TARIM
 

Tarım, insanlık tarihiyle başlayan ve insanlığın beslenme ihtiyacını karşılayan en eski faaliyet alanlarından biridir. Ayrıca, insanlığın yüzyıllardır umutlarını, bakış açılarını, kültürünü ve ekonomisini şekillendiren bir hayat tarzı, bir gelenek olmuştur. Bu sebeple, tarım ve hayvancılığın Türkiye’de sosyal ve ekonomik açıdan hayati bir önemi vardır.

Türkiye’de tarım, milli gelire ve istihdama katkısının yanı sıra, diğer sektörlere işgücü, sermaye ve hammadde sağlamasıyla, sanayi mallarına pazar oluşturmasıyla, ihracatla ülkeye döviz kazandırıp, ekonomideki problemli dönemlerde şokların etkisini azaltmasıyla, son derece önemli ve stratejik bir sektördür.

Öte yandan tarım, hızla artan nüfusun sağlıklı ve dengeli beslenebilmesine, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesine, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına olan katkılarından dolayı da, sadece tarımda çalışanları değil, tüm nüfusu yakından ilgilendirmektedir.

Tarım, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hem Türkiye’de hem de dünyada hızlı bir değişime uğramıştır. Son yıllarda dünyada meydana gelen sağlıkla ilgili gıda krizleri, tüketicilerimizi gıda güvenliği konusuna oldukça duyarlı hale getirmiştir. Ayrıca tüketiciler, tarımsal ürünlerin nasıl üretildiğine ve üretimin potansiyel çevre etkilerine önem vermeye başlamıştır.

AKP Hükümeti’nin Tarım Politikalarındaki Yanlışları

Ülkemizde, tarım ve hayvancılık büyük sorunlarla karşı karşıyadır ve bu sektörde çalışan kesim büyük bir mağduriyet içindedir.

Bir taraftan genel ekonomik sorunlar ve krizler çiftçilerimizi fakirleştirirken, diğer taraftan tarım politikalarındaki yanlışlıklar ve tarımsal desteklerin kaldırılması ya da yeterli seviyede olmaması, çiftçilerimizin satın alma güçlerini ve gelirlerini azaltmıştır.

Yükselen girdi fiyatlarına karşılık düşen ürün fiyatları, üreticiyi üretimden vazgeçirmiştir. Tarım üretimi artık ülke ihtiyacını karşılayacak seviyede değildir.

Üretim yerine, ithalatı teşvik eden politikalar öne çıkmış, bunun sonucu olarak bitkisel ve hayvansal üretimle, su ürünleri üretimi gerilemiştir.

Tarım ürünlerinde arz ve talep dengesini kuracak üretim planlaması yapılmamaktadır. Bazı ürünlerde ülke ihtiyacının üstünde üretim yapılırken, diğer bazı ürünlerde eksik üretim sebebiyle ithalat yoluna gidilmektedir.

2004 Eylül’ü ile 2005 Eylül’ü arasında tarımda istihdam % 36’dan % 29‘a gerilerken yaklaşık 1,5 milyon çiftçi, işini bırakmıştır. Bunların bir kısmının tarım dışı sektörlerde iş bulabildiği varsayılsa bile, bir yıl içinde en az 1 milyon çiftçi köyünden, arazisinden ve üretimden kopmuştur. Genelde şehirlere göç eden bu nüfusa istihdam alanları da açılamadığından sosyal patlamalara gebe bir ortam hazırlanmıştır.

AKP döneminde tarım sektörünün GSMH’ya katkısı % 11’e gerilemiştir.

AKP döneminde çiftçi gelirleri 2000 yılı seviyesini bile yakalayamamış, üreticiler IMF, Dünya Bankası, AB ve DTÖ’nün dayatmalarıyla yoksulluk, çaresizlik ve açlığa mahkûm edilmiştir. Dönemin Bakanının “Gözünüzü toprak doyursun!” ve Başbakanın köylü ve çiftçilere yönelik olarak “Millet hep size mi çalışacak?” sözleriyle, tarımda tasfiye dönemi ikrar edilmiştir. Tarım sektöründe yaşanan küçülme, çiftçinin üretimi bırakmasına sebep olmuş, çiftçi toprağa küstürülmüştür.

Tarımsal üretimin temel girdilerinden olan gübre ve mazot fiyatlarındaki aşırı artışlar, çiftçiyi gübre kullanamaz ve toprağını işleyemez duruma getirmiştir. Girdi fiyatlarındaki aşırı yük, Türk çiftçisinin dünya ile rekabetinin önündeki en önemli engeldir.

AKP Hükümeti tarım sektörüne verdiği destekleri azaltmış, IMF ile yapılan anlaşmayla, çiftçinin neredeyse tek destekleme aracı haline getirilen Doğrudan Gelir Desteği’ni bile üreticiye zamanında ve yeterli miktarlarda ödememiştir. 2004 yılına ait DGD ödemeleri ancak 2006 yılının Ocak ayında tamamlanmıştır.

DGD’nde yapılan yanlış düzenleme ve uygulamalarla, bağ, bahçe ve sebze alanları DGD ödemeleri dışında bırakılmıştır. Toprağı ekip işleyen gerçek çiftçilere DGD verilmezken, toprakla ilişiğini kesmiş, şehirlerde yaşayan ancak ellerinde sadece tapu bulunanlar DGD ödemeleriyle ödüllendirilmiştir.

AKP, iktidarı süresince her hasat döneminde, Karadeniz’de fındık sorunu yaşanmış, yüz binlerce üreticimiz sokaklara dökülmüştür. Dünya üretiminin % 75’ini, ticaretinin de % 80’ini, ürettiği fındık ile gerçekleştiren Türkiye, avantajlarını kullanamaz hale gelmiştir. Bu dönemde Türkiye’nin fındık politikasını üretici talepleri yerine cüzi sayıdaki tüccarın istekleri ve hasat öncesi yaptıkları bağlantılar çerçevesinde şekillenmesi, toplumsal huzursuzlukların da kaynağı olmuştur.

Arz açığı olan yağlık tohumlara verilen primler, pamuk, ayçiçeği, soya ve kolzada yeterli olmamıştır. Üstelik ekimden önce açıklanması gereken prim ödemeleri ekimden ve hatta hasattan sonra açıklanmış, üreticiler arz açığı olan bu ürünlerin üretimi için yönlendirilmemiştir. Özellikle pamuk üreticilerimiz büyük oranlarda desteklenen ABD ve AB ülkeleriyle rekabet edemez duruma düşürülmüş, Hükümet kendi üreticilerine adeta artık “pamuk üretme” demiştir.

AKP Hükümeti, çok önemli bir ihraç ürünü olan ve arz fazlasının dışarıya satılmasında önemli zaruret bulunan narenciye için, ihracat teşvik primlerini 40-50 dolar/ton seviyelerine indirerek narenciye üreticilerini mağdur etmiş, ürünlerinin bahçelerde toplanmadan kalmasına ve çürümesine sebep olmuştur.

AKP Hükümeti’nin hayvancılığa verdiği desteklerle, büyük sıkıntı içerisinde olan bu sektörün geliştirilmesi, dış ülkelerle rekabet edebilir seviyelere getirilmesi mümkün değildir. 1970 ve 1980’li yıllarda önemli bir canlı hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı olan ülkemiz bu ürünlerde ithalatçı durumuna getirilmiştir. Kaçak et girişinin önüne geçilememesi nedeniyle, besici 2002 yılındaki karkas et fiyatını 2006 sonunda dahi yakalayamadığından hayvancılık tasfiye sürecine girmiştir.

Kuş gribi krizi, kendi çabalarıyla yüksek ve kaliteli verim standartlarını yakalayan beyaz et sektörünü fena halde vurmuştur. Halkımızın önemli bir protein kaynağı olan tavuk eti, yalnız tavukçuluk sektörünü değil, bütün ülkeyi yakından ilgilendirmektedir. Fiyatları diğer etlere göre daha uygun olduğu için tavuk eti, özellikle düşük gelir grupları tarafından tercih edilmektedir. AKP Hükümeti’nin tarım üreticisine olumsuz bakış açısı burada da kendini göstermiş, kanatlı sektörüne bu en büyük bunalımında sahip çıkmayarak yüzeysel ve göstermelik bazı tedbirleri yürürlüğe koyacağını açıklamıştır.

Çok büyük potansiyeli olan su ürünleri ve balıkçılık konusunda da hükümet olumlu gelişmeler sağlayamamıştır. Su ürünlerinde AB’ye uyumlu olarak kayıt sistemi oluşturulamamış, uzaktan algılama ile teknelerin izlenmesi konusunda bir ilerleme yapılamamıştır.

Bütün bu hususlar geçmiş dönemlerde tarım ürünleri ihracatçısı olan ülkemizi, tarımsal ürün ithal eden bir konuma getirmiştir. Dahilde işleme rejimi kapsamında buğday ithalinde de büyük artışlar meydana gelmiş ve bu ürünlere milyarlarca dolar döviz ödenmiştir.

Örneğin; Balık ve deniz mahsulü ithalatımız 2002’de 18.755.000 $ iken 2006’da % 344 artışla 83.251.000$’a, süt ve süt mamulleri ithalatı 2002’de 37.271.000$ iken %108 artışla 77.512.000$’a, sebze ithalatımız 52.141.000$’dan % 96 artışla 95.802.000$’a, meyve ithalatımız 65.110.000$’dan %192 artışla 189.782.000$’a, hayvansal ve bitkisel yağ ithalatı 402.305.000$’dan %124 artışla 899.001.000$’a, pamuk ithalatı 1.293.241.000$’dan % 61 artışla 2.079.291.000$’a yükselmiştir. Yani Türkiye, kendi topraklarında üretebileceği her şeyi ithal eder hale gelmiştir.

Şekerpancarı ve tütün üretim alanları IMF direktifleri doğrultusunda sınırlandırılmış, şekerpancarı ve tütün üreticileri çaresizliğe sürüklenirken, tatlandırıcı üreticileri ve ithalatçıları ihya edilmiştir. Uygulanan politikalarda şekerpancarı ve tütün üreticileri ile ilgili sosyal boyut göz ardı edilmiştir.

AKP Hükümeti tarımın yapısal problemlerini çözecek faaliyetlerde de bulunmamıştır.

Sulanan alanların ülke genelinde ve özellikle GAP’ta artırılması, arazi toplulaştırılması, arazi parçalanmasının önlenmesi, tarım arazilerinin yanlış kullanımı ile ilgili konularda Bakanlık yeterli çalışmalar yapmamıştır. Arazi toplulaştırılması konusunda sadece 529 bin hektar alan toplulaştırılmıştır. Bu alan toplulaştırılacak alanların % 6’sını oluşturmaktadır.

AB’ye uyum konusunda da çalışmalar geciktirilmiştir. Bu bağlamda AB’deki kurumların karşılığı olan, Ödeme Kurumu ve Müdahale Kurumu kurulamamış, ulusal programda öngörülen mevzuat uyum çalışmaları konusunda yeterli ilerleme sağlanamamıştır.

AKP iktidarının bir zafer belgesi olarak lanse ettiği, AB Konseyi’nin 17 Aralık 2004 tarihli “Zirve Bildirisi”nde öngörülen ve Haziran 2005 tarihli “Müzakere Çerçeve Belgesi” ile de teyit edilen kararlarda, AB’ye üyelik sürecinde Türk çiftçisinin desteklenmesi için AB’den Türkiye’ye kaynak aktarılmayacağı belirtilmiştir.

Tarımla ilgili önemli birçok konuda, diğer üye veya aday ülkelerden farklı olarak Türkiye’ye kalıcı kısıtlamalar getirilecek ve Türk çiftçisinin AB çiftçisi karşısında eli kolu bağlı kalacaktır. AKP Hükümetinin dirayetsizliği yüzünden, hiçbir ülkeye dayatılmayan şartlar, AB tarafından sadece Türkiye’ye dayatılmıştır.

Tarım Sektöründeki Sorunlar

Tarımdaki sorunlar, ürünün üretim aşamasından, tüketimine kadar pek çok alana yayılmaktadır. Hali hazırda, Türkiye'de etkin ve sürdürülebilir bir tarım politikasının varlığından söz etmek oldukça güçtür. Sektörde yapılmak istenilen açıkça ortaya konulmadığı müddetçe bir politika belirlemek de imkânsızdır.

Türkiye, Dünya Bankası, IMF, DTÖ ve AB Tarım politikaları arasında sıkışmış durumdadır. IMF ve Dünya Bankası tarıma verilen iç desteklerin kaldırılması yönünde bastırırken, DTÖ buna ek olarak ithal ürünlerin iç pazara girişini kolaylaştıran bir öneri ile gümrük tarifelerinin indirilmesi kararını ortaya atmakta, çiftçisine yılda 50 milyar Euro’nun üzerinde destek veren AB ise Türkiye'nin Ortak Tarım Politikası’na (OTP) uyum göstermesini beklemektedir.

Dünya, tarım konusunda, üretimde verimlilik, sürdürülebilirlik, kalite, gıda güvenliği ve güvencesi, rekabet, çiftçi eğitimi, teknoloji transferi, üretimde çeşitlilik, katma değer yaratma, çevre gibi konularla ilgilenirken, Türkiye hâlâ tarımın temel sıkıntılarının ne olduğunu tartışmaktadır.

Geniş ve karmaşık bir konu olan tarımın sorunlarını tartışabilmek için, öncelikle sorunların sistematiğini belirlemek gerekir. Aslında bütün sorunları birbirleri ile ilişkilendirmek mümkün olmakla birlikte, ülkemizin tarımsal problemlerini şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:

1- Temel Sorunlar

2- Uluslararası Taahhütlerden Kaynaklanan Sorunlar

3- Finansal Sorunlar

4- Bitkisel Üretime ilişkin Sorunlar

5- Hayvansal Üretime ilişkin Sorunlar

6- Destekleme

Demokrat Parti’nin öncelikli hedefi, kendisinden önce Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin sunduğu dev hizmetlerden feyiz ve ilham alarak, Türk tarımını ve kırsal kesimi yeniden ayağa kaldırmak, üreticilerimizin refah seviyesini yükseltmektir.

Partimiz, Türk tarımını kurumsal, hukuki ve teknik altyapı yönünden gelişmiş ülkelerin standardına ulaştırmak, rekabet gücünü yükseltmek kararlılığı içindedir.

Tarım üreticilerinin gelirini ve hayat seviyesini artırırken, tüketici ve sanayicilerimizin de haklarını teslim etmeyi önemli bir vazife addediyoruz.

İktidarımızda çiftçimiz, yükselen refahı ve artan huzuruyla, Türk Milleti’nin içinde hak ettiği itibarlı mevkiye yeniden oturacaktır.

Demokrat Parti, Türkiye’yi tarımda tekrar kendine yeten ve net ihracatçı bir ülke haline getirecektir.

Tarımımızı ve tarıma dayalı endüstrimizi, sadece kendi insanını değil, başka ülkelerin insanlarını da doyurabilen seviyeye ulaştıracaktır.

Demokrat Parti iktidarıyla birlikte Türkiye, tabii kaynaklarını koruyan, gelecek nesillere karşı sorumluluğunu idrak etmiş, kaliteli ve sağlıklı gıda üreten bir ülke olacaktır.

Bu çerçevede Türk tarımının temel sorunlarına bakış açımız şu şekildedir; Çiftçilerimizin haksızlıklara karşı mücadelede öncelikle güçlerini birleştirmelerine ve kuvvetli teşkilatlar kurmaları gerektiğine inanıyoruz. Ziraat Odaları’nın, Türk çiftçisinin ana teşkilatlanma temeli olduğunu ve öyle kalması gerektiğini ifade ediyoruz.

Tarım nüfusumuzun fazlalığından muzdarip ve müşteki olmamakla birlikte, tarımdaki istihdamın “zaman içinde” ve “gönüllü olarak” bir miktar azaltılabileceğini düşünmekteyiz.

Ülkemizde, tarım işletmelerinin sayısının fazla, işletmelerin küçük ve çok parçalı olmasının, Türk tarımının gelişmesinde önemli bir engel olduğunun bilinci içindeyiz.

Tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasına, ürün kalitesinin yükseltilmesine ve Ar-Ge çalışmalarıyla çiftçi eğitimine büyük önem atfediyoruz.

Yerine başka bir şey ikâme edemeyeceğimiz en kıymetli tabii servetimiz olan topraklarımızın, tabiattan kaynaklanan ve insan eliyle gerçekleştirilen çeşitli tahribata maruz kaldığını görüyoruz.

Tarım ürünlerinde arz-talep dengesinin kurulabilmesi için üretim planlamasının zorunlu olduğu prensibinden hareketle, planlamanın, bir kısım üretimin daha fazla, bazılarının ise daha az teşvikle ve ithalat-ihracat politikalarıyla yapılabileceğine inanıyoruz.

Çiftçilerimizin üretimden yeniden para kazanır hale gelebilmesinin, bir yandan tarım girdilerini uygun şartlarla temin edebilmesine, diğer yandan da ürünlerini doğru zamanda ve değer fiyatla pazarlayabilmesine bağlı olduğunu düşünüyoruz.

Gıda ve yem güvenliğine ilişkin hizmetleri, çağımızda devletin insanlara sunduğu temel hizmetler kapsamında kabul etmekteyiz.

Tarım işletmelerindeki sermaye yetersizliği ile finansman sıkıntısının giderilmesine ve geniş kapsamlı bir tarım sigortası sisteminin kurulmasına özel önem atfediyoruz.

Çiftçiyi ekonomik olarak zorlayan, girdi maliyetlerini yükselten ve ürün fiyatlarında önemli kesintilere sebebiyet veren vergi mevzuatındaki bazı hükümlerin düzeltilmesini de zaruret olarak görüyoruz.

Bitkisel üretime ilişkin sorunların çözümünde, temel girdilerle ilgili sıkıntıların aşılmasını, sulama ve tarımsal mekanizasyon alanlarında önemli hamleler yapılmasını savunuyoruz.

Organik tarım, seracılık, genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar gibi konuların modern bir yaklaşımla ele alınmasını çok önemli buluyoruz.

Büyükbaş hayvancılıkta süt ve et veriminin AB ile ABD’nin çok gerisinde olmasını, küçükbaş hayvan varlığımızda önemli azalmaların yaşanmasını ve kanatlı hayvancılık sektörünün hastalıklara karşı hassasiyetini, üzerinde büyük bir önemle durulması gereken sorunlar olarak görüyoruz.

Beslenmedeki protein ihtiyacımızın karşılanmasında mineral maddeler ve vitamin açısından da çok zengin olan su ürünlerine büyük önem atfediyoruz.

Bitkisel üretimdeki tozlaşmaya katkısının yanı sıra, bal, arı sütü, polen, bal mumu gibi değerli ve insan sağlığı için gerekli ürünlerin ve ana arı, oğul ve paket arı gibi canlı materyallerin üretimini sağlayan arıcılığın özel olarak desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.

IMF’ye verilen taahhütlerin, AB Ortak Tarım Politikalarına uyum çalışmalarının ve DTÖ Anlaşmalarıyla getirilen sınırlamaların, Türk tarımının desteklenmesi ve korunması çabalarımız açısından engelleyici unsurlar olduğunun bilinci içindeyiz.

Bir siyasi kadronun tarım kesimine yaklaşımının en önemli göstergesi, bu kesime Devlet Bütçesi’nden sağladığı veya sağlamayı taahhüt ettiği desteklemelerdir. Tarım sektörünü yük olarak algılayan ve algılatan anlayışı şiddetle reddediyoruz.

Bu çerçevede Türk çiftçisinin yeniden üretir ve dünya ile rekabet edebilir hale gelebilmesi için Demokrat Parti, çiftçimiz için 3 aşamada uygulanacak bir zamanlamayı esas alacaktır.

İlk 3 Ayda Yapılacaklar

• Üreticinin ve nakliyecinin kullandığı yakıtta yeşil mazot uygulamasına geçilecek, tarım ve nakliyede kullanılan yeşil mazot üzerindeki ÖTV ve KDV kaldırılacaktır. (Türk tarımının rekabet gücünü artıracak bu uygulama ile hem önemli bir döviz girdisi sağlanacak hem de maliyetlerdeki düşüş, üretimdeki artış nedeniyle toplumdaki üretici-tüketici dengesi bozulmayacak, sosyal fayda azamileştirilecektir. Tarımda kullanılan mazot tüketimi toplam mazot tüketiminin % 22’sini teşkil etmektedir. Tarımda ve nakliyede kullanılan mazotun üzerinden ÖTV ve KDV’nin kaldırılması sonucu oluşacak vergi kaybı kaçak mazotun önlenmesiyle finanse edilecektir.)

• Hayvan kaçakçılığı, şeker, et başta olmak üzere tüm tarım ürünlerinin kaçakçılığı önlenecektir.

• Demokrat Parti, Dünya fındık üretiminin % 75’ini, ticaretinin de % 85’ini gerçekleştiren ülkemizin, bu avantajlarını kullanacak ve üretici refahı esaslı bir fiyat politikası uygulayacaktır. Çünkü Demokrat Parti, fındığa sahip çıkmanın Karadeniz’e sahip çıkmak, Karadeniz’e sahip çıkmanın da Türkiye’ye sahip çıkmak olduğu inancındadır.

• Tereyağı, süttozu, diğer süt ürünleri, unlu ve tahıl ürünleri, bazı meyveler ve konsantreleri, su ürünleri gibi kendi topraklarımızda üretimi mümkün olan ürünlerin ithalatı durdurulacak, ithal şartları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde zorlaştırılacaktır.

• Tarım ürünlerinin girişi sınır ticareti kapsamından çıkarılacaktır.

• Hayvancılık primleri (damızlık yetiştiriciliği, besi hayvanı, süt, düve-buzağı) artırılarak peşin ödenecektir, küçükbaş hayvancılık da prim kapsamına alınacaktır.

• Su ürünleri ve arıcılık destek kapsamına alınacaktır.

• Kaba yem destekleri hemen başlatılacak, mera ıslahları devam ettirilecektir.

• Yağlı tohumlu ürünler, zeytinyağı ve pamuk prim miktarları üretim yılı öncesinden açıklanacak prim ödemesi peşin yapılacaktır.

• Gübre, ilaç, tohumluk ve hayvan yemi fiyatları rekabet gücünün artırılabilmesi için dünya ile uyumlu hale getirilecektir.

• Sulama suyu elektriği ile hayvancılıkta kullanılan elektrikten vergi alınmayacaktır.

İlk 5 Ayda Yapılacaklar

• Tarımdaki çiftçi örgütlenmelerinin ve sivil toplum kuruluşları ile üniversitelerin katılımıyla Milli Tarım Politikası Belgesi hazırlanacak ve süratle mevzuat uygulaması dahil yürürlüğe konulacaktır.

• İhtiyacımız olan ve ihraç avantajımız bulunan ürünler teşvik edilecektir.

• Sözleşmeli üretim tarım ve hayvancılığın her alanında teşvik edilecektir.

• Tarım ürünlerindeki kota uygulaması kaldırılacak, kota yerine alternatif ürünler teşvik edilip desteklenecek ve bu ürünler alım garantisi kapsamına alınacaktır.

• Toprak Mahsulleri Ofisi, işlevsizlikten kurtarılacak ve hububat piyasasında pazar düzenleme görevine devam edecektir.

• Kırmızı ve beyaz et, yumurta, süt ürünleri, su ürünleri, bal gibi hayvansal ürünlerin pazarlanmasında ve pazarı kontrol edip düzenleme görevini üstlenecek Tarım Ürünleri Pazarlama Düzenleme Kurumu oluşturulacak ve bu kurum bünyesinde Ürünlerde Telafi Ödemeleri Birimi oluşturulacaktır.

İlk 10 Ayda Yapılacaklar

• Tarım-Orman-Çevre-Su kaynakları idaresi tek bir çatıda toplanacaktır.

• Tarımın her meselesinden sorumlu ve yetkili Tarım Bakanı başkanlığında Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Kurulu oluşturulacaktır.

• Su Kaynakları ve Su Kullanımı İdaresi Kanunu çıkarılacak, Su Konseyi kurulacaktır. Sulamada kapalı ve basınçlı sulama teknolojilerine geçilecektir.

• GAP’ın sulama projeleri süratle tamamlanacak, GAP gibi Kuzeydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Konya Ovası, Batı Anadolu ve Trakya Projeleri geliştirilip devreye sokulacaktır.

• Her bölgeye uygun ve ekonomik getirisi olan Tarımsal Temel Üretim Modeli belirlenip uygulamaya sokulacaktır.

• Tarım-sanayi entegrasyonu sağlanacak, tarımsal sanayi Anadolu’ya yaygınlaştırılarak cazibe merkezleri oluşturulacaktır.

• Tarımsal araziler, doğal kaynaklar ve gen kaynaklarımız korunacak. Genetik mühendisliği ve biyoteknoloji araştırmalarına hız verilecek, Anadolu şartlarına uygun tohum, bitki hayvan çeşit ve ırk ıslah çalışmaları süratle gerçekleştirilecektir.

• Çiftçinin geçim sıkıntısını gidermek amacıyla, Ziraat Bankası’na, Tarım Kredi Kooperatifleri’ne ve Bağ-Kur’a borçlu olan çiftçiler için yeni bir borç yapılandırması uygulamaya konulacaktır.

• Susuz, yolsuz, elektriksiz, telefonsuz, internetsiz ve kanalizasyonsuz köy kalmayacaktır.

• Orman köylüsünün, ormanları sahiplenmesi sağlanacak, mevcut ihtilaflar sona erdirilecek, orman niteliğini kaybeden alanlar kullanıma açılacaktır.

• Organik tarım sahasında, sertifikasyon firmalarının kurulması, sivil üretim ve tüketim örgütlerinin kurulması, ekolojik tarım ihracatçı birimlerinin oluşturulması teşvik edilecektir.

• Tarım ürünleri sigortası geliştirilebilmesi amacıyla gerekli yasal düzenleme yapılacaktır.

• Beş yıl müddetle gübre, ilaç, tohum ve yem başta olmak üzere tüm tarımsal girdiler üzerindeki vergiler kaldırılacaktır.

• Tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde tarıma dayalı organize sanayi bölgelerinin kurulması suretiyle, çiftçimizin ürününü işlenmiş olarak iç ve dış piyasalara satabilmesi sağlanacaktır.

 
 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Teşkilat | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 38
e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi