ASAYİŞ VE İÇ GÜVENLİKYİŞ VE İÇ GÜVENLİK

TOPLUMSAL BÜTÜNLÜĞÜN SAĞLANMASI VE TERÖRLE MÜCADELE

Türkiye otuz yıldır planlı bir terör saldırısının altındadır. Özellikle bölücü terör, hedefi, imkânları, kapsamı, kullandığı yöntemler ile toplumu derinden rahatsız eden bir niteliğe sahiptir. Etnik temelli bir milliyetçilikle vatandaşlarımız arasında gerginlik ve çatışma yaratmaya çalışan, kitlesel düzeyde bu amacına ulaşamamakla birlikte, potansiyel bir tehlike olarak varlığını sürdürmekte olan bölücü terör, AKP’nin son dönemdeki genel aymazlığı içinde daha fazla sorun yaratma kabiliyeti elde etmiş gözükmektedir.

Şüphesiz bölücü hareketin kullandığı yegâne yöntem terör değildir; dolayısıyla sorun da sadece güvenlik güçlerinin görev ve yetkileri ile çözümü beklenebilecek bir niteliğe sahip değildir. Güvenlik güçlerinin çalışmalarından çok daha fazlasını işin mahiyeti gereği siyaset kurumunun yapması, bölücü terörün son bulacağı toplumsal, kültürel, ekonomik iklimin inşa edilmesi gerekmektedir.

Bölücülük sorunu salt özgürlük ve demokrasi çağrılarıyla çözülecek bir sorun değildir. Elbette bu mücadelenin gerçek anlamda yürütülebilmesi için en uygun ortam, demokrasi ve özgürlükler zeminidir. Ancak, demokrasi ve özgürlükler zemininin toplumsal bütünlüğü sağlayarak bölücülüğü ortadan kaldıracak bir fonksiyon icra edebilmesi, vizyonu olan, neyi nasıl yapacağını bilen, yaptığı işin sonuçlarını öngören ve doğru değerlendirebilen, elindeki tüm demokratik ve siyasal araç ve imkânları bu doğrultuda kullanan bir siyasi irade ile mümkündür. Nitekim bölücülükle mücadelede en başarılı sonuçların, olağanüstü hal veya sıkıyönetim gibi yöntemlerin kullanıldığı zamanlarda değil, demokrasinin en ileri düzeyde yaşandığı dönemlerde elde edildiği bir gerçektir.

Türkiye, 30 yıl boyunca yoğun bir terörle mücadele dönemi yaşamasına rağmen, son zamanlara kadar toplumda bu düzeyde bir kırılma ve kamplaşma görülmemiştir. Bölücülük tehlikesi ile ilgili olarak bugün karşı karşıya olduğumuz durum, sorunun marjinal grupların konusu olmaktan çıkıp toplum bünyesini tehdit eder hale gelmiş olmasıdır.

Bölücülük sorununun bu düzeye taşınmasında en büyük pay, tehlikeyi öngöremeyen, stratejik mücadele planlaması yapamayan, toplumsal psikolojiden habersiz AKP kadrolarının “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” türünden yaklaşımlarla vatandaşı “vatan sağ olsun” çizgisinden, “niye benim çocuğum ölüyor” durumuna getirmeleridir. Bir diğer husus ise şehit cenazelerinde yaşanan protestolar, şehit cenazelerinden siyasi rant elde etme çabalarıdır. Bu yaklaşım sorunu daha da farklı boyutlara taşımakta konunun hassasiyeti ile bağdaşmamaktadır. Şehitlerimizle ilgili bir diğer hassas konu ise şehit ailelerine açılan davalardır. Demokrat Parti iktidarında hiçbir şehidimizin ailesine dava açılmayacaktır.

Bölücülük sorununun halen tüm ağırlığıyla varlığını sürdürüyor olması, yerleşik algı ve mücadele yöntemlerinin problemi çözmedeki yetersizliği konusunda yeterli ölçüde kanıtlar olarak görülmelidir. Türkiye bu mücadeleyi geçmişten gerekli dersleri çıkartmış, otuz yıllık birikimi eleştiri süzgecinden geçirmiş bir aklın ışığında geniş kapsamlı olarak yürütmelidir.

Güvenlik kuvvetleri bölücülükle mücadelenin terör boyutunu fedakârlıkla yürütmüşlerdir ve yürütmeye de devam etmektedirler. Bu alanda yapılacaklar, tekniğe, teçhizata ve kimi yasal düzenlemelere yönelik sınırlı katkılardır. Asıl katkı ve sorun çözücü tavır siyasi iradenin yaklaşımından çıkacaktır. Çözümü sadece kanun çıkarmaktan, düzenleme yapmaktan, konuyu askere ve polise havale etmekten ibaret sayan, soruna basit bir güvenlik ve asayiş meselesi olarak bakan bir siyasi anlayış, bölücülükle mücadele edemez.

Demokrat Parti bu sorunun çözümünü, topyekûn sosyal ve ekonomik çözümlerin bütün Türkiye için hayata geçirilmesinde görmektedir. Türkiye’nin genelinde yaşanan işsizlik, sosyal güvenlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, adalet başta olmak üzere temel mekanizmalara olan güvensizlik, demokrasi ve özgürlüklerin yaşanmasına ilişkin eksikler, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetler ile altyapı yetersizliği gibi sorunların çözümü, terör ve bölücülük konusunda hâlihazırdaki sıkıntıların aşılmasını da sağlayacaktır.

Çünkü bugün, tüm bu konularda, özellikle vatandaş hakları ve sosyal güvenceye ilişkin hususlarda ülkenin en doğusundaki ile en batısındaki, en kuzeyindeki ile en güneyindeki insanımızın çektiği sıkıntılar arasında fark yoktur.

Devleti koruma refleksi adı altında toplum nasıl bir dönem sağcı-solcu, bir dönem ilerici-gerici diye ayrılıp topyekûn baskıya maruz kaldı ise; bu dönem de bölücü-üniterci ayrımına maruz bırakılmak istenmektedir. Oysa bu türden kamplaşmalar sorunu çözmek bir yana sorunun daha da derinleşmesine yol açarlar.

Diğerleri gibi bu ayrım da sunidir, maksatlıdır. Toplumu “güvenlik mi, özgürlük mü?” ikilemine hapsedip, vatandaş sıfatıyla sahip olması gereken haklardan tavize zorlamaya yöneliktir.

Demokrat Parti konunun, bu suni ayrımın ötesinde bir perspektifle ele alınması ve demokrasi içinde, vatandaşlık haklarından taviz vermeden hayata geçirilebilecek çözümler üretilmesi gereğine inanmaktadır.

Türkiye’de önce doğru çözümleri üretecek, sonra da bunların sorumluluğunu üstlenip hayata geçirecek bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Bunu yapmayan, durumu statükoya hapsetmeye çalışan yaklaşımlar, çözüm sağlamaz, sadece sorunu öteler. Gelinen noktada sorunun ötelenecek yeri kalmamıştır. Siz kendi çözümünüzü sağlayamazsınız başka çözümlere seyirci kalmak tehlikesi söz konusudur.

Biz, Türkiye’nin kendi çözümünü ortaya koyacak, icra edecek, sonuçlarını alacak kudrete, kapasiteye, toplumsal iklime, kamuoyuna sahip olduğu inancındayız.

Çözüm, terör ve bölücülük sorununun yerel dinamikler kadar, uluslararası bağlantı ve uzantılara sahip olduğu gerçeğinden hareketle, dirayetli, basiretli ve etkin bir dış politikanın takip edilmesidir. Sadece terör örgütünün girişimlerine tepki vererek, yansıtmacı bir tavır ve anlayışla sorunu çözmek mümkün olmaz. Bu anlayış terörü kullanan ayrımcıların işini kolaylaştırır, öngörülen tepkilere yönelik eylemlerle kitleselleşmeye ve kendilerine uygun politikaları hayata geçirmeye çalışırlar. Nitekim neredeyse otuz yıla yaklaşan terör tecrübesine rağmen halen bu konuda köklü çözümler getirilemeyişi, insanlara, modern hayatın terörle birlikte yaşamaya alışmak olduğunun söylenmesi bu yaklaşımın bir neticesidir. Devlet tepkici değil belirleyici olmalıdır. Bunun yolu ise teröre ilişkin bir vizyona sahip olmak, güvenlikle birlikte hayatın tüm alanlarını kapsayan bir çözüm geliştirmektir.

Dün olduğu gibi bugün de uluslararası alanda güç, çıkar ve nüfuz mücadeleleri amansız bir şekilde yaşanmaktadır. Dün Osmanlı Devleti zamanında Araplar veya “millet-i sadıka” olarak bilinen Ermeniler üzerinde oynananlara benzer oyunların bugün yeniden sergilenmeye çalışıldığı unutulmamalıdır. Oysa bu toprağın insanları yüzyıllardır, kökeni, dili, dini ne olursa olsun, birlik ve beraberlik içinde yaşamıştır. Aynı kaygıları, tasaları paylaşmış; aynı sevinçlerde, mutluluklarda buluşmuştur. Birbirinden kız alıp vermiş, canı canına, kanı kanına karışmıştır. Bunu devletin biliyor olması sorunun çözümüne doğrudan bir katkı sağlamamaktadır. Çözüm, sürekli ayrılığa, farklılığa vurgu yapan vatandaşlarımızın da bu gerçeklerin farkına varmasını sağlayacak ve her vatandaşın devlet için diğerinden daha az önemli olmadığını ortaya koyacak politikaların uygulanmasıdır.

Çözüm, Türkiye’nin her yerinde ve herkes için demokrasiyi, özgürlükleri, hukuku en ileri düzeyde işler kılmaktır. İnsanların bu ülkenin vatandaşı olduğunu her yerde ve her durumda hissetmesidir. Bizim anlayışımız insana, insanın gerçekliğine odaklıdır. Vatandaşın etnik, kültürel, inanca dayalı aidiyetlerinin ne olacağına ne devlet, ne de başka otoriteler karar verebilir, devletin görevi bu alanda herkesin kendi karar ve reyinde özgür olduğu iklimi inşa etmektir.

Çözüm, etnik, kültürel, inanca dayalı tercihleri dolayısıyla hiç kimsenin ayrımcı muameleye tabi tutulamayacağı, buna kalkışanların eylemlerinin suç sayılacağı ve yaptırım uygulanacağı bir siyasal-toplumsal düzeni kurmaktır.

Çözüm, bu ülkenin kaynaklarından üretilen zenginliğin, katkısı ve çabası oranında herkese adil dağıtılmasıdır. Çözüm, gayrı safi milli hâsılanın büyütülmesi ve böylece kişi başına düşen zenginliğin artırılmasıdır. Bunun için de ülkenin kaynaklarının harekete geçirilmesidir.

Çözüm, Türkiye’nin her yerinde insanlara iş alternatifleri üretilmesi, çalışmak isteyen hiç kimsenin avareliğe mahkûm edilmemesidir. Yokluk, yoksulluk ve açlık, adeta habis bir ur gibi toplumu da devleti de kemirip bitirmektedir. Bu uru yok etmeden, bünyemizi sağlıklı kılamayız.

Çözüm, iş kurmak isteyenin önünün açılması, yatırım yapmak isteyene destek verilmesi, üretene katkı sağlanmasıdır. Devletin, ülkenin bütün kaynaklarını kendinde toplayıp verimsiz ve kötü bir şekilde kullanarak heba etmesi yerine, gayrı safi milli hâsılanın artışına katkı sağlayacak, insanımızı zenginleştirecek girişimlere destek olacak şekilde çalışanın cebinde bırakmasıdır.

Asayiş

Devletin en temel görevlerinden birisi vatandaşların huzur ve güvenini sağlamaktır. Devlet olma vasfının en temel niteliklerinden biri budur. Oysa Türkiye’de insanlar evlerinde, sokakta, işyerlerinde, hemen hemen yaşadıkları her yerde huzursuzlar. Ülkenin birçok yeri irili ufaklı çeşitli mafya örgütlenmeleri tarafından paylaşılmış durumda. Sokaklarda kapkaççılar, gaspçılar gündüz vakti herkesin gözü önünde suç işleyecek ölçüde cüretkâr davranabiliyorlar. Evler, işyerleri defalarca soyuluyor. Son yıllarda güvenlik araç ve gereçlerine yönelik yaşanan talep patlaması dahi suç işlenmesi önünde bir engel oluşturmuyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün 2005–2006 suçluluk oranları karşılaştırmasında hemen hemen tüm suçlarda iki kata yakın artış görülüyor.

Vatandaş adeta devletin kendi binalarına çekildiği, sokakların, meydanların, okulların ise hırsızlara, uğursuzlara, serserilere kaldığı izlenimi içindedir.

Bugün insanların adaleti temsil eden figürün, ne hakkı-hukuku tartan ve adalet dağıtan terazisine güveni, ne de bunlara uymayanları yola getirecek otoriteyi ifade eden kılıcına olan inancı kalmıştır. Oysa toplumun temel ihtiyacı güvenliktir. Güvenliğin sağlanamadığı yerde haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden, özgürlükten söz edilemez. İnsanların can ve mallarını olduğu kadar hukuklarını da kendilerinin korumak zorunda kaldıklarını düşünmeleri devlet adına bir tükenme sürecinin işaretidir.

İnsanlar, bir hafta önce, canları pahasına kendi elleriyle yakalayıp güvenlik güçlerine teslim ettikleri hırsızların bir hafta sonra yeniden karşılarına çıkması karşısında şaşkındır. Kapkaç yapanların, ifade vermek için gelen mağdurlardan bile daha önce karakoldan salıverilmeleri toplumsal öfkeyi artırmaktadır.

Ebeveynler, okul önlerinde ve içlerinde göz göre göre çete faaliyeti yürütenlere karşı, evlatlarının yaralanması veya ölmesiyle sonuçlanan bir olay patlak verene kadar hiçbir şey yapılmaması karşısında kızgındırlar. İnsanlar, mahallelerinden her gün araba çalanların kim olduklarını kendileri dahi bildikleri halde, bunlara karşı gerekli önlemlerin alınmaması karşısında tepkilidir. Velhasıl, can ve mal güvenliği kalmayan Türk insanı devlet adına çaresizlik, kendi adlarına ise öfke ve kızgınlık içindedir. Bu şartların, olmadığı düşünülen kamu düzenini doğrudan doğruya sağlamaya yönelik ciddi bir tepki doğuracağı ortadadır.

Oysa sorunun çözümü bellidir: Etkin güvenlik hizmeti, hakka ve hakkaniyete uygun adalet sistemi, caydırıcı infaz düzeni...

Etkin bir güvenlik hizmetinden kastımız, öncelikle güvenlik hizmetlerinin hızlı ve sonuç alıcı bir şekilde uygulanmasıdır. Güvenlik güçleri, suçun önlenmesi, yani koruyucu güvenlik hizmetleri ile suç sonrasında, zanlıları delilleriyle birlikte yargıya teslim konusunda hızlı, özenli ve etkili bir şekilde görev yapmalıdır. Ancak güvenlik güçleri bu görevlerini ifa ederlerken, yasal çerçeve içinde kalma ve tarafsızlığını koruma, objektif ve şeffaf olma niteliklerini muhafaza etmek zorundadırlar.

Güvenlik hizmetlerinin etkinliğini en üst seviyeye çıkarmak için, güvenlik kuruluşlarının nitelikli personel, araç-gereç, teknolojik donanım, bina vb. ihtiyaçları öncelikle karşılanacaktır.

İnsanların devletten beklediği ve aynı zamanda devlete güven duygusunu sağlamlaştıran temel görevlerden biri de adaletin tesisidir. Özellikle kapkaç, gasp, hırsızlık gibi suçlar için öngörülen cezalar ve bunların infazına ilişkin uygulama, suçluları caydırıcı bir nitelik taşımadığı gibi, halkın adalete olan tatmin duygusunu karşılamaktan da uzaktır.

İnsanların malına ve hatta canına kast eden, ister kapkaç, ister hırsızlık, ister haraç hangi amaçla yapılmış olursa olsun, onlara zarar veren fiiller için öngörülen cezalar daha caydırıcı nitelikte olmalıdır. Bu tür suçların cezalandırılmasında suçun sürekli hale getirilip getirilmediği dikkate alınmalıdır.

Mala yönelik suçlarda özellikle çocukların kullanıldığı bilinmektedir. Demokrat Parti’nin iktidarında bu kapsamda çocuk mahkemeleri yaygınlaştırılacak, çocukları suça yönlendiren veya kullanan kişiler için ağırlaştırıcı ceza ve infaz hükümleri öngören düzenlemeler yapılacak; çocuklara yönelik iyileştirme merkezlerinin sayıları artırılacak, yerel yönetimler de bu konuda teşvik edilecek ve desteklenecektir.

Demokrasinin en basit tarifi olan “başkalarının özgürlüklerinin sınırını” en iyi şekilde koruyacak yasal ve idari tedbirler alınarak, Türkiye yeniden, toplumumuzun geleneksel yapısında varolan “evinin kapısını kilitlemeye ihtiyaç duymayacak insanların yaşadığı güvenli ve huzurlu bir ülke” haline getirilecektir. Devletin otoritesi ve heybeti masum vatandaş karşısında değil, vatandaşın canına ve malına kast eden suçlular karşısında kendini gösterecektir.

Bu çerçevede, bir yandan “ahlak, erdem, hak, hukuk, meşruiyet” gibi kavramlar eğitimin temel unsuru olarak sisteme derç edilirken, diğer yandan da caydırıcılığı sağlamak üzere teknolojinin tüm imkânlarından faydalanılacaktır. Vatandaşlarımıza ve dışarıdan gelenlere ait bilgiler merkezi bir sistemde tutulacak, herhangi bir olay meydana geldiğinde, eldeki ipuçlarından suçluya en kısa sürede ulaşılması sağlanacaktır. MOBESE, başta suç yoğunluğu olan iller olmak üzere, süratle bütün ülke geneline yaygınlaştırılacaktır.

Yargılamanın adil, hızlı ve dürüst işlemesi ve infaz sisteminin de ıslah edilmesiyle, suçluların cezalandırıldıklarının görülmesi, suç işlemeye niyetli kişileri caydıracağı gibi, halkın hukuka olan güvenini de artıracaktır. Güvenlik güçlerine, adalete, hukuka olan güveni artan vatandaşlardan oluşan bir toplumda suçluların barınması giderek zorlaşacaktır.

Demokrat Parti’nin öncelikli hedeflerinden biri, etkili bir sosyal güvenlik sistemi kurmaktır. Bunun güvenlik bağlamında sağlayacağı en önemli fayda, özellikle temel hayati ihtiyaçları karşılama yönelimiyle işlenen suçların önlenmesidir. Devlet, vatandaşını aç ve açıkta bırakmadığı zaman, yasadışılığı itiyat haline getirmemiş, hayat şartlarının zorlamasıyla suça yönelmiş olan insanların suç işlemesinin önüne geçmiş olacaktır.

 
 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Teşkilat | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 38
e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi