|
DIŞ POLİTİKA
İlkelerimiz
Türkiye, bölgesinde barış ve
refahı kalıcı biçimde sağlayabilecek gerçek bir
güçtür. Bu güç, kurulmakta olan yeni dünya
düzeninde öncü ve etkin bir yer sahibi
olacaktır. Başta komşuları ve müttefikleri olmak
üzere, tüm dünya bunun bilincinde olmalıdır.
Cumhuriyetimizin kuruluşundan
bu yana göreve gelmiş bulunan tüm hükümetlerin
aksine AKP Hükümeti bu gücü ve olanağı algılamak
basiretini gösterememiştir. AKP iktidarı içeride
bölünmeleri, kutuplaşmaları ve sürtüşmeleri
körüklerken, dışarıda ulusal çıkarlarımızı ve
itibarımızı zedelemiştir. iktidara göre, ulusal
çıkarlar ne denli zedelenirse zedelensin,
iktidarın varlığını sürdürebilmesi için dünyanın
etkin güçlerinin her dediğine boyun eğilmesi
gerekir. Bu akıl almaz tutum sonucunda
Türkiye’nin tam ve eşit üyelik için Avrupa
Birliği içinde hazırlamış olduğu zemin tamamen
kaybedilmiş ve müzakereler dondurulmuştur.
Kıbrıs’ta iki ayrı devletin
eşit egemenliğine dayalı kalıcı bir çözüm için
Birleşmiş Milletler çerçevesinde yıllardan beri
süre gelen çabalar Türkiye karşıtı yaklaşımların
egemen olduğu zeminlere kaymış ve Kıbrıs’ta Türk
varlığının tamamen kaybedilmesi tehlikesi ile
karşı karşıya gelinmiştir.
2003 yılı başından itibaren
kerameti kendilerinden menkul sözde danışmanlar
aracılığıyla yürütülen, her türlü bilgi ve
deneyimden uzak, bilinçsiz ve teslimiyetçi
yaklaşımlar sonucu, Ortadoğu’da hem bölgenin hem
de Türkiye’nin dengelerini büyük ölçüde
tehlikeye sokan gelişmelere boyun eğilmiştir.
Irak, Filistin, İsrail, Lübnan ve İran
ilişkileri sözde arabuluculuk hevesleri gibi ham
hayallerle dengesiz açılışların ardına
sokulmuştur. Bu durum, son derece hassas
bölgede, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ve
ülkenin güvenliğine tamamen ters düşen yeni
oluşumların ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Sovyet
Rusya’nın dağılmasından sonra bağımsızlığına
kavuşan Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler adeta
bütünüyle kesilmiş, başlangıçta 21. yüzyıla
damgasını vurması beklenen Türkler arası
işbirliği atılımları durma noktasına gelmiştir.
Gerek 50
yıllık müttefikimiz ABD, gerek Fransa ve Almanya
başta olmak üzere, Avrupa Birliği üyesi ülkeleri
nezdinde Türkiye, önce her türlü sözü veren
ancak sonra da verdiği sözlerin hiçbirini
tutmayan güvenilmez bir ülke konumuna düşmüştür.
Bütün bu ilkesiz ve hedefsiz
politikalar sonucunda Türkiye, hem bölgesinde,
hem de uluslararası alanda sürdürülen yeni
düzenlemeler bağlamında yerini, ağırlığını ve
etkinliğini kaybetmiştir.
Tarihi altın sayfalarla dolu
olan ve geleceğe aynı umutla bakması için her
türlü haklı nedeni bulunan ülkemiz ve milletimiz
bu tehlikeli gidişe dur diyecek ve Demokrat
Parti iktidarını sandıkta koyacağı iradesiyle
işbaşına getirecektir. Demokrat Parti
iktidarıyla AKP iktidarının bir kabus haline
dönüştürdüğü bu döngü tamamen değişecektir.
Demokrat Parti iktidarı, Türkiye’yi
yönlendirilen değil, yönlendiren, etkin ve öncü
bir ülke konumuna yeniden getirecek ve böylece
Türkiye, dünyada ve bölgesinde barış ve
istikrarın vazgeçilmez bir unsuru haline
gelecektir.
Bölgesel Liderlikten Küresel
Liderliğe
Demokrat Parti iktidarında
Türkiye küresel güçler arasına girecektir.
G-8’lerin yanına G-9 olarak eklenecektir.
Küresel güçler arasına girmek için önce bölgesel
güç olmak gerekir.
Türkiye,
Balkanlardan Orta Asya’ya uzanan geniş Avrasya
coğrafyasına nizam verecek bölgesel bir güç olma
potansiyeline sahiptir.
Demokrat
Parti, Türkiye’nin kullanılmayan ve AKP
tarafından atıl bırakılan bu potansiyelini
harekete geçirecektir.
Tanzim
edici bölgesel güç olmanın yolu, Türkiye’nin
tarihsel ve doğal etki alanında ekonomik, siyasi
ve askeri üstünlüğünü sağlamaktan geçer.
Demokrat Parti bu esaslar üzerine dış
politikasını oluşturmuştur.
Orta Asya, Kafkasya ve
Karadeniz
Orta Asya ve Kafkasya AKP
döneminde tamamen ihmal edilmiştir.
Bölgesel politikalarımızın
birincil önceliği Kafkasya ve Orta Asya’daki
ülkelerle ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi en
üst noktaya taşımaktır.
Geçmişte bizim iktidarımızda
kurulan Ekonomik işbirliği Örgütü’nü (ECO) içine
düşürüldüğü ataletten kurtaracağız. Başta,
enerji, ulaştırma, bilişim teknolojileri, tarım
ve gıda teknolojileri olmak üzere 21. yüzyılda
ülkelerin kaderini belirleyecek alanlarda yeni
ve güçlendirilmiş işbirliği yapıları kuracağız.
Türk Cumhuriyetleriyle,
bugüne kadar bir türlü yoğunlaştırılamayan
askerî ilişkilerimizi özellikle savunma sanayii
alanlarında en üst noktaya taşıyacağız.
Türk dünyası ortak savunma
tatbikatlarını gerçekleştireceğiz.
Azerbaycan’ın NATO üyeliğine
tam ve koşulsuz destek vereceğiz.
Türk dünyasıyla, “dilde,
fikirde, işte birlik” temel ilkemiz olacaktır.
Bu coğrafyada alfabe birliğini sağlamak için
yoğun çaba harcayacağız.
Bundan 15 yıl önce bizim
iktidarımızda büyük bir öngörüyle kurulan ama
tıpkı ECO gibi unutulmaya yüz tutan Karadeniz
Ekonomik işbirliği’ni, Karadeniz’in önümüzdeki
50 yılın en önemli enerji temin ve nakil
alanlarından biri olacağı gerçeğinden hareketle,
yeniden biçimlendireceğiz. Bu çerçevede
Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler ve Rusya
Federasyonu’yla ilişkilerimize özel bir önem
atfetmekteyiz. Bilhassa enerji tedarikinde Rusya
ile ortak yatırımları destekleyeceğiz. Çin ile
ortak yatırımlara hız vereceğiz. İpek Demiryolu
Projesini hayata geçireceğiz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Demokrat Parti, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarıyla Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti vatandaşları arasında hiçbir fark
görmemektedir.
Bizim
için Ankaralı, Edirneli, Diyarbakırlı, Trabzonlu
neyse, Lefkoşalı, Güzelyurtlu, Gazimağusalı,
Girneli de odur.
İktidarımızın ilk icraatlarından biri olarak
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile gümrük
işbirliği alanını tesis edeceğiz.
Yeterli içme suyunun
Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne
boru hattıyla taşınması projesini hayata
geçireceğiz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
ile Türkiye arasında askerî işbirliği
antlaşmasını hiç vakit kaybetmeden
imzalayacağız.
Avrupa Birliği, adada çözüm
istemeyen Kıbrıs Rum Kesimi’ni tam üyeliğe
alarak tarihsel bir hata yapmıştır. AKP Hükümeti
de bu hataya çanak tutmuştur. AKP “çözümsüzlük
çözüm değildir” safsatasıyla Türkiye’nin Kıbrıs
politikasının temeline dinamit koymuştur.
Demokrat Parti iktidarında,
Avrupa Birliği tarafından iletilecek ciddi,
ayakları yere basan, Kıbrıs’ta gerçekten adil ve
kalıcı bir çözümü hedefleyen önerileri
önyargısız olarak tartışmaya açık olacağız.
Ancak Avrupalı dostlarımız
şunu çok iyi bilsinler ki;
Türkiye Cumhuriyeti gibi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de egemen ve
bağımsız olarak ilelebet yaşayacaktır.
Bu bizim Kıbrıs politikamızın
kırmızı çizgisidir. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve devlet kimliğini
her türlü müzakerenin başlangıç şartı olarak
görmekteyiz.
Avrupa Birliği
Demokrat Parti olarak Avrupa
Birliği’ne üyeliği bir amaç olarak değil bir
araç olarak görüyoruz. Amacımız, Türkiye’yi
çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşımaktır.
AKP’nin boyun eğip
kabullendiği “ucu açık ve sonucunun ne olacağı
baştan garanti edilemez” müzakere sürecini
benimsemiyoruz.
Kopenhag
Kriterleri arasında yer almayan ama AKP
teslimiyetçiliği yüzünden önümüze getirilen,
Türkiye’nin bağımsızlığını, ulusal egemenliğini,
birlik ve bütünlüğünü, sınırlarının güvenliğini
tehlikeye atacak dayatmaları topyekün
reddediyoruz.
Daha
önce hiçbir aday ülkeden istenmeyen ekleri ve
sürekli değişen koşulları müzakere
etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.
Demokrat Parti iktidarının
daha başında, AB ile ilişkiler konusundaki iki
adımı eş zamanlı olarak atacağız:
Bugüne kadar hiçbir hükümetin
yapmadığını yapıp, AB ile ilişkilerin gidişatını
milletimizle istişare edeceğiz. Bunun için
Türkiye’deki tüm siyasi partilerin, sivil toplum
örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin,
akademik kurumların temsilcilerinin katılımıyla,
Genişletilmiş Avrupa Birliği Forumunu
toplayacağız. AB ile ilişkilerin hangi kapsamda
ve içerikte olacağına, bu forumda, milletimizle
birlikte karar vereceğiz.
Avrupa Birliği’ne bir çağrıda
bulunarak, tek gündem maddesi Türkiye-AB
ilişkileri olan bir zirvenin yapılmasını talep
edeceğiz. Bu zirvede, AKP’nin kabullendiği “ucu
açık müzakere” yönteminin değiştirilmesini
isteyeceğiz.
Demokrat Parti Türkiye’nin
kaderini, “ucu açık” ve her noktası mayınlarla
dolu bir müzakere yolunda Brüksel’in insafına
terk etmeyecektir.
Türkiye,
Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere gibi Avrupa
Birliği’nin tam ve eşit üyesi olacaktır.
Türkiye’nin oyalanmakla kaybedecek bir tek günü
dahi kalmamıştır.
Irak
Irak’ta
bizim kırmızı çizgilerimiz vardı.
Tıpkı
Kıbrıs’ta olduğu gibi AKP bu kırmızı çizgileri
de pembeleştirdi.
Bugün, Türkiye’ye rağmen
hemen güneyimizde, güvenliğimizi, sınırlarımızı
ve bütünlüğümüzü tehdit eden fiili bir oluşum
ortaya çıkmıştır.
Demokrat Parti olarak,
dünyadaki tüm ülkelerin içişlerine karışmama
ilkesine mutlak bir sadakat içindeyiz.
Ancak,
eğer Türkiye’nin bekasını ilgilendiren bir sorun
ortaya çıktıysa, bir çıban giderek büyümekte ve
geleceğimize ambargo koyacak bir kangrene
dönüşmekteyse buna da ilgisiz kalmayacağız.
Komşumuz
dost ve kardeş Irak’ın geleceği için üç aşamanın
gerçekleşmesini elzem görüyoruz:
1- Irak’ı 3 yıldır
istikrarsızlığa sürükleyen, Iraklı
kardeşlerimizi kan ve gözyaşına boğan, yüz
binlerce Müslüman’ın kanına giren işgal derhal
sona erdirilmelidir. İşgalin sona erdirilmesi,
Irak’ın bölünmesinin engellenebilmesi için
olmazsa olmaz bir koşuldur.
2- işgalin sona erdirilmesine
paralel olarak, Irak’a komşu ülkeler arasında,
Irak’ın toprak bütünlüğünü garanti eden bir
ittifak antlaşması imzalanmalıdır. Bu antlaşma,
1937’deki Sadabad Paktı’nın genişletilmiş ve
yeniden yorumlanmış biçimi olabilir.
3- Türkiye ile Irak arasında,
karşılıklı olarak toprak bütünlüğünü garanti
eden ve bu bütünlüğe yönelmiş tüm tehditlerle
ortak mücadeleyi içeren bir işbirliği
mekanizması kurulacaktır.
Bu işbirliği girişimlerimiz
sonuçsuz kalır ve Irak bölünme tehdidinden
kurtulamazsa, Türkiye tek başına hareket edecek
ve 1926’da o günün şartlarında kabul etmek
durumunda kaldığımız Ankara Anlaşması’ndan
çekilecektir.
Komşularımızla Ekonomik
ilişkilerimiz
Türkiye komşularıyla ekonomik
ve ticari ilişkileri en alt düzeyde olan OECD
ülkesidir. Komşularla ekonomik ilişkilerimizi
geliştirmeden bölgesel tanzim edici güç
olabilmemiz söz konusu değildir.
Demokrat Parti iktidarında,
hiçbir komşu ülke arasında ayrım gözetmeksizin,
tümünü davet edeceğimiz bir Ortak Ekonomik
Yaşam Alanı’nı kuracağız.
Ortak Ekonomik Yaşam Alanı,
malların, hizmetlerin, emeğin ve sermayenin
serbestçe dolaşabileceği, tüm katılımcı
ülkelerin ekonomik çıkarlarına hizmet eden bir
girişim olacaktır.
Bazılarının iddia ettiği gibi bu projenin
gerçekleşmesinin önünde AB ile ekonomik
ilişkilerimiz dâhil hiçbir engel yoktur. Bu
projenin önündeki engel, cesaretsizlik,
beceriksizlik ve öngörüsüzlüktür. Oysa, bu
sözcükler Demokrat Parti iktidarının sözlüğünde
yer almamaktadır.
Demokrat
Parti’nin dış politikadaki temel hedefi
Türkiye’yi 21. yüzyılda küresel bir güç, bir
dünya lideri yapmaktır. Türkiye küresel
liderliğe kendi bölgesinden sıçrayacaktır.
Demokrat Parti iktidarı, söz
dinleyen değil, sözünü dinleten Türkiye’yi
uluslar arası platformlarda var edecektir.
Demokrat Parti iktidarında
Türkiye, başkalarının senaryolarında, kendisine
verilen küçük rolleri oynamayacak, bölgesindeki
her türlü gelişmenin senaryosunu bizzat
yazacaktır.
Size
yönetilen değil, yöneten bir Türkiye vaat
ediyoruz.
Boyun
eğen değil, dik duran bir Türkiye vaat ediyoruz.
Türkiye
Cumhuriyeti pasaportunu dünyanın en itibarlı
pasaportu yapmayı vaat ediyoruz.
Gücümüzü
milletimizden, cesaretimizi tarihimizden,
kendine güvenimizi kadrolarımızdan alıyoruz. |