Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber’e konuk oldu: ( 25.08.2011 )
“Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasının dışarıya yansıması felakettir”
“Genelkurmay Başkanı’nın, belli ki çok mahrem bir yerde, çok yakınlarıyla yaptığı bir değerlendirme toplantısının, bu şekilde dışa yansımış olması, işin asıl felaket diyebileceğimiz tarafı bu.”
“Bu hükümet bir şeyi doğru yapıyorsa bunu biz desteklemeliyiz. Ben hemen böyle beyanat verdim, ‘bu tutum doğrudur’ dedim. Bu hükümet böyle yapıyor diye, ben muhalefet partisi genel başkanıyım diye karşı çıkmam gerekmez. Profesyonel savaşçıların devrede olması sayesinde terör büyük ölçüde sona erdirilmişti.”
(DP Basın Merkezi - 25 Ağustos 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber’de katıldığı gündem programında “Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasının dışarıya yansıması felakettir” dedi.
Zeybek, soruları şöyle cevaplandırdı:
Sunucu: Konuğumuz DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, hoş geldiniz. Bir iddia var gündemde. İddia, emekli orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu yönünde, şu ana kadar kendisinden bir açıklama gelmedi. Bu ses kayıtlarındaki önemli ifadeler Türkiye için veya Silahlı Kuvvetler için bir itiraf mıdır, eleştiri midir siz nasıl yorumladınız?
Namık Kemal Zeybek: Her kurumda zaaflar olur, sıkıntılar olur, meseleler olur bunlar iç değerlendirme toplantılarında gündeme getirilir. Olayın birkaç yönü var. Genelkurmay Başkanı’nın, belli ki çok mahrem bir yerde, çok yakınlarıyla yaptığı bir değerlendirme toplantısının, bu şekilde dışa yansımış olması ki, (olay gerçekse, gerçek gibi görülüyor), işin asıl felaket diyebileceğimiz tarafı bu. Yani Genelkurmay Başkanı çok olağanüstü durumlarda böyle bir durum değerlendirmesi değil de diyelim ki, savaşla ilgili sözler söyleyebilir. Bu toplantı ifadelerinden anlaşılıyor ki, asla dışarıda söylenmemesi gereken sözler söylenmiş.
Ben bundan ne çıkarırım? Bizim ordumuz o tim komutanı filan dedikleri, yedek subaylardır. Bizim ordumuz artık daha fazla gecikmeden tarihimizde olduğu gibi ve çağdaş dünyanın da yönelişinin gereği olarak mutlaka meslekten orduya geçmelidir. Söylediğim bir tez var, ısrarla söylüyorum, meslekten ordu bizim tarihimizde olan bir iştir. Bir takım insanlar, bir takım sözleri söylüyorlar, sonra bu yaygınlaşıyor adeta. Ayet-i Kerimeymiş gibi zihinlere beton gibi işleniyor. Aksine bir söz söylenmiyor. Onlardan birisi şu; ‘Biz asker milletiz.’ Niye asker millet olalım, alim millet olalım, sanayici millet olalım bunun yanında askerlerimiz de olsun.
“Zorunlu askerlik kalkmalıdır”
Sunucu: Askerleri seven milletiz desek?
Namık Kemal Zeybek: Severiz niye sevmeyelim, askeri de severiz, alimi de severiz. Yani şu manada: ‘Her Türk asker doğar.’ Niye? Her Türk askerlik yaparsa bilimi kim yapacak. Tam tersine bizim tarihimizde 19. yüzyılın ortalarına 1840’a kadar, zorunlu askerlik yok. Tamamen yetişmiş, meslekten askerlik var. Er’inden en üst rütbelisine kadar. Bu bize Purusya anlayışından gelmiş bir sapmadır. Osmanlı yine ateist insanları, hatta hafızları yani mollaları askere almazdı, okumuşları almazdı. 1919 tarihine kadar Osmanlı’da zorunlu askerlik ve yedek subaylık yoktur. Bu geçen asrın başında 1914’te geldi Almanların etkisi ve baskısıyla geldi. Okumuş insanlar toplandı, Çanakkale’ye sevk edildi. Çanakkale’de onbinlerce okumuş insan şehit oldu, büyük kayıptır. 1840’a kadar zorunlu askerlik yok, 1914’e kadar da yedek subaylık yok. Şimdi sanki zorunlu askerlik ve yedek subaylık asla vazgeçilemeyecek bir tarihi gerçeğimiz hatta milli bir karakterimiz gibi takdim ediliyor. Bunlar cehaletten kaynaklanıyor.
Sunucu: Peki bu olursa bütün bu sıkıntılar çözülür mü?
Namık Kemal Zeybek: Bütün sıkıntılar hiçbir zaman çözülmez. İnsanoğlu’nun yaptığı hiçbir şeyde tam mükemmeliyet olmaz. Tarih böyle ama tarih geçti.
Peki o zaman güne bakalım. Avrupa’da hiçbir ülkede artık zorunlu askerlikte ısrar yok. Tamamı profesyonel orduya ya geçti, ya geçme kararı aldı, süreç işliyor. Avrupa ise modern Avrupa, tarihimiz ise tarihimiz. Şunu söylüyorum;
İyi eğitilmiş bir ordu, hem medeni olarak, hem fikri olarak yetiştirilmiş, hem de ruhi olarak, yani ruh yapısı itibarı ile savaşçı olmayan, savaşa hazırlığı olmayan, insanoğluna ateş etme gibi bir duygu içinde olmayan insanları siz alıyorsunuz tim komutanı diyorsunuz. Benim yeğenim Bursa’da bilgisayar mühendisi olarak yetişmiş çocuk askere alındı, Burak Okay Allah rahmet eylesin. Annesi diyor ki, biz ona bisiklet almadık düşerde bir yerine bir şey olur diye. Şimdi bunu alıyorsunuz 15 günlük eğitimden sonra Çukurca’ya gönderiyorsunuz. Bedeninde 9 kurşunla geri döndü. Babası feryat etti, benim oğlumun katili kim dedi, PKK mı yoksa onu 15 günlük eğitimle oraya gönderenler mi? Tam eğitimli olsa bile, acaba Burak ta karşısındaki insana ateş edebilecek bir ruh yapısı var mıydı?
Şunu ısrarla teklif ediyorum, artık Türkiye bunu gündeme almalı, ordumuz tepeden tırnağa profesyonel askerlerden, ruh yapısı uygun ve bu işe gönüllü olarak girmiş insanlardan olmalı. O zaman şu sözü edilen sorun önlenir. Bütün problemler önlenir mi? Hayır, hiçbir zaman önlenmez ama en aza iner. Profesyonel savaşçılardan meydana gelen birlikler teröristlerle çatıştığı zaman teröristler kaçacak delik arıyordu.
“Hükümet bir şeyi doğru yapıyorsa, desteklemeliyiz”
Bu hükümet bir şey ortaya attı. Biz polisi devreye sokacağız dedi. Basın yayında bir takım yazarlar hemen ‘Tansu Çiller dönemine geri mi dönülüyor?’ diye sormaya başladı. 1990’lı yıllarda iyi şeyler varsa dönmek iyidir. Kötüyse dönmek kötüdür. Bir şey geçmişte yapıldı diye ona dönmek kötü değildir ki? Tansu Çiller döneminde 90’lı yıllarda bu birlikler profesyonel savaşçılardı, gittikleri her yerde, terör örgütü bunların adını duydukları zaman kaçacak delik arıyorlardı. Çünkü bunlar gittikleri her yerden zayiat vermeden netice alarak dönüyorlardı. Bu hükümet bir şeyi doğru yapıyorsa bunu biz desteklemeliyiz. Ben hemen böyle beyanat verdim, bu tutum doğrudur dedim. Bu hükümet böyle yapıyor diye ben muhalefet partisi genel başkanıyım diye karşı çıkmam gerekmez, biz yaptık doğruydu.
Sonra o dönemi hatırlayalım, o dönem çok değerli bir Genelkurmay Başkanı vardı Orgeneral Doğan Güreş. O’nu, Sayın Koşaner’in sözünü ettiği zihniyet sahipleri eleştirdi. O ne diyordu? Başbakan ‘şak’ diye emir veriyor, biz ‘tak’ diye yapıyoruz. Doğrusu bu, olması gereken bu. O uyum sayesinde ve asıl tabi profesyonel savaşçıların devrede olması sayesinde terör büyük ölçüde sona erdirilmişti.
“Ordunun profesyonel olması şart”
Sunucu: Aslında sizin söylediğiniz bir çok kez dile getirildi hatta Genelkurmay başkanı tarafından söylendi. Özellikle sınırda olan birlikler güçlendirilecek denildi neden bunlar bir türlü hayata geçirilemiyor, engel ne?
Namık Kemal Zeybek: Bu bir karar meselesidir. Kararda, kararlı olunacak. Yani hak yol tespit edilecek, hak yolda direnç olacak. Ondan sonra hesap işidir, plan işidir. Bugün mesela bizim ordumuzun mevcudu 700 bin gibi şeyler söylendi. Almanya’nın profesyonel ordusunun mevcudu 230 bin. Bir de savaş artık eskisi gibi değil yani savaş elektronik, teknolojiye dayalı bir savaş haline geldi. Ordunun profesyonel olması şart. Niye? Çünkü savaşçılık bir sanattır. Peki milletimiz? Tamam milletimizin gençlerini de alırız, 40 gün askerlik şubelerinde silah kullanma, topyekun saldırıyla karşılaşıldığında hazırlıklı olmak üzere temel bir takım bilgiler verilir, insanlar evlerine gönderilir. Zaten yapılan ne? İnsanları alıyorsunuz kışlada tutuyorsunuz bir yıl, iki yıl boyunca. İş kuran işinden kesiliyor, mesleğine başlayan, mesleğinde ilerleyemiyor. Bizim bir hocamız vardı, hanım hoca, profesördü, kocası doçentti Bir gün sorduk niye böyle diye? Dedi ki, askere gittiğim için iki yıl kaybettim, hanım beni geçti dedi. Bir âlimi siz niye götürüp orada, sağa dön sola dönle meşgul ediyorsunuz. Bir ay yeter.
“Şehitler Ölmez, terfi eder”
Benim bu durumdan çıkardığım vazife, bunun bu toplumun gündemine artık girmesi. Genelkurmay ile hükümetin bir araya gelip çözüm bulması gerekir. Çözüm de zor değildir, doğru hesaplar yaparsanız çözüm de bulunabilir. Bir başka şey de biz onun yasa tasarısını hazırladık, Cemil Çiçek’le de anlaştık, ziyaret ettik anlattık. ‘Şehitler ölmez’ diyoruz. Şehitler ölmezse orgeneralliğe kadar terfi edebilmeliler. Eğer askerse en yüksek rütbeye kadar, polisse emniyet genel müdürlüğüne kadar, öğretmense milli eğitim müsteşarlığına kadar terfi etmelidirler. Bunun örneğini ben İran’da gördüm. Tebriz’de misafir kaldığım evde Babek’in babası teğmenken Irak savaşında şehit olmuş Babek ve dul annesi orgeneral maaşı alıyordu. Bunu yapan ülkeler var neden bizde olmasın. Savaşan insan arkasını rahat hisseder. Bu tür şeyler yapılması lazım ama Sayın Koşaner’in bu sözleri aynı zamanda çok acıklı sözlerdir. Belki bir hayırda çıkar bu şerden. Uyanılır ve şu söylediklerim gündeme girer. Ben bunları ısrarla söylüyorum ki, gündeme girsin ve gecikilmesin.
“Herkesin dikkatli olması gerekir.”
Sunucu: Bu konuda ilk ses kaydı ortaya çıktığı zaman ikincisinin olduğuna dair bir ibare vardı. Bugün bazı internet sitelerinde ikinci ses kaydına ilişkin bilgiler de yer aldı. Burada Sayın Koşaner’in Sayıştay’dan bahsettiği, Sayıştay kanunu değişti dikkatli olun çağrısında bulunduğu söyleniyor. Diğer taraftan Oyak’la ilgili olarak, bizim emeklilikte aldığımız ikramiyeleri düşürmeye çalışıyorlar bu konuda da bir şeyler yapmalıyız ifadeleri var.
Namık Kemal Zeybek: Yani bir iç dertleşme anlaşılan. Tabii, şöyle düşünmek lazım. İster askeri bürokrasi olsun, ister sivil bürokrasi olsun bir Sayıştay vardır, insanın vicdanı ve hesap vereceği bir yer vardır, ulu divan vardır. İnsanların yaptıkları her işte, buna uygun davranmaları gerekir. Sayıştay’ın böyle bir dikkat için gündeme getirilmiş olması başka bir acıklı durumdur diye düşünüyorum. Ne olurdu Sayıştay olmasaydı, denetim olmasaydı yanlışlar olsun diye mi düşünecektik. Onu da acınası bir hal olarak gördüğümü söylemeliyim. Esas olan insanın vicdani denetimidir. O vicdani denetimde eğer inanç sahibi birisi ise bu kul hakkına girer ve zor bir hesaptır, herkesin dikkatli olması gerekir.
“Her yer denetlenmelidir.”
Sunucu: Denetlenebilirlik meselesi önemli bir mesele. Bütün kamu kurumlarında böyle bir denetleme sistemi var. Askerin içinde de belki bir sistem var ama bu kesinlikle dışarı yansımıyor. Ne olup bittiğini insanlar bilmiyorlar. Bundan kaynaklanan bir rahatlık mı söz konusu?
Namık Kemal Zeybek: Olabilir tabii.. Eğer iç denetim mekanizmaları, iç denetim kurumları iç denetim anlayışı yoksa ki, olmayabilir de.. O zaman mutlaka her yer denetlenmelidir. Denetim dışında kalmamalıdır. Birileri de denetimden korkar. Birileri de Allah’tan korkmaz da kuldan korkar. Yani bu da insan yapısının bir gereğidir. Tabii ki, bu anlamda bir denetim her yerde olmalıdır.
Sunucu: Şu anda özellikle Türkiye çok ciddi bir terör sürecinden geçiyor. Her gün terör saldırılarına ilişkin haberler geliyor. Son bir ayda yaklaşık 40’a yakın şehidimiz var. Bir operasyon düzenlendi sınır ötesi hava operasyonu. ‘Düzenlenen onlarca operasyondan biri daha düzenlendi’ diye yaklaşımlar var siz nasıl değerlendirdiniz?
Namık Kemal Zeybek: Efendim ben terör meselesine topyekun yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Ne demek topyekun yaklaşmak? Terör çok ağır bir suçtur. Toplumumuz bir saldırıyla karşı karşıyadır. Adına PKK denilen bir terör örgütü vardır. Dolayısıyla bizim ilk yapmamız gereken şey, PKK denilen bu terör örgütünü ortadan kaldırmak, ona destek veren herkes de suçludur, anlayışıyla meseleye bakmak. Çünkü, kanunlarımızın gereği budur.
“PKK Sever yazarlar”
Sunucu: Ama işte destek vermenin tanımı yok.
Namık Kemal Zeybek: Destek vermenin tanımı şu, bir köye PKK’lılar gelmiş, silahlı güçler gelmiş, köylü korkusundan onlara ekmek, yemek çıkarmış. Siz onları, eğer o köylüyü teröre destek verdi diye hapse atar ve üstelik de PKK’lıların bulunduğu koğuşa atarsanız bir müddet sonra o köylüyü de saflarına katmış olursunuz. Diyarbakır cezaevinde yıllarca yapılmış olan yanlış budur. Ancak, böyle bir zorunluluğu olmadığı halde, bir takım gazetelerde bir takım yazarlarımızın, bakın bunu söylüyorum kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin. Ben o köylüye yapılanı yanlış olarak görüyorum. Ama bir takım yazarlar, bu yazarlara da bakıyorum. Birkaç sene önce bunların çoğu Marksist, Leninist, Ateist, tek yok komünizm diyen insanlardı. Birden bire liberal oldular. Nasıl bir dönüşüm yaşadılar, tam kapitalist, hür kapitalizmin savunucusu ve liberal ve PKK sever hale geldiler. Yani bir takım yazarlarımız eğer PKK’yı öven, PKK’ya psikolojik destek sağlayan yazılar yazıyorlar ise bu PKK’ya destek vermek demektir.
“Mutlak manada düşünce özgürlüğünden yanayım”
Sunucu: Ama bu düşünce özgürlüğü değil mi?
Namık Kemal Zeybek: Bu düşünce özgürlüğü değil. Ben mutlak manada düşünce özgürlüğünden yanayım. Benim düzenlediğim bir toplantıda Aziz Nesin, o zaman bir yazarlar sendikası vardı, onun başkanı olarak söz aldı ve çok ağır bir konuşma yaptı. Konuşma beni de rahatsız etti ama bu konuşmanın içinde teröre destek diye bir kavram yok, fikirlerini söylüyor. Yani rahatsız edici fikirler. Bu arada salondan müdahale ettiler, ‘susturun bu adamı, bu hain’ dediler. Ben dedim ki, Aziz Nesin’in söylediklerine katılmıyorum, ben ona cevap vereceğim, içinizden cevap vermek isteyenler olursa ona da söz hakkı vereceğim ama Aziz Nesin’in fikirlerini sonuna kadar söyleme hakkını güvence altına aldım. Çünkü fikir söylüyordu Aziz Nesin. Fikir başka bir şeydir, teröre destek vermek başka bir şeydir. Bunun dışında bir mücadele halinde eğer bu mücadeleye destek anlamında yani PKK’ya terörist ve taraftar kazandırmak anlamında, PKK’yı ve taraftarlarını yüreklendirmek anlamında makaleler yazılıyorsa, bu asla fikir filan değildir. Buna fikir denilmez. Yoksa ben mutlak manada düşünce ve inanç özgürlüğünden yanayım. Bunu da yıllardan beri savunuyorum. İnsanlar düşüncelerini oldukları gibi söylemeli. İnsanlar inandıkları gibi yaşamalıdırlar. Bu demokrat olmanın da toplumun gelişmesinin de temel şartıdır.
PKK’nın partisi vardır bu kapatılmalıdır. Böyle bir şey olur mu? PKK’lı oldukları belli, bombacıları ‘kahraman’ diye ilan edenler, kendisini patlatıp sekiz kişiyi öldüren birisini ‘kahraman’ diye ilan edenlere siz fırsat verirseniz, PKK bundan güç alır ve mücadelede zaafa uğrarsınız. Halk kitleleri o tarafa doğru sempati duymaya başlarlar.
Bütün bunlarla birlikte şunu söyleyeyim ki, PKK yok edilir ama eğer bataklığı yok etmezseniz yeni bir KK çıkar.
Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz Sayın Zeybek yayınımıza katıldığınız için.
Namık Kemal Zeybek: Ben teşekkür ediyorum.