DEMOKRASİ VE HUKUK

Sivil Anayasa ve Çağdaş Demokratik Yaşam

Anayasalar, çağdaş devlet düzenlerinin temel belgeleridir. Demokrasinin olmazsa olmaz unsuru olan yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki birbirinden ayrılmış, ama birbiriyle uyumlu yapı anayasal düzen ile tesis edilir. Devletin esas nitelikleri anayasalarla vazedilir ve güvence altına alınır. Kurumların çalışma esasları, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde anayasalarla belirlenir. Fakat çağdaş demokrasilerde anayasaların en önemli özelliği bireyi koruyan, temel hakları teminat altına alan, özgürlükleri genişleten belgeler olmalarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut anayasası 12 Eylül’ün ürünüdür. Anayasanın yürürlüğe girdiği 1982 yılından bugüne geçen 25 yıl zarfında yapılan tüm değişikliklere rağmen, anayasamız birey odaklı, çağdaş, tam demokratik, sivil ve özgürlükçü bir ruha kavuşturulamamıştır.

57., 58., ve 59. hükümetler döneminde, içeriğine inanmadan, sadece Avrupa Birliği’nin talepleri doğrultusunda yapılan ve özümsenmeden ülke hayatına sokulan anayasa değişiklikleri, temel hakları ve özgürlükleri çağdaş ülkelerde olması gereken düzeye eriştirmekten çok uzak olmuştur. Üstelik devletin kurumlarının çalışma yöntemleriyle ilgili anayasada var olan müphemiyetleri gidermek konusunda da bir adım atılmamıştır. Bu durumun en çarpıcı göstergesi, cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında içine düşülen, toplantı yeter sayısı sorunudur.

Türkiye’nin derhal çağdaş bir yeni anayasaya ihtiyacı vardır. 21. yüzyılın büyük Türkiye’sine yakışan tam demokratik ve sivil anayasayı Demokrat Parti iktidarında hayata geçireceğiz.

Demokrat Parti’nin demokrasi anlayışında, anayasalar millete dayatılmaz; milletle uyum içinde var edilir. Böylece milletin ihtiyaç ve önceliklerine bigâne kalma tehlikesinin ve kurumlar ile millet arasında bir kopukluk olması ihtimalinin peşinen önüne geçilir.

Demokrat Parti iktidarında, milletimizin tüm kesimlerini temsil eden sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerimizin ve bürokrasimizin de katıldığı bir büyük anayasa kurultayını derhal toplayacağız. Bu yöntemi işletmek suretiyle, hem demokrasi açığını kapatmış olacağız, hem de yeni anayasanın her türlü siyasal yönlendirmeden uzak bir biçimde, milletimizin öz eseri olmasını temin edeceğiz.

Yeni anayasamız, demokrasiyi, laikliği ve hukuku, varlığının her zerresinde içselleştirmiş, sosyal adaletin ülkenin dört bir yanında tesis edilmesinin teminatı olan, insan haklarına saygılı bir düzeni gerçek anlamda var eden, vatandaşın hizmetkârı olmayı varlık sebebi addeden, kurumları arasındaki işlevsel uyumsuzluklardan arındırılmış ve milletiyle kucaklaşmış çağdaş devletin üzerinde yükseldiği temel belge olacaktır.

Demokrat Parti, yeni anayasa tarafından çerçevesi çizilecek olan çağdaş demokrasimizin, her türlü demokrasi dışı müdahaleye karşı sağlam ve dirençli kılınabileceğinin farkındadır. Bu direnci sağlayacak olan iki ana kurum, siyasal partiler ve sivil toplum kuruluşlarıdır.

Türkiye’de Çağdaş Demokrasi, Siyasal Partilerin Demokratikleştirilmesiyle Güçlendirilecek

Türkiye’de demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesi için olmazsa olmaz ön şartlardan biri siyasal partilerin merkeziyetçi ve anti-demokratik yapılanmadan kurtarılmasıdır. Türkiye’de siyasal partiler, üye sayıları ne kadar çok olursa olsun, kitle partisi olamamış, kadro partisi hüviyetinden kurtulamamışlardır. Kuşkusuz, demokratik hayatımızı kesintiye uğratan darbeler ve darbe yönetimlerinin uygulamaları bu durumun ortaya çıkmasında etkili olmuşlardır. Mesela, 1960 darbesinden sonra, siyasal partilerin ocak ve bucak teşkilatlarının kapatılması tabandan gelen denetim mekanizmasını ortadan kaldırmış, siyasal partilerimizin kadrolarının yerelden yetişerek oluşması gelenek ve teamüllerini derinden yaralamıştır. Siyasal partilerin çoğu bir türlü, tabanın talep, yaklaşım ve isteklerinin üst yönetimlere yansıtılabildiği parti içi demokrasi mekanizmalarına kavuşturulamamıştır.

Genelde bütün partilerin, tek finansman, tek örgütlenme, tek demokrasi anlayışını benimsedikleri Türkiye’de, parti programlarını ve tüzüklerini birbirlerinden ayırmak son derece güçtür. Birçok partide, bütün kararlar liderler tarafından alınmakta ve parti teşkilatları tarafından hiyerarşik yapıda alt kademelere dayatılmaktadır. Hiyerarşik yapılanmada, her aşamada katılım ve karar verme hakkı bir üst düzeye devredilmektedir. Hâlbuki demokratik katılımın katı bir hiyerarşik yapıda gerçekleşmesi mümkün değildir. Çağdaş demokratik sistemde esas olan, herkesin eşit koşullarda, karar alma mekanizmalarına doğrudan katılımıdır.

Vatandaşla, birçok siyasetçi arasındaki iletişimin kopuşunun sebebi, halkın temsilcisi olması gereken siyasetçinin, yukarıda özetlediğimiz mevcut durumda, liderinin sözcüsü konumuna oturmasıdır. Üst yönetimdeki şeffaf olmayan yapı, doğrudan yerel düzeyde teşkilatlara yansımaktadır.

Tabanı ve tavanıyla tam anlamıyla demokratikleşememiş siyasal partilerin, toplumsal gerçeklerin farkında olmaları ve milletin sorunlarına akılcı çözüm önerileri geliştirmeleri zorlaşmaktadır.

Böyle bir ortamda, popülizm alıp yürümektedir. Ülkenin dağ gibi birikmiş temel sorunlarına çare bulmak yerine, cumhuriyetin temel değerleri, geleneksel değerlerimiz, bayrak, vatan, cumhuriyet gibi mukaddeslerimiz üzerinden milletimizi kutuplaştırmak suretiyle popülist oy avcılığı yapmak, Türkiye’deki siyasal partilerin çoğunun stratejik önceliği haline gelmiştir. Öte yandan, demokratik katılım mekanizmalarına uzaklıkları itibariyle birbirinin aynısı olan birçok siyasal partinin, toplum nezdinde farklı olduklarını ispat için zıtlıkları ve gerginlikleri derinleştirme gibi bir yöntemde ısrarcı oldukları da aşikârdır. Bunun tabii sonucu, millete farklı çözüm önerileri sunmak yolunda yapıcı ve uzlaşmaya açık rekabet yerine, sorunları içinden çıkılmaz hale getiren çatışmacılığa ve münaferete sürüklenmeleridir.

AKP ve CHP tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için atılması gereken başlıca adım olmasına rağmen, Siyasal Partiler Kanunu’nun yeni bir ruh ve anlayışla yazılması suretiyle Türk siyasal hayatının demokratikleştirilmesine katkı sağlamaktan ısrarla uzak durmuşlardır. Aksine, Siyasal Partiler Kanunu’nda bu süreç içinde yapılan değişiklikler, demokrasiyi genişletici değil, daraltıcı hüviyet taşımaktadır. 2003’teki değişiklikler de, kanunun ruhuna, ilk günden beri eksik olan demokratik niteliği dercedememiştir.

Demokrat Parti, Türkiye’de demokrasinin çağdaş ölçülerde kurumsal ve bu yapının sürdürülebilirliğini teminin ancak toplumsal düzlemde demokratik kültürün kök salmasıyla mümkün olabileceğinin, bunun da atılacak kararlı adımlarla gerçekleşebileceğinin farkındadır. Bununla birlikte, mevzuatta yapılacak köklü değişiklik, yani Siyasal Partiler Kanunu’nun demokratik bir ruhla yeniden kaleme alınması, orta vadede sonuç verecek diğer girişimlerin başarısı açısından öncelikli bir adım olacaktır.

Demokrat Parti iktidarında, Siyasal Partiler Kanunu’nda yapılacak değişiklikle, genel başkanlar dâhil, siyasal partilerin genel merkezlerinde ve teşkilatlarında görev alacak herkesin, parti üyeleri tarafından hâkim teminatında yapılan seçimlerle belirlenmesi sağlanacaktır. Milletvekili adaylarının önseçim mekanizmasıyla, yine siyasal partilerin kayıtlı üyeleri tarafından seçilmesi güvence altına alınacaktır. Üye kayıtları T.C. Kimlik Numarası esas alınarak yapılacak ve üyelik il/ilçe seçim kurulları tarafından güvence altına alınacaktır.

Siyasal partilerin finansmanında yaşanan sorunlar kronik hale gelmiştir. Demokrat Parti’nin siyasal partilerle ilgili hedeflerinden biri de, siyasal partilerin milletvekili adaylarının ve yerel yönetimlerdeki adaylarının finansmanının şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulmasını sağlamaktır.

Tüm seçilmişlerin mal beyanlarının kapalı zarflarda muhafazası yerine açık şekilde yapılması sağlanacak, bu beyanlar YSK’nın Internet sitesinden değişiklikler de takip edilebilecek şekilde yayınlanacaktır.

Kuşkusuz, milletin temsilcisi olan milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde özgür biçimde konuşabilmeleri çağdaş demokrasinin gereğidir. Bu anlamda kürsü dokunulmazlığının koruyucusu ve destekleyicisi olmaya devam edeceğiz. Ancak, milletin vekillerinin, milletin temsilcisi olma sorumluluğunu bir kenara bırakarak, yasama görev ve sorumluluklarıyla doğrudan ilişkilendirilemez eylem ve davranışlarda bulunmaları halinde dokunulmazlık zırhına sığınmalarının önüne geçeceğiz.

Demokrat Parti, milletvekili dokunulmazlığını, kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandıracaktır.

Etkin ve Güçlü Sivil Toplum, Çağdaş Demokrasinin Ön şartlarındandır

Demokratik nitelikleri güçlendirilmiş siyasal partiler gibi, aynı biçimde demokratik usullerle kurulmuş ve çalışan sivil toplum örgütlerinin de, Türkiye’de çağdaş bir demokrasiyi yerleştirmenin vazgeçilmezlerinden olduğu açıktır.

Kuşkusuz, siyasal partiler yoluyla millete hizmete talip olmak kadar, birer baskı gurubu olarak insanların ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çaba harcayan sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak çalışmak da ülkemizin geleceğe ümitle taşınmasında son derece önemli bir görevdir.

Demokratik nitelikleri ve yaşam kalitesi ölçütleri bakımından dünyada önde gelen ülkelerde halkın sivil toplum örgütlerine üye olma oranının yüksekliği dikkatleri çekmektedir. Türkiye’de ise sivil toplum örgütleri, özellikle 12 Eylül’den sonra çıkartılan yasal düzenlemelerle halkın katılımına olabildiğince kapalı hale getirilmiştir. Anayasa ve ilgili yasal düzenlemeler kadar bürokratik yaklaşımlar da halkımızı sivil toplum örgütlerine aktif katılımdan soğutmuştur. Ülkemizde, milletimize hizmet ve demokrasimizin yeşermesine katkı sağlamak coşkusuyla dolu sivil toplum örgütleri tüm bu zorluklara rağmen çalışmaya devam etmektedir.

Demokrat Parti, milletimize ve demokrasimize hizmet arzusuyla dolu sivil toplum örgütlerini, hiçbir ayrım gözetmeksizin, çağdaş demokrasilerin sorunsuz işlerliğini temin eden iyi yönetişimin gerçekleştirilebilmesinde hak ettikleri hukuki, idari ve ekonomik imkânlara kavuşturacaktır.

Türkiye’de dernekler, vakıflar, meslek odaları ve diğer sivil toplum örgütleri, Demokrat Parti iktidarında, kendi çalışma alanlarını daraltan, faaliyetlerine engel çıkartan, zaman zaman karar alma mekanizmalarına müdahale eden değil, göz alabildiğine özgürlükçü, katkı sağlayıcı ve tarafsız bir devlet yaklaşımına muhatap olacaklardır.

Demokrat Parti iktidarında, sivil Türkiye, milletin katılımıyla oluşturulacak yeni bir anayasa, demokrasiyi içselleştirmiş, hesap verebilen siyasal partiler ve hesap sorabilen güçlü sivil toplum örgütleriyle var edilecektir.

Adalet ve Yargı

Ülkemizin ekonomik ve sosyal alanda önünü tıkayan en önemli meselelerden birisi de adalet ve yargı sistemimizin işleyişinin yavaş olmasıdır. Toplumun yeni yapısına uygun olmayan kanunlar ve eski kanunların sistematiğine bağlı olarak, gerekli destekten yoksun kadrolarla yapılan kanun yenileştirmeleri, adalet personelinin hizmet içi eğitiminin zayıflığı, savunma kurumunun siyasallaşması ve yetersizliği yine yargıda ihtiyaca karşılık verecek düzeyde personelin bulunmayışı, uzman mahkemelerin azlığı, bilirkişi kurumunun yozlaşması, mahkemelerde binlerce dosyanın birikmesi adaletin en önemli sorunlarıdır. Adalet anlayışı zaafa uğramış, yıllarca süren davalardan dolayı hem vatandaşlarımızın hem de dış yatırımcıların gözünde, hukuk problemlerinin yıllarca çözülemediği bir ülke imajı ortaya çıkmıştır.

Vicdan ile cüzdan arasına sıkıştığına asla inanmadığımız hakim ve savcıların durumlarının iyileştirilmesi, hukukta uzmanlık alanlarının belirlenmesi, baroların işlevsel hale gelmesi ve mesleki eğitime yönelmesi, bilirkişi kurumunun düzenlenmesi, yasaların hukukçular tarafından uzmanlar işbirliğiyle yapılması, acilen gerçekleştirilmesi gereken hususlardır.

Hukukçuların öğretiminde ve diğer adli personelin yetiştirilmesine yönelik hizmet veren Adalet Meslek Liseleri ve Adalet Meslek Yüksek Okullarında teorik bilgilerin yanı sıra pratiğe yönelik becerilerin de kazandırılmasını sağlamak temel hedeflerimizden biri olacaktır.

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı yeniden düzenlenecek ve siyasi etkilerden uzak tutulacaktır. Kurul üyelerinin seçilme usullerinde daha demokratik bir yapının tesisi sağlanacaktır.

Yargıda uzmanlık alanları belirlenecek, uzman mahkemeler ve uzman hukukçuların sayısı artırılacaktır. Hukukta uzmanlık, savunma makamı olan avukatlar için de yaygınlaştırılacaktır. Barolar, kendi asli işleri, yani savunma görevinin en iyi şekilde yapılması ve uzman avukatların yetiştirilmesi hususunda çalışmalara yöneltilecektir.

Adalet personelinin hizmet içi eğitimi ve özlük haklarındaki iyileştirmeler süratle yapılacaktır.

Türkiye’de davaların yıllarca sürmesinin en önemli sebebi, uzmanlık alanlarının dar olması, bilirkişi kurumunun yetersizliği, hakim, savcı ve adli personel sayısındaki yetersizlikler ve delil toplamada yaşanan problemlerdir.

Davaların yıllarca sürmesinin bir diğer sebebi de, yasaların sık sık değişmesi ve bilinçsizce yapılan değişikliklerin hukuken yetersiz kalmasıdır. Temel Yasaların yeniden yapılması tüm kurumların, üniversitelerin ve uygulayıcıların katılımı ile gerçekleştirilecektir. Yargılama süresi asgari düzeye indirilecektir.

Demokrat Parti iktidarında ayrıca, suç işlenmeden önce suçun önlenmesine ve toplumun suç ve cezalar konusunda bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak üzere, suçların önlenmesi birimi kurulacaktır.

“Gecikmiş adalet, adalet değildir” düsturuna inanan Demokrat Parti iktidarında, hızlı ve adil yargılamanın temin edilmesi suretiyle herkesin adalete güvendiği bir ortam var edilecektir.

Basın Hukuku ve Özgürlüğü

Teknolojinin gelişimi ile medya ve iletişim araçları hızla çoğalmış, radyolar, televizyonlar ve Internet üzerinden yayın yaygın hale gelmiştir.

Ülkemizde, ulusal, bölgesel ve yerel olmak üzere yüzlerce televizyon ve radyo vardır. Yine ülkemizde ulusal ve yerel düzeyde yüzlerce gazete ve dergi yayınlanmaktadır. Internet kullanımı yaygınlaşmış, Internet üzerinden haberleşme ve yayın da oldukça yaygın hale gelmiştir.

Yeni basın kanunu ve RTÜK yasası teknolojik gelişmelerin hızı karşısında yetersiz kalmakta, frekans tahsisi ve lisanslanmada zorluklar yaşanmaktadır. Dijital ortamda yayınların başlaması ile televizyon ve radyo yayını yapan kuruluşların sayısı artmıştır. Devlet, ulusal ve yerel basının özgürlük alanını daraltıcı yaklaşımından vazgeçmemiştir.

RTÜK yasası yeniden düzenlenecek, televizyon yayıncılığındaki tekelleşme ve yabancılaşma engellenecektir.

Basın yasası yeniden düzenlenecek, yine Türk Ceza yasasındaki basın özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemeler kaldırılacak, özgürlük alanı genişletilecektir.

Yerel gazeteler radyolar ve televizyonlar yayın standartlarının geliştirilmesine yönelik olarak desteklenecektir. Yerel yayıncılık teşvik edilecek, yerel basın çoğulcu demokrasinin temel yapıtaşı haline getirilecektir.

Televizyon ekranları kararmayacaktır.

Internet kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik tedbirler alınacaktır.

“Basın hürdür, sansür edilemez” ilkesi çerçevesinde hiçbir gazeteci görevinden dolayı mahkeme karşısına çıkmayacaktır. Hiçbir gazeteci görevinden dolayı cezaevlerine girmeyecektir.

Demokrat Parti iktidarında Türkiye, basının özgür olduğu, kişilerin hak ve hürriyetlerine saygının basın ahlak ilkeleri çerçevesinde ve özdenetim mekanizmalarıyla güvence altına alındığı, cezaevlerinde gazetecilerin bulunmadığı, gazetecinin korkmadan yazabildiği, karikatüristlerin özgürce çizebildiği, halkın haber alma hürriyetinin alabildiğine kullanıldığı dünyanın örnek ülkelerinden biri olacaktır.

Yerel Yönetimler

140 yıllık bir yerel yönetim geleneği olan ülkemizde, sürekli bir reform beklentisi içinde olan yerel yönetim sistemi tartışma konusu olmaktan çıkarılacaktır.

Yerel yönetimlerdeki en temel mesele, çok fazla yasal düzenlemeyle görev alanlarının belirlenmiş olmasıdır. Örneğin, belediyelerimizin iş, işlem ve görevlerini ilgilendiren 43 kanun bulunmaktadır. Belediyeler, il özel idareleri ve köy idareleri arasında bir türlü netleştirilemeyen görev ve yetki karmaşası vardır. Belediyecilik, yol, köprü kavşak inşası ve yardım paketleriyle; il özel idareleri, köy yolları ve işhanları ile; köy idareleri ise imece ve salma ile özdeşleşmiştir. Demokrat Parti’nin belediyecilik anlayışının farkı işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. Demokrat Parti belediyeciliği, sürdürülebilir kentleşme idealinin ısrarlı takipçisi, il özel idarelerini yerel kalkınmanın itici gücü, köy idarelerini yeniliklerin ve kalkınmanın köylere intikal aracı olarak kabul etmektedir.

Yerel yönetimlerin görev ve yetkileri ile orantılı gelir kaynaklarına sahip olması sağlanacak, görev ve yetki karmaşası ortadan kaldırılacaktır.

Demokrasimizin vazgeçilmez unsuru olan yerel yönetimlerimizin temel niteliğini adeta olumsuzluklar oluşturmaktadır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

• Katılımcılıktan, şeffaflıktan, verimlilikten uzak bir yönetim yapısı,

• Hem merkezi yönetim ile hem de yerel yönetimlerin kendi arasında görev ve yetki karmaşası,

• Merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri arasında görev ve yetkiler ile orantısız kaynak bölüşümü,

• Mevzuatın dağınık ve karmaşık olması,

• Hizmet kalitesinin istenen düzeyde olmaması,

• Kırtasiyeciliğe dayalı bir bürokratik anlayış,

• Bürokratik büyüme ve hantallık,

• Siyasi yozlaşma, yolsuzluk ve çürüme,

• Yöneten-yönetilen arasındaki güvensizlik,

• İnsan kaynakları politikasında liyakat sisteminin yerleştirilememesi,

• Belediyelerimizin yaşadığı büyük mali kaynak sıkıntısı,

• Kentsel planlama ve imar sorunları,

• Çarpık kentleşme ve gecekondulaşmanın önüne geçilememesidir.

Demokrat Parti bu süreci tersine çevirme gayretindedir.

Yerel yönetimleri, doğrudan demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak kabul eden Demokrat Parti, bu birimleri, sürdürülebilir kentleşme ve yaşanabilir şehirlerin kurucusu haline getirecektir.

Demokrat Parti, yerel yönetimleri, sadece kentin güncel ve yapısal sorunlarıyla ilgilenen kurumlar olarak tanımlamamakta, insan odaklı yerel yönetim anlayışını esas almaktadır.

Demokrat Parti, ücretsiz ulaşım, bazı hizmetlerde indirim gibi uygulamaların yanı sıra engelli vatandaşlarımızın hayatını zorlaştıran her türlü fiziki engeli ortadan kaldıracak; yine engelli vatandaşlarımızın özel eğitim imkânlarıyla birlikte sosyal aktivitelere katılımını sağlayarak ekonomik ve sosyal refahlarını yükseltmenin yolunu açacaktır.

Demokrat Parti’nin yerel yönetimler anlayışının olmazsa olmaz temel ilkeleri; Açıklık, verimlilik, sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması, modern şehircilik ve katılımcılık olacaktır.

Açıklık

Yerel yönetimlerde yapılacak tüm hizmetler, hizmetlerin gerekçeleri, hesapları halka açık olacaktır. Kerameti kendinden menkul kararlar bizim yerel yönetim anlayışımızda mümkün değildir. Bizim için yasalara uygunluk tek başına yeterli değildir, aynı zamanda, alınan kararlar ve uygulamalar konusunda kamu vicdanını tatmin etmek temel hedefimizdir.

Verimlilik

Yerel hizmetlerde verimliliği temin için her türlü önlem alınacak, tüm kentlerimiz halka hizmet noktasında çağdaş standartlara kavuşturulacaktır.

Sosyal Hizmetlerin Yaygınlaştırılması

Belediyelerin en önemli faaliyet alanlarından birisini, ilgili yerin sakinlerine yeterli ve talepleri karşılayacak ölçüde sosyal hizmetleri götürmektir.

Modern Şehircilik

Demokrat Parti, modern şehirleri AB için değil, kendi vatandaşları için kuracaktır.

Bulvarlarından sokaklarına, kamusal mekânlarından binaların görüntüsüne, mahalle, meydan, caddeler, parklardan belediye hizmetlerinin niteliğine kadar her alanda insani standartlar esas alınacaktır.

Her vatandaşımızın yaşadığı şehirle barışık olması, o şehirde yaşıyor olmaktan mutlu olması bizim temel hizmet anlayışımızdır.

Katılımcılık

Yatay örgütlenme modern toplumları geleneksel toplumlardan ayıran en temel kriterlerden birisidir. Geleneksel toplumlarda yukardan aşağıya bir hiyerarşi, modern toplumlarda ise yatay ve eşitlikçi bir örgütlenme esastır. Modern toplumlardaki hiyerarşi, bütünüyle işin görülmesine yöneliktir ve hiçbir şekilde insanların değerlerine ilişkin bir ayrımı ima etmez.

Demokrat Parti olarak katılımcılığı engelleyen anlayışı reddediyoruz.

Yerel yönetim anlayışımız “birlikte yönetimi” esas alan bir yaklaşıma dayanacaktır. e-belediyecilik yoluyla, milleti soyut bir düşünce olmaktan çıkartıp somut bir gerçeklik olarak siyasete katmak hedefimizdir. Biz her hizmeti bir plebisit ruhu içinde yürütecek, halkımıza soracağız, halkımızla birlikte gerçekleştireceğiz. Böylelikle hizmetler hem kamu vicdanının bir ürünü olacak, hem de ortak bir dayanışma ruhu, ortak bir şehirlilik kimliği üzerinde şekillenecektir.

Yerel yönetimlerde ayrıca performans kriterinin uygulanmasını, toplam kalite yönetimi anlayışına itibar edilmesini, verimlilik ve üretkenliği esas alacak düzenlemeler yapılmasını sağlayacağız.

Yerel yönetimler ile ilgili düzenlemede görev ve fonksiyonlar yeniden değerlendirilecek, faaliyetlerde merkeziyetçilik yerine yerellik ilkesi ve bürokratik zihniyet yerine demokratik yaklaşım hakim olacaktır.

Ve nihayet yerel yönetimlerde “malumat–talimat” ilişkisi yerine müzakere ve istişare usulü geçerli olacaktır.

Bu yeni anlayış, yerel yönetimlerde, bir yıl içinde yeni örgütlenmeleri de getirecektir. Yerel yönetimlerin Etik kuralları çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmeleri için genel ilke ve kararları almakla görevli, yerel yönetimlerin şeffaflık ve dürüstlük ilkesi çerçevesinde faaliyet göstermelerine ilişkin esasları belirleyecek “yerel yönetimler Etik komisyonları”nı kuracağız.

Yerel yönetimlerin uygulamaları konusunda vatandaşların şikayetlerini çözüme kavuşturmak için tüm belediyelerde “ombudsman büroları” tesis edeceğiz.

Yerel yönetimlerde toplam kalite yönetiminin uygulanması için üst düzeyde koordinasyon ve destek görevini yürütecek bir “yerel yönetimler kalite konseyi” oluşturacağız.

e-belediye yanında demokratik kitle örgütleri tarafından seçilecek bir konseyin, belediyenin her türlü işlem ve eylemini denetlemesi için, bir “yerel yönetimler denetim komisyonu”nun kurulmasını sağlayacağız.

Yerel yönetimlere merkezi yönetim bütçe ve fonlarından aktarım yerine, yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını oluşturmaları için gereken yasal düzenlemeleri gerçekleştireceğiz.

 
 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Teşkilat | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 38
e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi