı arkadaşlar? Evet buyurun.

SORU: Din ekseni üzerinden edebiyat yapıp da mağduriyet üzerinden, (bu tabi Özal için geçerli değil) bir kişinin Başbakan olduğu dönemde dünya ve kendi coğrafyamızda özellikle İslam coğrafyamızda yaşanan olaylarla ilgili bir açıklamanız olmadı. Onun için bir tanımlama olsun Sayın Genel Başkan.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Özal, Allah rahmet eylesin benim Başbakanımdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve Cumhurbaşkanıydı. Sayın Özal 24 Ocak kararları ile Türkiye’yi, Türk Ekonomisini, dışa açan ve dışa açık kalkınma modelini Türkiye’ye getiren, o kararlarda hem Başbakanlık müsteşarı hem planlama müsteşarı olarak yani hem idari hem de ekonomik müsteşar olarak Sayın Demirel ile çalışan bir insandı.

Resimler


Zeybek toplantıda, milli duruş sergileyen partilere ittifak çağrısını tekrarladı.

Türkiye'nin gerçekten çağ atlamasında, bilgi çağına ulaşmasında, yani Türkiye’nin sanayi çağından bilgi çağına ulaşmasında, son derece önemli adımlar atan ve duruma hakim, dünyayı bilen, dünyada olup bitenleri bilen ve Türkiye açısından politika tanzim edebilen bir insandı. Dolayısıyla Sayın Özal ile Sayın Erdoğan arasında fiziki benzerlik ne kadarsa, yani boyları, postları, vesaireler ne kadar benziyorsa yapıları da o kadar benziyor. Sayın Özal çok bilgili bir insandı. Ama Sayın Özal'ın bilgisi siyaset yapma bilgisi değil, devlet adamlığı bilgisiydi. Çünkü o devlet adamlığından gelmiş bir insandı. Buna mukabil sayın Erdoğan siyasette çok becerikli ama devlet adamlığında son derece bilgisiz bir insan. Son derece. Yani öyle şeyler söylüyor ki bu sözleri söylemek için her halde yani bu kadar tecrübe bile insana cahillik katmaz diye düşünüyorum.

“Recep Tayyip Erdoğan ırkçılık yapıyor.”

Neyi kastediyorum. Yani bakınız söylediği bir söz. Diyor ki, İstiklal Marş’ımızı kim yazdı? Bir Türk mü yazdı? Bir Kürt mü yazdı? Bir Arnavut yazdı. Peki, bu cümleleri yan yana koyun. Sonra söylediği cümle Akif ırkçılığı ret ediyordur. Şimdi eğer bir insan ırkçılığı ret ediyorsa birinci cümleleri kurmaz. Çünkü ırkçılık dediğiniz şey tam da Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığıdır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ırkçılık yapıyor, ırkçılık. Irkçılık zaten budur. Nedir ırkçılık? İnsanları kökenlerine göre bir birinden ayırmak. Allah’ın birleştirdiği, kaderin birleştirdiği, tarihin birleştirdiği, Osmanlı’dan beri birleşip gelen Türkiye Cumhuriyeti’nde taçlanan ortak kimliğimizi dağıtmak için bundan daha keskin bir ırkçılık yapılabilir mi? Sefahati okuduğunu zannediyor insanlar. Oradan bir iki şiir ezberlemiş. Belki lise yıllarında İmam Hatip’de okurken kendisine ezberletmişler. Ama Safahatı okumadığı belli. Çünkü Sefahati doğru milliyet anlayışıyla Akif diyor ki; ‘Türk eriyiz silsilemiz kahraman, Müslüman'ız hakka tapan Müslüman.’

Şimdi olaylara böyle bakan bir insanın Bilgisi bu düzeyde olan bir insanın, bütün bu ola gelen işlerde neler olup bittiğini anladığı kanaatinde değilim. Evet, bilmiyor. Ne yaptığını bilmiyor. Şimdi vatandaşımız, yurttaşımız televizyonlarda ve meydanlarda bir Recep Tayyip Erdoğan görüyor. Birde gerçek Recep Tayyip Erdoğan var. Onun gördüğü sanal. Yani aynen Kurtlar Vadisindeki Polat Alemdar diye bir tip var. Sonra bir de Necati Şaşmaz diye bir kardeşimiz var. Necati Şaşmaz ile Polat Alemdar arasındaki bire birlik ne kadarsa, televizyonlarda cama bakarak, meydanlarda cama bakarak okuyan, toplantılarda cama bakarak okuyan, başkasının yazdığı senaryoyu okuyan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile gerçek Recep Tayyip Erdoğan arasındaki fark da o kadar.

“Başbakan, bilmeden Türkiye'yi felakete götürüyor.”

Evet dolayısıyla ben kendisine haksızlık yapmak istemiyorum, olduğu gibi gerçeği söylüyorum. Bilmeden Türkiye'yi felakete götürüyor. Onun için O’nu da kurtarmak lazım diyorum. O’nu da kendinden kurtarmak lazım. Yani vatandaş Recep Tayyip Erdoğan'ı bu sanal, bu tiyatrovari, bu artistik ve ne yazık ki başkalarının yazdığı senaryolar üzerinde oyunlar oynayan Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtarmak lazım diyorum. Mesele bu. Bunu nasıl anlatacağız? Bunu anlatmak o kadar kolay değil. Çünkü televizyonların yanına yaklaşması mümkün değil. Kendisine soru sormak yasak. Neyin sorulmak istediği programa bağlanıyor. Şu sorulsun deniliyor. Böyle bir hal. Yani ülke, Türkiye, bir tiyatro sahnesi haline getirilmiştir. Evet, sanal bir dünya meydana getirildi ve sanal bir kişi, ne yazık ki bir takım uluslararası tiyatro sahnelerinde de sahnelenerek, sadece Türkiye'de değil, İslam dünyasına sanki çok önemli, çok bilgili, çok kararlı bir insan gibi pazarlanıyor.

Bu böyle olmasa bir insan; aynı anda hem Irak'ın işgaline yol açıp, dört bin sekiz yüz sortinin İncirlik’ten kalkıp Irak’taki yüz binlerce Müslüman'ı, hastanedeki insanları, hamile kadınları öldürmelerinin yolunu nasıl açar? Ebu Gureyb hapishanesinde Müslüman kadınların, Amerikan ordusunun neferleri tarafından, ırzlarına geçilmesine ses çıkarmaz. Bir taraftan da tiyatronun bir sahnesinde bu yapılırken bir taraftan da sanki İslam dünyasının haklarına sahip çıkıyormuş gibi bir başka tiyatro perdesinin oyuncusu olur mu? Demek ki ortada olup biten işler, bambaşka işler. Dışarılardan yapılan bir tezgâh, son derece tehlikeli bir tezgâh yani Irak'ta oynanan oyun.

Saddam'ı önce getirdiler, sonra astılar. Getirdiler, kullandılar sonra astılar. Mübarek'i getirdiler, kullandılar, miyadı dolunca da devirdiler. Şimdi Kaddafi.. Bir müddet sonra kullanılır hale geldi, şimdi kendilerine başka görev verildiği için Libya’yı bölme görevi verildiği için, bakınız ne öldürüyorlar ne olduruyorlar. Neden çünkü Libya'yı bölme planı ve Magrip halkları içinde yeni pazarlar, yeni tüketici orta sınıf oluşturma çabaları. İşin bir başka yanı da tüketici orta sınıf. Bizdeki tüketici orta sınıf, ne yazık ki tüketicisi bile yok. Bizde üretici orta sınıf, üretici, tarım işçisi, esnaf, kobiler, milli sanayii, milli üretim merkezleri, bütün bunlar birer birer yok ediliyor. Bizdeki plan da orta sınıfın yok edilmesi planı. Bütün bunlar dünyayı okuyan insanların bildiği gerçekler. Siz de bunları biliyorsunuz ama her halde bir de benden duymak istediniz.

Çok teşekkür ederim değerli arkadaşlar. Basın yayındaki arkadaşlara zahmetlerinden ötürü çok teşekkür ederim. Güzel sorularınıza da çok teşekkür ederim.”
Sayfayı Paylaş: