|
DEMOKRASİ VE HUKUK
Sivil Anayasa ve Çağdaş
Demokratik Yaşam
Anayasalar, çağdaş devlet
düzenlerinin temel belgeleridir. Demokrasinin
olmazsa olmaz unsuru olan yasama, yürütme ve
yargı erkleri arasındaki birbirinden ayrılmış,
ama birbiriyle uyumlu yapı anayasal düzen ile
tesis edilir. Devletin esas nitelikleri
anayasalarla vazedilir ve güvence altına alınır.
Kurumların çalışma esasları, hiçbir şüpheye yer
bırakmayacak biçimde anayasalarla belirlenir.
Fakat çağdaş demokrasilerde anayasaların en
önemli özelliği bireyi koruyan, temel hakları
teminat altına alan, özgürlükleri genişleten
belgeler olmalarıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
mevcut anayasası 12 Eylül’ün ürünüdür.
Anayasanın yürürlüğe girdiği 1982 yılından
bugüne geçen 25 yıl zarfında yapılan tüm
değişikliklere rağmen, anayasamız birey odaklı,
çağdaş, tam demokratik, sivil ve özgürlükçü bir
ruha kavuşturulamamıştır.
57., 58., ve 59. hükümetler
döneminde, içeriğine inanmadan, sadece Avrupa
Birliği’nin talepleri doğrultusunda yapılan ve
özümsenmeden ülke hayatına sokulan anayasa
değişiklikleri, temel hakları ve özgürlükleri
çağdaş ülkelerde olması gereken düzeye
eriştirmekten çok uzak olmuştur. Üstelik
devletin kurumlarının çalışma yöntemleriyle
ilgili anayasada var olan müphemiyetleri
gidermek konusunda da bir adım atılmamıştır. Bu
durumun en çarpıcı göstergesi, cumhurbaşkanlığı
seçimi sırasında içine düşülen, toplantı yeter
sayısı sorunudur.
Türkiye’nin derhal çağdaş bir
yeni anayasaya ihtiyacı vardır. 21. yüzyılın
büyük Türkiye’sine yakışan tam demokratik ve
sivil anayasayı Demokrat Parti iktidarında
hayata geçireceğiz.
Demokrat Parti’nin demokrasi
anlayışında, anayasalar millete dayatılmaz;
milletle uyum içinde var edilir. Böylece
milletin ihtiyaç ve önceliklerine bigâne kalma
tehlikesinin ve kurumlar ile millet arasında bir
kopukluk olması ihtimalinin peşinen önüne
geçilir.
Demokrat Parti iktidarında,
milletimizin tüm kesimlerini temsil eden sivil
toplum örgütlerinin, üniversitelerimizin ve
bürokrasimizin de katıldığı bir büyük anayasa
kurultayını derhal toplayacağız. Bu yöntemi
işletmek suretiyle, hem demokrasi açığını
kapatmış olacağız, hem de yeni anayasanın her
türlü siyasal yönlendirmeden uzak bir biçimde,
milletimizin öz eseri olmasını temin edeceğiz.
Yeni anayasamız, demokrasiyi,
laikliği ve hukuku, varlığının her zerresinde
içselleştirmiş, sosyal adaletin ülkenin dört bir
yanında tesis edilmesinin teminatı olan, insan
haklarına saygılı bir düzeni gerçek anlamda var
eden, vatandaşın hizmetkârı olmayı varlık sebebi
addeden, kurumları arasındaki işlevsel
uyumsuzluklardan arındırılmış ve milletiyle
kucaklaşmış çağdaş devletin üzerinde yükseldiği
temel belge olacaktır.
Demokrat
Parti, yeni anayasa tarafından çerçevesi
çizilecek olan çağdaş demokrasimizin, her türlü
demokrasi dışı müdahaleye karşı sağlam ve
dirençli kılınabileceğinin farkındadır. Bu
direnci sağlayacak olan iki ana kurum, siyasal
partiler ve sivil toplum kuruluşlarıdır.
Türkiye’de Çağdaş Demokrasi, Siyasal Partilerin
Demokratikleştirilmesiyle Güçlendirilecek
Türkiye’de demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesi
için olmazsa olmaz ön şartlardan biri siyasal
partilerin merkeziyetçi ve anti-demokratik
yapılanmadan kurtarılmasıdır. Türkiye’de siyasal
partiler, üye sayıları ne kadar çok olursa
olsun, kitle partisi olamamış, kadro partisi
hüviyetinden kurtulamamışlardır. Kuşkusuz,
demokratik hayatımızı kesintiye uğratan darbeler
ve darbe yönetimlerinin uygulamaları bu durumun
ortaya çıkmasında etkili olmuşlardır. Mesela,
1960 darbesinden sonra, siyasal partilerin ocak
ve bucak teşkilatlarının kapatılması tabandan
gelen denetim mekanizmasını ortadan kaldırmış,
siyasal partilerimizin kadrolarının yerelden
yetişerek oluşması gelenek ve teamüllerini
derinden yaralamıştır. Siyasal partilerin çoğu
bir türlü, tabanın talep, yaklaşım ve
isteklerinin üst yönetimlere yansıtılabildiği
parti içi demokrasi mekanizmalarına
kavuşturulamamıştır.
Genelde
bütün partilerin, tek finansman, tek örgütlenme,
tek demokrasi anlayışını benimsedikleri
Türkiye’de, parti programlarını ve tüzüklerini
birbirlerinden ayırmak son derece güçtür. Birçok
partide, bütün kararlar liderler tarafından
alınmakta ve parti teşkilatları tarafından
hiyerarşik yapıda alt kademelere
dayatılmaktadır. Hiyerarşik yapılanmada, her
aşamada katılım ve karar verme hakkı bir üst
düzeye devredilmektedir. Hâlbuki demokratik
katılımın katı bir hiyerarşik yapıda
gerçekleşmesi mümkün değildir. Çağdaş demokratik
sistemde esas olan, herkesin eşit koşullarda,
karar alma mekanizmalarına doğrudan katılımıdır.
Vatandaşla, birçok siyasetçi
arasındaki iletişimin kopuşunun sebebi, halkın
temsilcisi olması gereken siyasetçinin, yukarıda
özetlediğimiz mevcut durumda, liderinin sözcüsü
konumuna oturmasıdır. Üst yönetimdeki şeffaf
olmayan yapı, doğrudan yerel düzeyde
teşkilatlara yansımaktadır.
Tabanı ve tavanıyla tam
anlamıyla demokratikleşememiş siyasal
partilerin, toplumsal gerçeklerin farkında
olmaları ve milletin sorunlarına akılcı çözüm
önerileri geliştirmeleri zorlaşmaktadır.
Böyle bir ortamda, popülizm
alıp yürümektedir. Ülkenin dağ gibi birikmiş
temel sorunlarına çare bulmak yerine,
cumhuriyetin temel değerleri, geleneksel
değerlerimiz, bayrak, vatan, cumhuriyet gibi
mukaddeslerimiz üzerinden milletimizi
kutuplaştırmak suretiyle popülist oy avcılığı
yapmak, Türkiye’deki siyasal partilerin çoğunun
stratejik önceliği haline gelmiştir. Öte yandan,
demokratik katılım mekanizmalarına uzaklıkları
itibariyle birbirinin aynısı olan birçok siyasal
partinin, toplum nezdinde farklı olduklarını
ispat için zıtlıkları ve gerginlikleri
derinleştirme gibi bir yöntemde ısrarcı
oldukları da aşikârdır. Bunun tabii sonucu,
millete farklı çözüm önerileri sunmak yolunda
yapıcı ve uzlaşmaya açık rekabet yerine,
sorunları içinden çıkılmaz hale getiren
çatışmacılığa ve münaferete sürüklenmeleridir.
AKP ve CHP tüm bu
olumsuzlukların ortadan kaldırılması için
atılması gereken başlıca adım olmasına rağmen,
Siyasal Partiler Kanunu’nun yeni bir ruh ve
anlayışla yazılması suretiyle Türk siyasal
hayatının demokratikleştirilmesine katkı
sağlamaktan ısrarla uzak durmuşlardır. Aksine,
Siyasal Partiler Kanunu’nda bu süreç içinde
yapılan değişiklikler, demokrasiyi genişletici
değil, daraltıcı hüviyet taşımaktadır. 2003’teki
değişiklikler de, kanunun ruhuna, ilk günden
beri eksik olan demokratik niteliği
dercedememiştir.
Demokrat Parti, Türkiye’de
demokrasinin çağdaş ölçülerde kurumsal ve bu
yapının sürdürülebilirliğini teminin ancak
toplumsal düzlemde demokratik kültürün kök
salmasıyla mümkün olabileceğinin, bunun da
atılacak kararlı adımlarla gerçekleşebileceğinin farkındadır. Bununla birlikte,
mevzuatta yapılacak köklü değişiklik, yani
Siyasal Partiler Kanunu’nun demokratik bir ruhla
yeniden kaleme alınması, orta vadede sonuç
verecek diğer girişimlerin başarısı açısından
öncelikli bir adım olacaktır.
Demokrat Parti iktidarında,
Siyasal Partiler Kanunu’nda yapılacak
değişiklikle, genel başkanlar dâhil, siyasal
partilerin genel merkezlerinde ve
teşkilatlarında görev alacak herkesin, parti
üyeleri tarafından hâkim teminatında yapılan
seçimlerle belirlenmesi sağlanacaktır.
Milletvekili adaylarının önseçim mekanizmasıyla,
yine siyasal partilerin kayıtlı üyeleri
tarafından seçilmesi güvence altına alınacaktır.
Üye kayıtları T.C. Kimlik Numarası esas alınarak
yapılacak ve üyelik il/ilçe seçim kurulları
tarafından güvence altına alınacaktır.
Siyasal partilerin
finansmanında yaşanan sorunlar kronik hale
gelmiştir. Demokrat Parti’nin siyasal partilerle
ilgili hedeflerinden biri de, siyasal partilerin
milletvekili adaylarının ve yerel yönetimlerdeki
adaylarının finansmanının şeffaf, hesap
verebilir ve denetlenebilir bir yapıya
kavuşturulmasını sağlamaktır.
Tüm seçilmişlerin mal
beyanlarının kapalı zarflarda muhafazası yerine
açık şekilde yapılması sağlanacak, bu beyanlar
YSK’nın Internet sitesinden değişiklikler de
takip edilebilecek şekilde yayınlanacaktır.
Kuşkusuz, milletin temsilcisi
olan milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi kürsüsünde özgür biçimde konuşabilmeleri
çağdaş demokrasinin gereğidir. Bu anlamda kürsü
dokunulmazlığının koruyucusu ve destekleyicisi
olmaya devam edeceğiz. Ancak, milletin
vekillerinin, milletin temsilcisi olma
sorumluluğunu bir kenara bırakarak, yasama görev
ve sorumluluklarıyla doğrudan ilişkilendirilemez
eylem ve davranışlarda bulunmaları halinde
dokunulmazlık zırhına sığınmalarının önüne
geçeceğiz.
Demokrat Parti, milletvekili
dokunulmazlığını, kürsü dokunulmazlığıyla
sınırlandıracaktır.
Etkin ve Güçlü Sivil Toplum,
Çağdaş Demokrasinin Ön şartlarındandır
Demokratik nitelikleri
güçlendirilmiş siyasal partiler gibi, aynı
biçimde demokratik usullerle kurulmuş ve çalışan
sivil toplum örgütlerinin de, Türkiye’de çağdaş
bir demokrasiyi yerleştirmenin
vazgeçilmezlerinden olduğu açıktır.
Kuşkusuz, siyasal partiler yoluyla millete
hizmete talip olmak kadar, birer baskı gurubu
olarak insanların ekonomik, sosyal ve kültürel
ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çaba
harcayan sivil toplum örgütlerinde gönüllü
olarak çalışmak da ülkemizin geleceğe ümitle
taşınmasında son derece önemli bir görevdir.
Demokratik nitelikleri ve yaşam kalitesi
ölçütleri bakımından dünyada önde gelen
ülkelerde halkın sivil toplum örgütlerine üye
olma oranının yüksekliği dikkatleri çekmektedir.
Türkiye’de ise sivil toplum örgütleri, özellikle
12 Eylül’den sonra çıkartılan yasal
düzenlemelerle halkın katılımına olabildiğince
kapalı hale getirilmiştir. Anayasa ve ilgili
yasal düzenlemeler kadar bürokratik yaklaşımlar
da halkımızı sivil toplum örgütlerine aktif
katılımdan soğutmuştur. Ülkemizde, milletimize
hizmet ve demokrasimizin yeşermesine katkı
sağlamak coşkusuyla dolu sivil toplum örgütleri
tüm bu zorluklara rağmen çalışmaya devam
etmektedir.
Demokrat Parti, milletimize
ve demokrasimize hizmet arzusuyla dolu sivil
toplum örgütlerini, hiçbir ayrım gözetmeksizin,
çağdaş demokrasilerin sorunsuz işlerliğini temin
eden iyi yönetişimin gerçekleştirilebilmesinde
hak ettikleri hukuki, idari ve ekonomik
imkânlara kavuşturacaktır.
Türkiye’de dernekler,
vakıflar, meslek odaları ve diğer sivil toplum
örgütleri, Demokrat Parti iktidarında, kendi
çalışma alanlarını daraltan, faaliyetlerine
engel çıkartan, zaman zaman karar alma
mekanizmalarına müdahale eden değil, göz
alabildiğine özgürlükçü, katkı sağlayıcı ve
tarafsız bir devlet yaklaşımına muhatap
olacaklardır.
Demokrat
Parti iktidarında, sivil Türkiye, milletin
katılımıyla oluşturulacak yeni bir anayasa,
demokrasiyi içselleştirmiş, hesap verebilen
siyasal partiler ve hesap sorabilen güçlü sivil
toplum örgütleriyle var edilecektir.
Adalet ve Yargı
Ülkemizin ekonomik ve sosyal
alanda önünü tıkayan en önemli meselelerden
birisi de adalet ve yargı sistemimizin
işleyişinin yavaş olmasıdır. Toplumun yeni
yapısına uygun olmayan kanunlar ve eski
kanunların sistematiğine bağlı olarak, gerekli
destekten yoksun kadrolarla yapılan kanun
yenileştirmeleri, adalet personelinin hizmet içi
eğitiminin zayıflığı, savunma kurumunun
siyasallaşması ve yetersizliği yine yargıda
ihtiyaca karşılık verecek düzeyde personelin
bulunmayışı, uzman mahkemelerin azlığı,
bilirkişi kurumunun yozlaşması, mahkemelerde
binlerce dosyanın birikmesi adaletin en önemli
sorunlarıdır. Adalet anlayışı zaafa uğramış,
yıllarca süren davalardan dolayı hem
vatandaşlarımızın hem de dış yatırımcıların
gözünde, hukuk problemlerinin yıllarca
çözülemediği bir ülke imajı ortaya çıkmıştır.
Vicdan
ile cüzdan arasına sıkıştığına asla
inanmadığımız hakim ve savcıların durumlarının
iyileştirilmesi, hukukta uzmanlık alanlarının
belirlenmesi, baroların işlevsel hale gelmesi ve
mesleki eğitime yönelmesi, bilirkişi kurumunun
düzenlenmesi, yasaların hukukçular tarafından
uzmanlar işbirliğiyle yapılması, acilen
gerçekleştirilmesi gereken hususlardır.
Hukukçuların öğretiminde ve diğer adli
personelin yetiştirilmesine yönelik hizmet veren
Adalet Meslek Liseleri ve Adalet Meslek Yüksek
Okullarında teorik bilgilerin yanı sıra pratiğe
yönelik becerilerin de kazandırılmasını sağlamak
temel hedeflerimizden biri olacaktır.
Hakim ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun yapısı yeniden düzenlenecek ve siyasi
etkilerden uzak tutulacaktır. Kurul üyelerinin
seçilme usullerinde daha demokratik bir yapının
tesisi sağlanacaktır.
Yargıda uzmanlık alanları
belirlenecek, uzman mahkemeler ve uzman
hukukçuların sayısı artırılacaktır. Hukukta
uzmanlık, savunma makamı olan avukatlar için de
yaygınlaştırılacaktır. Barolar, kendi asli
işleri, yani savunma görevinin en iyi şekilde
yapılması ve uzman avukatların yetiştirilmesi
hususunda çalışmalara yöneltilecektir.
Adalet personelinin hizmet
içi eğitimi ve özlük haklarındaki iyileştirmeler
süratle yapılacaktır.
Türkiye’de davaların yıllarca
sürmesinin en önemli sebebi, uzmanlık
alanlarının dar olması, bilirkişi kurumunun
yetersizliği, hakim, savcı ve adli personel
sayısındaki yetersizlikler ve delil toplamada
yaşanan problemlerdir.
Davaların yıllarca sürmesinin
bir diğer sebebi de, yasaların sık sık değişmesi
ve bilinçsizce yapılan değişikliklerin hukuken
yetersiz kalmasıdır. Temel Yasaların yeniden
yapılması tüm kurumların, üniversitelerin ve
uygulayıcıların katılımı ile
gerçekleştirilecektir. Yargılama süresi asgari
düzeye indirilecektir.
Demokrat Parti iktidarında
ayrıca, suç işlenmeden önce suçun önlenmesine ve
toplumun suç ve cezalar konusunda
bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak
üzere, suçların önlenmesi birimi kurulacaktır.
“Gecikmiş adalet, adalet
değildir” düsturuna inanan Demokrat Parti
iktidarında, hızlı ve adil yargılamanın temin
edilmesi suretiyle herkesin adalete güvendiği
bir ortam var edilecektir.
Basın Hukuku ve Özgürlüğü
Teknolojinin gelişimi ile
medya ve iletişim araçları hızla çoğalmış,
radyolar, televizyonlar ve Internet üzerinden
yayın yaygın hale gelmiştir.
Ülkemizde, ulusal, bölgesel
ve yerel olmak üzere yüzlerce televizyon ve
radyo vardır. Yine ülkemizde ulusal ve yerel
düzeyde yüzlerce gazete ve dergi
yayınlanmaktadır. Internet kullanımı
yaygınlaşmış, Internet üzerinden haberleşme ve
yayın da oldukça yaygın hale gelmiştir.
Yeni basın kanunu ve RTÜK
yasası teknolojik gelişmelerin hızı karşısında
yetersiz kalmakta, frekans tahsisi ve
lisanslanmada zorluklar yaşanmaktadır. Dijital
ortamda yayınların başlaması ile televizyon ve
radyo yayını yapan kuruluşların sayısı
artmıştır. Devlet, ulusal ve yerel basının
özgürlük alanını daraltıcı yaklaşımından
vazgeçmemiştir.
RTÜK yasası yeniden
düzenlenecek, televizyon yayıncılığındaki
tekelleşme ve yabancılaşma engellenecektir.
Basın
yasası yeniden düzenlenecek, yine Türk Ceza
yasasındaki basın özgürlüğünü kısıtlayan
düzenlemeler kaldırılacak, özgürlük alanı
genişletilecektir.
Yerel
gazeteler radyolar ve televizyonlar yayın
standartlarının geliştirilmesine yönelik olarak
desteklenecektir. Yerel yayıncılık teşvik
edilecek, yerel basın çoğulcu demokrasinin temel
yapıtaşı haline getirilecektir.
Televizyon ekranları
kararmayacaktır.
Internet
kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik
tedbirler alınacaktır.
“Basın
hürdür, sansür edilemez” ilkesi çerçevesinde
hiçbir gazeteci görevinden dolayı mahkeme
karşısına çıkmayacaktır. Hiçbir gazeteci
görevinden dolayı cezaevlerine girmeyecektir.
Demokrat Parti iktidarında
Türkiye, basının özgür olduğu, kişilerin hak ve
hürriyetlerine saygının basın ahlak ilkeleri
çerçevesinde ve özdenetim mekanizmalarıyla
güvence altına alındığı, cezaevlerinde
gazetecilerin bulunmadığı, gazetecinin korkmadan
yazabildiği, karikatüristlerin özgürce
çizebildiği, halkın haber alma hürriyetinin
alabildiğine kullanıldığı dünyanın örnek
ülkelerinden biri olacaktır.
Yerel Yönetimler
140 yıllık bir yerel yönetim
geleneği olan ülkemizde, sürekli bir reform
beklentisi içinde olan yerel yönetim sistemi
tartışma konusu olmaktan çıkarılacaktır.
Yerel yönetimlerdeki en temel
mesele, çok fazla yasal düzenlemeyle görev
alanlarının belirlenmiş olmasıdır. Örneğin,
belediyelerimizin iş, işlem ve görevlerini
ilgilendiren 43 kanun bulunmaktadır.
Belediyeler, il özel idareleri ve köy idareleri
arasında bir türlü netleştirilemeyen görev ve
yetki karmaşası vardır. Belediyecilik, yol,
köprü kavşak inşası ve yardım paketleriyle; il
özel idareleri, köy yolları ve işhanları ile;
köy idareleri ise imece ve salma ile
özdeşleşmiştir. Demokrat Parti’nin belediyecilik
anlayışının farkı işte bu noktada ortaya
çıkmaktadır. Demokrat Parti belediyeciliği,
sürdürülebilir kentleşme idealinin ısrarlı
takipçisi, il özel idarelerini yerel kalkınmanın
itici gücü, köy idarelerini yeniliklerin ve
kalkınmanın köylere intikal aracı olarak kabul
etmektedir.
Yerel yönetimlerin görev ve
yetkileri ile orantılı gelir kaynaklarına sahip
olması sağlanacak, görev ve yetki karmaşası
ortadan kaldırılacaktır.
Demokrasimizin vazgeçilmez
unsuru olan yerel yönetimlerimizin temel
niteliğini adeta olumsuzluklar oluşturmaktadır.
Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:
• Katılımcılıktan,
şeffaflıktan, verimlilikten uzak bir yönetim
yapısı,
• Hem merkezi yönetim ile hem
de yerel yönetimlerin kendi arasında görev ve
yetki karmaşası,
• Merkezi yönetim ve yerel
yönetim birimleri arasında görev ve yetkiler ile
orantısız kaynak bölüşümü,
• Mevzuatın dağınık ve
karmaşık olması,
• Hizmet kalitesinin istenen
düzeyde olmaması,
• Kırtasiyeciliğe dayalı bir
bürokratik anlayış,
• Bürokratik büyüme ve
hantallık,
• Siyasi yozlaşma, yolsuzluk
ve çürüme,
• Yöneten-yönetilen
arasındaki güvensizlik,
• İnsan kaynakları
politikasında liyakat sisteminin
yerleştirilememesi,
• Belediyelerimizin yaşadığı
büyük mali kaynak sıkıntısı,
• Kentsel planlama ve imar
sorunları,
• Çarpık kentleşme ve
gecekondulaşmanın önüne geçilememesidir.
Demokrat
Parti bu süreci tersine çevirme gayretindedir.
Yerel
yönetimleri, doğrudan demokrasinin vazgeçilmez
unsuru olarak kabul eden Demokrat Parti, bu
birimleri, sürdürülebilir kentleşme ve
yaşanabilir şehirlerin kurucusu haline
getirecektir.
Demokrat
Parti, yerel yönetimleri, sadece kentin güncel
ve yapısal sorunlarıyla ilgilenen kurumlar
olarak tanımlamamakta, insan odaklı yerel
yönetim anlayışını esas almaktadır.
Demokrat Parti, ücretsiz
ulaşım, bazı hizmetlerde indirim gibi
uygulamaların yanı sıra engelli
vatandaşlarımızın hayatını zorlaştıran her türlü
fiziki engeli ortadan kaldıracak; yine engelli
vatandaşlarımızın özel eğitim imkânlarıyla
birlikte sosyal aktivitelere katılımını
sağlayarak ekonomik ve sosyal refahlarını
yükseltmenin yolunu açacaktır.
Demokrat Parti’nin yerel
yönetimler anlayışının olmazsa olmaz temel
ilkeleri; Açıklık, verimlilik, sosyal
hizmetlerin yaygınlaştırılması, modern
şehircilik ve katılımcılık olacaktır.
Açıklık
Yerel yönetimlerde yapılacak
tüm hizmetler, hizmetlerin gerekçeleri,
hesapları halka açık olacaktır. Kerameti
kendinden menkul kararlar bizim yerel yönetim
anlayışımızda mümkün değildir. Bizim için
yasalara uygunluk tek başına yeterli değildir,
aynı zamanda, alınan kararlar ve uygulamalar
konusunda kamu vicdanını tatmin etmek temel
hedefimizdir.
Verimlilik
Yerel hizmetlerde verimliliği
temin için her türlü önlem alınacak, tüm
kentlerimiz halka hizmet noktasında çağdaş
standartlara kavuşturulacaktır.
Sosyal Hizmetlerin
Yaygınlaştırılması
Belediyelerin en önemli
faaliyet alanlarından birisini, ilgili yerin
sakinlerine yeterli ve talepleri karşılayacak
ölçüde sosyal hizmetleri götürmektir.
Modern Şehircilik
Demokrat
Parti, modern şehirleri AB için değil, kendi
vatandaşları için kuracaktır.
Bulvarlarından sokaklarına, kamusal
mekânlarından binaların görüntüsüne, mahalle,
meydan, caddeler, parklardan belediye
hizmetlerinin niteliğine kadar her alanda insani
standartlar esas alınacaktır.
Her vatandaşımızın yaşadığı
şehirle barışık olması, o şehirde yaşıyor
olmaktan mutlu olması bizim temel hizmet
anlayışımızdır.
Katılımcılık
Yatay örgütlenme modern
toplumları geleneksel toplumlardan ayıran en
temel kriterlerden birisidir. Geleneksel
toplumlarda yukardan aşağıya bir hiyerarşi,
modern toplumlarda ise yatay ve eşitlikçi bir
örgütlenme esastır. Modern toplumlardaki
hiyerarşi, bütünüyle işin görülmesine yöneliktir
ve hiçbir şekilde insanların değerlerine ilişkin
bir ayrımı ima etmez.
Demokrat Parti olarak
katılımcılığı engelleyen anlayışı reddediyoruz.
Yerel yönetim anlayışımız
“birlikte yönetimi” esas alan bir yaklaşıma
dayanacaktır. e-belediyecilik yoluyla, milleti
soyut bir düşünce olmaktan çıkartıp somut bir
gerçeklik olarak siyasete katmak hedefimizdir.
Biz her hizmeti bir plebisit ruhu içinde
yürütecek, halkımıza soracağız, halkımızla
birlikte gerçekleştireceğiz. Böylelikle
hizmetler hem kamu vicdanının bir ürünü olacak,
hem de ortak bir dayanışma ruhu, ortak bir
şehirlilik kimliği üzerinde şekillenecektir.
Yerel yönetimlerde ayrıca
performans kriterinin uygulanmasını, toplam
kalite yönetimi anlayışına itibar edilmesini,
verimlilik ve üretkenliği esas alacak
düzenlemeler yapılmasını sağlayacağız.
Yerel yönetimler ile ilgili
düzenlemede görev ve fonksiyonlar yeniden
değerlendirilecek, faaliyetlerde merkeziyetçilik
yerine yerellik ilkesi ve bürokratik zihniyet
yerine demokratik yaklaşım hakim olacaktır.
Ve
nihayet yerel yönetimlerde “malumat–talimat”
ilişkisi yerine müzakere ve istişare usulü
geçerli olacaktır.
Bu yeni
anlayış, yerel yönetimlerde, bir yıl içinde yeni
örgütlenmeleri de getirecektir. Yerel
yönetimlerin Etik kuralları çerçevesinde
faaliyetlerini sürdürmeleri için genel ilke ve
kararları almakla görevli, yerel yönetimlerin
şeffaflık ve dürüstlük ilkesi çerçevesinde
faaliyet göstermelerine ilişkin esasları
belirleyecek “yerel yönetimler Etik
komisyonları”nı kuracağız.
Yerel yönetimlerin
uygulamaları konusunda vatandaşların
şikayetlerini çözüme kavuşturmak için tüm
belediyelerde “ombudsman büroları” tesis
edeceğiz.
Yerel yönetimlerde toplam
kalite yönetiminin uygulanması için üst düzeyde
koordinasyon ve destek görevini yürütecek bir
“yerel yönetimler kalite konseyi”
oluşturacağız.
e-belediye yanında demokratik
kitle örgütleri tarafından seçilecek bir
konseyin, belediyenin her türlü işlem ve
eylemini denetlemesi için, bir “yerel
yönetimler denetim komisyonu”nun kurulmasını
sağlayacağız.
Yerel yönetimlere merkezi
yönetim bütçe ve fonlarından aktarım yerine,
yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını
oluşturmaları için gereken yasal düzenlemeleri
gerçekleştireceğiz. |